Köşe Yazıları

Erkeklik krizi – Menekşe Kızıldere

Kadınlar olarak, son zamanlarda toplumun genelini ilgilendiren bilimsel veya siyasi tartışmalarda konunun toplum düzeni, refah, adalet ve eşitliğe değen noktalarında toplumsal cinsiyet eşitliğinin söz konusu olmadığı durumlarda ‘erkeklik krizlerini’ seyretmeye maruz kalıyoruz.

Burada erkeklik krizi olarak tanımladığım davranış biçimi, erkek egemen toplumda erkeklerin ayrıcalıklı ve öncelikli olduğu bilinci ile yetişmiş bireyin eşitlik talebi veya eşitliğin kendisi ile karşılaştığı durumlarda erkek egemen öğretilmişliği ile içinde bulunduğu durum arasında yaşadığı çatışmadır. Bireyin öğretilmişliği ile yaşadığı çatışma elbette kolayca eşitliği anlayabilmesi, kabullenebilmesi ile sonuçlanamayacağı için kendi erkek iktidarına tehdit olarak algılanmaktadır. Bunun neticesinde bu iktidarı koruma ve savunma telaşı bir krize dönüşmektedir.

ABD Başkanı Trump’ın sadece erkeklerden oluşan bir heyetin önünde imza attığı görsele yanıt İsveç Başbakan Yardımcısı ve İklim Bakanı Isabella Lovin’den gelmişti

Aslında cinsiyet eşitliğine kimsenin itirazı yoktur görünüşte. (Cinsiyet eşitliğini kabullenmeyen bireyler bu yazının konusu değildir). Birçok birey, yetiştiği ve yaşadığı toplumun öğretilerini özümsediği gibi erkek iktidarını doğal hak olarak görmektedir. Bu sebeple, hem cinsiyet eşitliğine inanan hem de koşulsuz erkek iktidarını sürdürmek isteyen birçok birey eşitsiz ve cinsiyetçi davrandığının farkında değildir. Oysa erkek iktidarı doğal bir hak değildir. İktidarını doğasının parçası olarak gören ve bunu aşamadığının farkında dahi olmayan bireyin cinsiyet eşitliği söylemi bir paradokstur. Bu toplumun geniş kesimlerini ilgilendiren alanlarda da, daha dar çevrelerde de gözlemlenebilmektedir. Öyle ki ilgilenen kişilerin sayılı olduğu alanlarda dahi aynı erkeklik krizi ezberlenmiş söylemleri ile baş göstermektedir. Son zamanlarda en sık duyduğumuz ise ‘Nerde bu kadınlar, kadınlar var da biz mi görmedik, aslında hiç yoklar…’.

Görüldüğü üzere bir ‘biz’ ve ‘kadınlar’ algısı mevcut. Kadınların ‘biz’e dahil edilmediğinin en temel göstergesi olsa gerek. Eğer o ‘biz’ in içinde kadınlar yoksa eşitlikçi erkekler hiç var olmamış demektir. Bu söylem direk cinsiyetçi bir dil içermese dahi, iktidar dili içerdiği koşulda cinsiyetçi bir söylemdir. Buradaki iktidar dili erkek iktidarı dilidir. Bir cinsin herhangi bir üstünlüğünü karşısına başka bir cinsi alarak ifade edişi, ezici, engelleyici, yok sayıcı tabirleri cinsiyetçi iktidar dilidir.

  1. Örnek: ‘Doğurgan olmayan erkeğin doğa ile ilişkisi de zayıftır.’ Bu söylem erkeklere karşı cinsiyetçi ve ayrımcı bir ifadedir. Zira erkeğin doğa ile ilişkisi ile sadece kadına has (şimdilik) olan doğurganlığın hiçbir ilgisi yoktur. Bireyin doğa ile kurduğu ilişkinin cinsiyet ile hiçbir bağı yoktur.
  2. Örnek: ‘Genellikle erkeklerin yer aldığı mühendislik bölümlerine kadınların yerleşmemesi kendileri için daha doğru olur.’ Bu söylem kadınların ‘iyiliği’ açısından iyimser bir söylem gibi dursa da aslında özünde ayrımcı ve erkek iktidarını koruyan bir söylemdir ve cinsiyetçidir. Zira cinsiyet mühendislik eğitimi için bir kıstas değildir. Kadınların bu alandaki başarılarını ifade etmeye gerek dahi yoktur.

Bir alanda kadınların varlığını görmemek, başarılarını ve çabalarını görmezden gelmek aynı erkek iktidarını koruma çabasıdır. Maazallah bir kadın çıkar da başarı gösterirse, o şahane dört başı mamur erkek iktidar sallanıverir değil mi? Bu görmeme hali eril körlüktür. Eril körlüğün gözlendiği en komik durumlar ise kendilerini ‘feminist’ dahi sayan erkeklerin aynı göz seviyelerindeki kadınları görmemesidir.

Erkeklik krizinin altında yatan çarpık erkeklik öğretisine karşın ‘toplumsal cinsiyet eşitliğini’ anlamak artık çok kritiktir. En baştan kavramların kendisi ile başlayıp birtakım kadın gözü ile şahsi analizlerimi dikkatinize sunmak isterim. Belki de kavramları hatırlatmak çarpık anlayışın az da olsa sarsılmasına bir katkı sunar. Kim bilir…

Toplumsal cinsiyet eşitliği nedir?

