Ekolojik domates darbe karşıtı mıdır? – Umut Kocagöz

Geçtiğimiz yıl bize göre yaz Brezilya’ya göre kış aylarıydı. Brezilya büyük ülke, aynı anda bize göre hem yaz hem de kış sayılabilecek mevsimleri yaşayan bölgeleri var. Bize göre yaz onlara göre kış sayılan bu dönemde, Brezilya’nın orta bölgesi sayılabilecek Minas Gerais eyaletinde, Topraksız Kır İşçileri Hareketi – MST tarafından düzenlenen “Sanat ve Kültür Festivali” için Belo Horizonte kentindeydik.

Bu büyük ülkenin farklı bir çok eyaletinden gelen topraksızlar işgal ettikleri topraklarda yetiştirdikleri ekolojik ürünleri satıyorlardı. Festival alanının bir bölümü “köylü pazarı” olarak çevrelenmişti. Festival “sanat ve kültür” festivaliydi, ve köylü pazarı festivalin en büyük parçasıydı. Çünkü topraksızlar için üretim, hem gıda, hem kültür, hem sanat üretimi idi. Hepsi iç içe geçmişti.

Köylü pazarının hemen yanında “gastronomi fuarı” yer alıyordu. Yine farklı Brezilya eyaletlerinden gelen topraksız köylüler burada yöresel yemekleri pişiriyordu. Aslında konsept olarak Türkiye’deki, örneğin “Rize İli Hemşin Yöresi Günleri” gibi bir etkinlikten çok da farklı değildi. Her coğrafyanın kendine haslığını içeren kültürel farklar vardı yalnızca. Bir de gitar çalan, şiir okuyan, gıdanın ve tarımın geleceğine dair paneller düzenleyen, yürüyüşler yapan bir topraksız köylüler hareketi.[1]

Festival kapsamında düzenlenen en coşkulu etkinliklerden bir tanesi, MST’nin en tanınmış lideri olan João Pedro Stedile’nin katıldığı paneldi. Stedile, sanırım katıldığı bir çok etkinlikte yaptığı gibi konuşmasına “konjonktür analizi” ile başladı.

Malum, Brezilya’da o zamanlar Türkiye gibi sıcak günler yaşıyordu. Nisan ayında başlayan parlamenter darbe girişimi sonrası Temer hükümeti iktidara el koymuştu.[2] Temer hükümeti tarım şirketlerinin temsilciliğini üstlenmiş bürokratlardan oluşuyordu. Brezilya, zaten yükselen bir şirket tarımcılığı (agrobusiness) ülkesiydi. Ancak bazı pürüzler öyle kolay giderilmiyor. Temer hükümeti, kırdaki pürüzlerin ortadan kaldırılması, tarımda şirketleşmenin, kırda maden ve baraj gibi mega projeler ile yıkımın, yani kırsal adaletsizliğin temsilcisi olacak bir hükümeti ifade ediyordu. İşe toplumsal hareketleri marjinalleştirerek başlamıştı.

Temmuz ayının ortasını geçmiştik. Festival 20-24 Temmuz tarihlerindeydi. Festivalin hemen öncesinde, Türkiye’de bir darbe girişimi yaşanmıştı. Yaşananlar son derece korkutucu, ama Brezilya tarihi ile paralellik de şaşırtıcıydı. Merakla Türkiye tarımının gidişatının ne olacağını beklemeye başlamıştım.

Stedile, konjonktür analizi sonrasında, topraksız köylülerin bir hareket olarak nasıl görevler üstlenmesi gerektiğine geçerdi. Sonra da bunu Brezilya’nın geneli ile ilişkilendirirdi. Yani hem topraksızlar için görevler ve misyon biçerdi, hem de bu misyonun Brezilya halkı ile ilişkisini tanımlardı.

Ne dedik, Brezilya hükümeti büyük toprak sahiplerinin (latifundo), tarım şirketlerinin temsilciliğini yapıyordu. Dolayısıyla, tarımda endüstriyelleşmenin, şirketleşmenin savunuculuğunu yapıyor, tarım şirketlerinin önünü açacak yasal düzenlemelere gidiyordu. Bu düzenlemelerin başında ise, şirket tarımcılığının temeli olan, kimyasal girdisi yüksek; tohumda, toprak bakımında, bitki bakımında şirketlere bağımlı; zehirli, sağlıksız, endüstriyel tarım modelinin ve buna bağlı olarak endüstriyel gıda sisteminin güçlendirilmesi ve yaygınlaştırılması yatıyordu.

