Köşe Yazıları

[İklim İçin] Bilime inanıyor musunuz?

Merhaba sevgili Yeşil Gazete’nin İklim İçin köşesinin Türkiye konumlu okuyucuları,

Güneş tutulmasını göremediğiniz için üzgün müsünüz? 21 Ağustos 2017’de Kuzey Amerika’da tam güneş tutulması gözlemlenebilecek. Hatta ben bu satırları yazarken karanlığa gömülen insanlardan coşku dolu fotoğraflar Twitter zaman tünelime akıyor. Tüm bu güneş tutulması heyecanı aklıma 1999 yazını getirdi. O zamanki güneş tutulmasını Fethiye’de Bilim Çocuk dergisinin verdiği gözlükle izlemiştim. 1999 yılında Bilim Çocuk dergisi DNA, evrim, androidler, güneş sistemimiz falan anlatıyordu. Bilim Çocuk dergisinin tam olarak hangi sene boka sardığını anlamak için tüm sayılara baktım. İnanmazsınız ama 2002’de ilk logo değişimiyle dergi biraz basitleşiyor, 2005’de ikinci logo değişimiyle biraz daha basitleşiyor, 2009’da logo comic sans karakterlerine doğru evrilirken dergi hayat bilgisi dersi kitaplarına evriliyor. 2015 sayılarında ise artık androidler değil taksiler kapak oluyor. Aman zaten bilim bizim neyimize, Nasa’nın güneş tutulmasının canlı yayınının yorum sekmesine Recep Tayyip Erdoğan, GS Şampiyon falan yazan güzel insanlarımız varken.

Bu konuya nereden geldim. Meşhur bilim insanı, astrofizikçi Neil deGrasse Tyson “21 Ağustos’ta güneş tutulacak dediğimizde inandınız da iklim değişikliğine niye inanmıyorsunuz?” diye bir tweet attı:

 

Güzel soru Sayın Tyson.

Bu soru benim de bir süredir aklımda. Niye insanlar iklim değişikliğine inanmıyorlar? İnansalar bile niye hiçbir şey yapmıyorlar?

Current Affairs’de 11 Kasım 2016’da yayınlanan makalede Nathan J. Robinson’da kendisine benzer bir soruyu soruyor. Robinson’a göre öncelikli sorun “dünyanın sonu geldi diyenlerin pek de dünyanın sonu gelmiş gibi davranmaması”. Eğer hemen alışkanlıklarımızı değiştirmezsek cayır cayır yanacağımız, yerimizden olacağımız, kıtlık, kuraklık, hastalık ve çatışmalarla dolu bir gelecek tahayyül ediliyor. Madem durum bu kadar kötü, bu bilim insanları niye sokakta değiller? Eğer bilim insanları ve akademisyenler gerçekten iklim değişikliğine inanıyorlarsa medyaya demeç vermektense köy köy gezip iklim değişikliğini anlatmalı, iklim inkarcılarıyla bir araya gelip onlarla tartışmalılar. Obama’nın her konuşmasında iklim değişikliğinden bahsetmesi, New York Times’ın manşetinin hep iklim değişikliği hakkında olması lazım.

Robinson şöyle devam ediyor, “Bilimsel konsensus gerçekten doğruymuş gibi davranmamanın bilimsel doğruluğa gölge düşürdüğünden şüpheleniyorum.”

Buraya bir parantez açmak istiyorum: Neoliberal politikalar bize şunu söylüyor: İklim değişikliği var ve sen evindeki ampülü değiştirerek iklim değişikliğini durdurabilirsin. Hatta çocuk sahibi olmayarak 55 transatlantik uçuşun salacağı karbonun önüne geçebilirsin.

Öte yandan Chris Hedges’ın dediği gibi “Kendimize yalan söyleyip durursak iklim değişikliği ile savaşmamız imkansız.” Ampül değiştirmek ve bisikletle işe gitmek iyi ama küresel iklim değişikliğini durdurmak için yeterli değil. Küresel iklim değişikliğini durdurmamız için acilen yeni fosil yakıt çıkarmayı durdurmalı, fosil yakıt teşviklerini kesmeli, yenilenebilir enerjiye adil bir geçişi sağlamalıyız. Yani Robinson’ın dediği gibi iklim değişikliğine gerçekten inanıyorsak ampül değiştirmeyi bir kenara bırakıp sokaklara inmeliyiz.

