[Kedi-Siz] Elif Sofya: Hayvanlar insan yiyeceği değildir, yemiyorum diye niye ahlaklı sayılayım!

Bir İrlanda Atasözü diyor ki;

Kedilerden hoşlanmayan insanlardan uzak durun.

Oysa yazar da konukları da İrlandalı değil. Onlar sadece kedilere gönül vermişler. Tolga Öztorun her hafta kendi sevdiği kedicileri sizin için misafir ediyor.

[Kedi-Siz] kedisiz yaşayamayanların toplanma noktası. Her cumartesi sizinle…

***

Daha önce hiç yüz yüze gelmemiş olsak da çok enteresan bir bağ var bizim aramızda…

Biz onun ile aynı okuldan mezunuz. O sizin bildiğiniz okullardan değil.

Haklı hayvan hakları davasında aynı hocanın öğrencileriyiz. Bugün eğer hayvanlar ile ilgili bir arpa boyu yol alabildik ise tamamen ilk öğretmenimiz sayesinde oldu.

Bir derya deniz olan en kıymetlim Emel Hocam’ın kızı o. Siz onu Panter Emel diye tanıyorsunuz, ben onu Emel Abla diye…

Her ikimizin de bu konuda vicdanımızın gelişmesinde Panter Emel’in katkısı sonsuzdur. İşte bu sebep ile bu tuhaf bir röportaj olacak.

Çünkü o Elif Sofya

***

16 – Elif Sofya: Hayvanlar insan yiyeceği değildir, yemiyorum diye niye ahlaklı sayılayım!

Tolga Öztorun: Geçenlerde Twitter da bir mesaj paylaştınız tam olarak şöyle diyordunuz; “İnsanlar çok fazla şey yiyor… Aç olduklarından değil üstelik” ve ben okuduğum an dedim ki, “Evet biz aynı hocanın öğrencileriyiz”

Senelerdir hayvan hakları savunucularının hayvan yemesi konusunda rahatsızlığımı dile getiriyorum. Biraz et obur – ot obur sorunsalından konuşalım mı?

Elif Sofya: İnsanın, biyolojik yapısıyla ot obur bir canlı olduğu gerçeği ortada, ancak kültürel kodlar, damak zevki, bir canlıyı öldürüp onu yiyebilme kudretine sahip olmaktan dolayı sürekli şişirilen ego, insanların et obur bir beslenme biçimini sürdürmelerini sağlıyor.

Hayvan haklarını savunanların çok büyük bir bölümünde, hayvan özgürlüğüne gölge düşüren tutarsızlıklar elbette mevcut.  Bir eliyle köpeğin başını okşarken, diğer eliyle de döner dürüm yiyen pek çok hayvan sever tanıyorum.

Vegan – vejetaryen beslenme biçimini seçenlerin pek çoğu bunu etik nedenlerle seçtiklerini söylüyor. Bu ifade de son derece türcü ve insanı yücelten bir anlam taşıyor. Yani “biz o kadar ahlaklı insanlarız ki, istesek yeriz ama yemiyoruz” demek oluyor.

Ben ise sadece, biyolojik açıdan et obur bir canlı olmadığım için yemiyorum. Hayvanları yemiyorum diye niçin ahlaklı sayılayım. Zaten hayvanlar, insanların yiyeceği değildir.

Tolga Öztorun: Bazı simgeler var mesela hayvanların üzerine yapışıp kalmış, hep güldüğüne inanılan eğlence dünyasının kölesi yunuslar, sadece genlerinden dolayı siyah olan uğursuz kediler ve aptal siyasetçilerin özgürlük diye bağırırken ellerinde oyuncak ettiği beyaz güvercinler…

Bazen bu konuda avaz avaz bağırmak istiyorum. Nasıl olur da insanlar bunu anlayamıyor?

Elif Sofya: Hayvanların sömürülme çeşitliliği akıl almaz boyutlardadır aslında ve gündelik hayatın içinde o kadar fark edilmez ki bu. Bir kentin herhangi bir caddesinde yürürken karşımıza çıkacak hayvan sömürüsüne ve katliamına ilişkin manzaraları sıraladığımızda durumun ürkütücü boyutunu da anlayabiliriz kuşkusuz.