Stedile çıktı, beni hala çok etkileyen, aradaki bağlantıyı çok iyi özetleyen bir kaç cümle söyledi:

  • “Topraksızlar, işgal ettikleri topraklarda yerel tohumlarla üretilmiş, kimyasal girdi kullanmadan, ekolojik tarım (agroekoloji) yöntemlerine dayalı bir tarımsal model uygulamaktadır.”
  • “Topraksızlar, yerli ırk hayvanlara, iklim ve toprak şartlarına uyumlu, bitkisel üretimle bütünleşik bir hayvancılık yapmaktadır.”
  • “Topraksızlar, üretimlerinin büyük bir kısmını yerel yönetimlerle anlaşmalar çerçevesinde okullara ve hastanelere satmaktadır. Böylece ekolojik tarım desteklenmekte, halk sağlıklı beslenmektedir.”
  • “Topraksızlar’ın bu ülkede ürettiği her bir ürün, yukarıdaki gerekçelerle, tarım şirketlerine, endüstriyel gıda kompleksine karşıdır. Topraksızların ürettikleri her bir ürün, yani ekolojik tarım ürünü, Temer darbe hükümetine karşıdır.”
  • “Her bir ekolojik ürün, darbe karşıtı üründür.”

Bu sözlerin ne anlama geldiği, Brezilya konjonktüründe ve o günlerde son derece berraktı. Peki durum Türkiye açısından nasıl görünüyordu. Bir benzerlik kurulabilir miydi? Türkiye’de ekolojik tarım yapan çiftçilerin mesela “darbe karşıtı” oldukları söylenebilir miydi?

Gerçi önemli olan belki de neye karşı olduğumuz değil. Nasıl olsa bu ülkede bir çok lobi var, ve tarımda da bu lobiler devrede: faiz lobisi, et ve süt lobisi, ithalat lobisi, tohum lobisi, gibi… Dolayısıyla hepsine birden karşı olmayı saymanın anlamı bir yerden sonra yitiyor. Sanıyorum ki ülkemizde bugün mevcut kutuplaşma handikabının ötesine gidecek, pozitif bir şeylere ihtiyaç var. Tarım ve gıda alanında, pozitif, alternatif, kurucu, yerel, özgün bir model geliştirmek, belki de bir çok şeyin ilacı olur, ne dersiniz?

Geçtiğimiz hafta “Siz yemek yemiyor musunuz?” diye sormuştuk.[3] Herkes ekmek parası için çalışıyor, kazandığı parayla gidip GDOlu ekmek satın alıyor. Bunu değiştirmek için Türkiye’nin tarım ve gıda modelini değiştirmek gerekiyor.

Bir yandan hala çiftçiyi gerçek anlamıyla desteklemeyen bir tarımsal modelimiz mevcut. Bir yandan ise Türkiye’de yaşayan büyük bir kesimin sağlıksız, niteliksiz beslendiğini söylemek mümkün. Dolayısıyla, ekolojik yöntemlerle üretilen ürünlerin, hangi lobilerin ekmeğine taş koyacağını bilemeyiz belki, ancak toplumun genelinin çıkarına hizmet edeceğini söylemek zor değil.

Gıda ve tarım modeline dair her bir sorun çıktığında o yüzden aklıma Stedile gelir. Çünkü biz de topraksızlar gibi, bir yandan sağlıklı, besleyici, nitelikli gıda temelli bir üretim-tüketim modeli talep etmek, hem de bir yandan bu modeli inşa etmekle yükümlüyüz. Bunun için, tıpkı MST’nin yaptığı gibi, halkın tarım ve gıda politikasını merkezine alan bir model üretmemiz gerekiyor. Bu ülkenin genç ve yaşlı, kadın ve erkek çiftçileri, kent sakinleri, memurları, öğrencileri ve çalışanları olarak bunu yapabilir miyiz?

[1] Festivale ilişkin daha kapsamlı bir anlatı ve değerlendirme için bknz: “Tarım Reformu Mücadelesi Yeni Bir Toplum Mücadelesidir” https://www.karasaban.net/tarim-reformu-mucadelesi-yeni-bir-toplum-mucadelesidir/

[2] Darbe sürecine ilişkin bknz: Brezilya, Darbe, Çiftçiler, ve MST. Peter Rossett ile röportaj. https://www.karasaban.net/brezilya-darbe-ciftciler-ve-mst/

[3] https://yesilgazete.org/blog/2017/08/05/yoksa-siz-yemek-yemiyor-musunuz-umut-kocagoz/

 

Umut Kocagöz

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page