Bir başka bakış açısı ise “bilimsel konsensus” arayışının iklim değişikliği iletişimine darbe vurduğunu söylüyor. Sosyolog Warren Pearce’in 1 Ağustos 2017 tarihli The Guardian’da yayınlanan makalesi “Akademisyenler konsensusa odaklandığı sürece iklim değişikliğini asla yenemeyeceğiz” diyor. Natural Science dergisinde yayınlanan makaleye göre bilimi kabul etmemiz için en önemli koşul konsensus olması. İklim değişikliği üzerine yapılan bilimsel araştırmaların %97’si insan kaynaklı iklim değişikliğinden söz ediyor. Amerikalıların katıldığı bir ankete göre ise sadece sekiz Amerikalıdan biri iklim değişikliği konusunda bilim dünyasında çoğunlukla (%90 veya daha fazla) fikir birliği olduğunu düşünüyor. Pearce’ın da dahil olduğu bir grup sosyal bilim insanının yaptığı araştırmaya göre istatistikler insanları bir araya getirmekte işe yaramaz, politikalar bilimsel konsensusa göre ilerlemez ya da gerilemez ve de konsensus oluşturma çabaları asıl politik sorunları apolitize etmekten başka bir işe yaramaz.

Bu tartışma daha da görünür olmaya başladı. İlk olarak şu sıralar sıkça yaşadığımız olağanüstü hava olaylarını iklim değişikliğine bağlayabilir miyiz sorusu ile kendini gösterdi. İletişim açısından bakıldığında (bu konuya daha sonra geleceğim) her hava olayına herhangi bir bilimsel kanıt sunmadan iklim değişikliği demek sonrasında gelecek olan yorumlara karşı (bu mevsimde böyle şeyler olur) hazırlıksız yakalanmamıza neden olabilir. Öte yandan o hava olayının iklim değişikliğiyle alakasını araştırıp bilimsel bir makale hazırlansa bile iklim iletişiminde biliyoruz ki insanlar istatistikleri ve çok fazla veriyi algılamıyorlar.

Bilimsel açıdan ise son dönemlerde yaşanan aşırı hava olaylarının iklim değişikliği ile bağlantısıyla ilgili raporları okumak mümkün. Örneğin 07 Ağustos 2017 tarihinde sızan ABD’nin Ulusal İklim Değerlendirmesi aşırı hava olayları ve bunlara bağlı olarak fırtına, hortum, kuraklık ya da sel gibi felaketlerin iklim değişikliğiyle bağlantısını kuruyor. (673 sayfalık raporu bir cümleyle böyle özetledim ya bana da tebrikler).

Peki her şeyi iklim değişikliğine bağlayabilir miyiz? COP21’de katıldığım bir sunumda Fransa ve Orta Doğu’da iklim değişikliği, çatışma ve göç üzerine çalışma yapan akademisyene Suriye’deki iç savaşla iklim değişikliğinin bağlantısını sorduğumda “Eğer Suriye iç savaşını iklim değişikliğine bağlarsak Esad’ın işlediği suçları aklamış oluruz” cevabını vermişti. Peki diğer durumda iklim değişikliğini apolitize etmiyor muyuz?

Tam bu konu hakkında Twitter feedimde dönen bir tartışmadan alıntı yapmak istiyorum:

 

“What We Think About When We Try Not to Think About Global Warming” kitabının yazarı Per Espen Stoknes’ın bu konuyla ilgili güzel bir örneği var. İnsan aklı uygunsuz gerçekleri bilime aykırı da olsa çok güzel bir şekilde yalanlayabiliyor. Sigaranın kansere neden olduğu bilimsel bir gerçek. İnsanlar ise bu gerçeği “Halam günde 40 sigara içiyordu hala turp gibi, amcam hiç sigara içmedi ama kanserden öldü” diyerek kendilerine uygun bir şekilde (sigarayı bırakmayacak şekilde) çarpıtabiliyorlar. Peki o zaman iklim değişikliği için niye yapmasınlar?

Devam edecek…