Hayvan bedenlerinin şişlere takılıp çevrildiği dükkân camekânları, hayvan derilerinden yapılmış ayakkabı, çizme, çanta, mont ve kürklerin sergilendiği ışıklı mağazalar, hayvanlar üzerinde yapılan deneylerle güvenilirliği kanıtlanmış ilaçların ve kozmetiklerin satıldığı eczaneler, bir köşede üzerinde bir tavşanın durduğu tablada niyet çektiren bir adam, küçücük kafeslerde işememeleri için susuz bırakılan pek çok hayvanın bulunduğu petshoplar, bir başka köşede çocukların eğlenmesi için mavi, yeşil, pembe, mor, kırmızı renklere boyanmış başka bir türün satılık çocukları olan civcivleri görürüz.

Bütün bu güzellikleri taçlandıran bir müzik sesi gelir bir başka köşeden; bir hayvanın derisinin içine nefesini üfleyerek tulum çalar biri, bir başkası yine bir hayvanın derisinin gerildiği darbukayla ritim tutar, biraz ileride balıkçı tezgâhında son nefeslerini verdikçe çırpınan balıklar vardır. Caddenin en büyük ilan panosunun üzerinde bir sirkin rengârenk afişi yer alır, balerin eteği giymekten mutlu olan ayılar, pedal çevirmekten zevk alan finolar, ateş çemberinden atlamaya meraklı aslanların keyifli dünyasına inanmaya davet eder bizi bu afiş, gösteriye hazırlanan hayvanların yaşadıkları işkence, dayak ve akıl almaz ceza metotları, sadece biz insanların iyice eğlenebilmesi ve şovun kusursuz olması içindir.

Caddenin çıkışındaki geniş alan hayvanat bahçesine ayrılmıştır, kafeslerde doğalarından kopartılmış pek çok hayvan bizim seyir nesnemiz olmak üzere beklemektedir, kentin göbeğinde kafese tıkılmış bir fil ya da kutup ayısının bulunması son derece olağan ve kabul gören bir uygulamadır. Bir başka uzak köşede belediyenin hayvan barınağı ile karşılaşırız, burada insanların evlerde ya da sokaklarda birlikte yaşamaya tahammül edemedikleri kediler ve köpekler vardır genellikle, tutuldukları ortamın şartları toplama kamplarından farksızdır. Kentin en uzak köşelerinden birinde ise mezbaha bulunur, pek çoğumuz mezbahayı görmemişizdir ama orada olduğunu biliriz, orada neler olduğunu da biliriz, marketin kasap reyonunda paketlenmiş olarak karşımıza çıkan pirzolaların, but ve kol parçalarının insan olmayan bir canlıya ait olması onları alıp tüketmemiz için yeterlidir.

Bütün bunlar gündelik hayatımızın en sıradan parçalarıdır. Sıradan faşizm tam da budur ve Theoro Adorno’nun söylediği gibi; “Auschwitz, bir insan bir mezbahaya bakıp da “ama onlar hayvan” diye düşündüğü zaman başlar.”

Tolga Öztorun: Türk edebiyatında kedilerin özel bir yeri var, şükür ki hayatımızda Lale Müdür, Bilge Karasu, Buket Uzuner, Enis Batur, Sait Faik, Peyami Safa, Mine Söğüt ve de siz gibileri var.

Peki, nedir bu kedicilerin ortak noktası? Neden bu kedi tutkusu? Neden ille de kedi?

Elif Sofya: Edebiyatçılardaki kedi tutkusunun sanırım şöyle bir açıklaması olabilir: Yazın uğraşı, sessiz, sakin, dingin ve alabildiğine özgür ilerler. Kediye ait pek çok özellik de böyledir.

Büyük ihtimalle yazma tutkusuna sahip olanlar kedilere de aynı tutkuyla bağlanıyorlar.  Ben kedili bir ortamın içine doğdum, hayatımda hep kediler vardı. Her biri farklı kişiliklere sahip o kadar çok kedi tanıma, onlarla birlikte yaşama şansım oldu ki, bunu hayatımın en büyük zenginliği sayarım.

Tolga Öztorun: Teşekkür ediyorum, iyi ki varsınız.

 

Röportaj: Tolga Öztorun

(Yeşil Gazete)

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page