Biyolojik olarak kadın ya da erkek olarak tanımlanmamız ‘cinsiyet’ olarak tanımlanırken, toplum içindeki kültürel ve sosyal rollerimiz ise toplumsal cinsiyet olarak tanımlanmıştır. İngilizce’de ‘gender’ olarak ifade edilen kavramın Türkçe karşılığı toplumsal cinsiyettir. Kavramın kendi içinde de ifade edildiği gibi cinsiyet rolleri, sosyal ilişkiler ve kültüre bağlı olarak belirlenmektedir.

Halihazırdaki sosyal yapı içerisinde tüm cinsiyet gruplarının (sadece biyolojik kadınlar ve erkekler değil, kendini hissettiği cinsiyette tanımlayan tüm bireyler) eşit haklara sahip olması ise ‘toplumsal cinsiyet eşitliği’dir. Toplumsal cinsiyet eşitliği sosyal adaletin kalbindedir. Buradan hareket ile sağlıklı bir toplum ve sosyal yapı için ve de bu yapı içerisinde sağlanacak adaletin baki olması için toplumsal cinsiyet eşitliği temel taştır.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Anlamak

Sadece toplumun değil bireyin de adil, eşitliği özümsemiş ve ‘sağlıklı’ olması için toplumsal cinsiyet eşitliğini doğru anlaması gerekmektedir. Kapalı ve muhafazakâr kültürlerde bu kavramın anlaşılması ve oturması zordur. Özellikle çarpık bir ‘erkeklik’ öğretisi ile yetişmiş erkek bireylerin baskın olduğu toplumlarda, anlaşılmasının olanaksızlığı ile birlikte bir de doğru anlaşılamaması mümkündür.

Toplumsal cinsiyet eşitliği gözetmeyen bireyleri bir yana bırakırsak (başlı başına ayrı bir konu), cinsiyet eşitliğini anladığı ve özümsediğini varsayan bireylerin dahi içine düştüğü sinsi cinsiyetçilik durumları mevcuttur. Bu sebeple toplumsal cinsiyet eşitliğini anlamak için bunu tartışmak, başka alanların içinde tartışmak gereklidir. Örneğin sadece erkeklerin kendi aralarında tartıştığı toplumsal cinsiyet eşitliği neticesinde güdüktür ve eksiktir. Diğer cinsi dahil etmeden yürütülen tartışmaların kadın haklarının tartışıldığı toplantılarda sadece erkeklerin yer almasından hiçbir farkı yoktur. Bu durum bize kadınların oy hakkı mücadelesi verirken karar alıcı erkeklerin bunu kendi aralarında değerlendirip kadınları gözetmedikleri için tekrar tekrar içine düştükleri yanlışları hatırlatmaktadır. Bu çağda erkekler için ne vahim bir durum bu…

Görünmez kadınlar ve görünmeyen cinsiyetçilik

Ne zaman bir yerlerde, ekseriyetle sosyal olarak erkeklerin baskın olduğu ortamlarda, ‘Kadın vardı da biz mi dahil etmedik?’ serzenişini duysam aklıma direk, toplumsal cinsiyet konusunda ortaya atılan altı kuramdan sonuncusu ‘Sosyal Baskınlık Kuramı’ gelir.

Kurama göre bir grup içerisinde kendi statüsünü yüksek gören kişinin, sosyal olarak da baskın olmaya yönelimi vardır. Aslında ‘kadın var mı, vardı da biz mi görmedik’ serzenişinin temelinde gerçekten kadınları görmemek yatmaktadır. Kadınları ve kadınlığı görmemek, eril körlük, aynı çarpık erkeklik anlayışı sebebi ile erkek egemenliğinin yeniden ve yeniden üretilmesidir. Herhangi bir alanda erkek egemenliği zehirlidir. Dili ve davranışları zehirler ayrıca bulaşıcıdır. Bu eril körlük sinsi bir cinsiyetçiliği doğurur. Örneğin; bilim adamı, insanoğlu, doğa ana, ana vatan… gibi eşitlikten uzak cinsiyet rollerini ifade eden dil bu sinsi cinsiyetçiliğin bir göstergesidir. (Bu kelimeler sembolik olarak seçilmiştir). Davranışlarda sinsi cinsiyetçiliğe örnek olarak, herhangi bir konuyu hep ve sadece ‘erkekler’ olarak  değerlendirmekten dahi rahatsızlık duymamak bir tarafa bunu sorgulayan kadınlara cinsiyetçilik atfetmek belirgin bir örnektir. Hak ve eşitlik talep eden kadınların hizipleştirici, çıkıntı, sorun, çok önemli tartışmaları sekteye uğratan, işin özünü kaçıran, cinsiyetçi ve ayrımcı ilan edilmesi hep eril körlüğün sinsi cinsiyetçilikdir.

Eril körlük kadınları görünmez kılarken, sinsi cinsiyetçiliği yayar yükseltir. Kadınların bu eril körler tarafından görülmeye ihtiyacı var mıdır? Hayır! Çünkü görmek zorunda kalacaklar. Artık kadınların erkek iktidarının ve cinsiyetçiliğin hiçbir formuna tahammülü kalmamıştır. Bu durumu kabullenmeyeceklerdir.

Anlayışı ve bakışı çarpık olmayan sağlıklı bireyler olmak için birbirimizi anlamaya ihtiyacımız var. Birbirimizi yok sayarak anlayabilmemiz mümkün değildir. Cinsiyet eşitliğinin olmadığı toplumlarda ahlakın, etik değerlerin, insanlık değerlerinin çökmesi kaçınılmazdır. Bu da bireylerde başlamaktadır. Dilimize ve davranışlarımıza bu zehirin bulaşmaması dileği ile…

Ne eşitlikçi erkekler vardı, aslında hiç yoktular.

 

Menekşe Kızıldere

Kadın mühendis, kadın iklim aktivisti