Dünya gençleri 535 trilyon dolarlık iklim faturası ile karşı karşıya

Climate News Network’te Tim Radford imzası ile yayınlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Yaren Köse‘nin çevirisi ile paylaşıyoruz

***

Bir sonraki nesil, iklim değişikliği ile baş edebilmek uğruna, ispat edilmemiş ve spekülatif teknolojilere 535 trilyon dolar ödemek zorunda kalacak.

Gençler iklim değişikliğine karşı protestoda, New York, Eylül 2014. Resim: Thomas Good

En tanınmış iklim bilim insanlarından biri, dünyayı yaşanabilir ısıda tutmak ve iklim değişikliği ile küresel ısınmayı kontrol altına almak için geleceğin genç yurttaşlarının karşı karşıya kalacağı ekonomik yükü hesapladı: 535 trilyon dolarlık bir fatura.

Bu tutarın büyük bir kısmı, 2100 yılına kadar atmosferden 1000 milyar ton karbondioksiti çekmek için tasarlanmış pahalı teknolojilere gidecek.

Elbette, sera gazı salınımlarını şu andan itibaren yılda %6 kadar azaltmaya başlarsak, yüzyıl sonunda zorlu görev 150 milyar tonu atmosferden çıkarmak olacak. Earth System Dynamics dergisinde yayınlanan yeni bir makaleye göre, bunun çoğu yalnızca daha iyi bir orman ve tarım yönetimi ile bile erişilebilecek bir miktar.

ABD, Fransa, Çin, Birleşik Krallık ve Avustralya’dan araştırmacıların yazdığı makale iki sava dayanıyor.

Yavaş Başlangıç

Her ne kadar dünya devletleri, Paris 2015’de küresel ısınmayı kontrol altına almak adına ısı artışını 2100 yılına kadar son buzul çağından bu yana hesaplanmış ortalama küresel ısıya oranla 2°C aşağı çekmeye söz vermiş olsalar da, ortak uluslararası tutumun eyleme dönüşmesi yavaş oldu. Devletlerin biri, yani ABD, Paris Anlaşması’ndan çekileceğini duyurdu bile.

Diğer sav ise, insanların gelecek on yıllarda bu zorlu görevi başarsalar bile çok geç kalmış olabilecekleri: atmosferdeki sera gazı yoğunluğu seviyesi öyle bir noktaya erişebilir ki, uzun vadede dünyayı deniz seviyelerinin metrelerce yükseldiği ve beraberinde ekonomik ve insani felaketler silsilesini getirdiği bir döneme mahkum edebilir.

Çalışmayı yürüten Kolombiya Üniversitesi Dünya Enstitüsü’nden James Hansen, ‘Devam eden yüksek fosil yakıt salınımları genç insanları devasa ve çok pahalı bir temizlik problemi ve iklimin artan zararlı etkileri ile yüz yüze bırakacak. Bu hükümetleri daha fazla gecikmeden enerji politikalarını değiştirmeye teşvik etmeli ve yükümlü kılmalı.’ diyor.

Profesör Hansen, ABD uzay ajansı NASA’nın Uzay Araştırmaları Enstitüsü yürütücüsü olarak, 1988 yılında Kuzey Amerika kıtasında yaşanan ciddi kuraklık ve ısı dalgası sonrası yaptığı açıklama ile dünya basınında manşetlerde yer almıştı. O zaman Washington senato komitesine şöyle demişti: ‘Artık boş konuşmayı bırakmalı ve sera gazı etkisinin kendini gösterdiğine işaret eden güçlü kanıtların olduğunu söylemeliyiz.’

Yasal Delil

Bu tek cümle ile Hansen, iklim bilimini politik gündemde süre giden bir madde haline getirdi. Ancak son çalışma aynı zamanda yasal bir tartışmanın da parçası. Bu ifade, Juliana et al, ABD’ye karşı isimli bir davada delil olarak yer alıyor.

Dava son ABD yönetimi sırasında başlamıştı. Ancak, iklim değişikliği kanıtlarını ‘asılsız’ diyerek görmezden gelen yeni ABD başkanı Donald Trump’ın adı da artık davada geçiyor.

Profesör Hansen, tarihi Paris Anlaşması’nın hedeflerinin bile milyonların maruz kalacağı felaketlerin ve göçün önüne geçemeyeceğini savunuyor.

Hansen’e göre, ‘Küresel ısınma limiti hedefini endüstri devrimi öncesi seviyeye ile kıyaslayarak en fazla +2°C olarak koymanın yetersiz olduğunu gösteriyoruz. +2°C Eemian döneminden daha sıcak demektir, ki bu dönemde deniz seviyesi bugüne göre 6-9 metre daha yükseğe ulaşmıştı.’

Düşük CO2

Bu tartışmaların özünde, iklim bilimcilerin karbon bütçesi ve iklim duyarlılığı olarak adlandırdığı ölçülemezler yer alıyor. Bu meselelerin ilki, atmosfere önce sera gazı salan ve sonra da bunu emen  karasal ve okyanussal süreçler. İkincisi ise, karbondioksit seviyelerindeki bir değişimin ortalama küresel ısı açısından gerçekten ne anlama geldiğini hesaplama sorunu.

İnsanlık tarihinin büyük bir kısmında, CO2 seviyeleri 280 milyonda bir seviyesinde seyretti. Bu seviye, iki yüzyıllık fosil yakıt tüketiminin sonucu olarak, geçtiğimiz iki yılda 400 milyonda bire ulaştı. Ortalama küresel ısı yaklaşık 1°C artarken, 2016’da 1.3°C’lik rekor bir ölçüm kaydedildi.

Profesör Hansen ve meslektaşları, atmosferdeki  CO2 seviyelerinin 350 milyonda bire indiğini ve bu yüzyılın sonunda ortalama küresel ısı artışının 1°C ‘den fazla olmayacak bir seviyeye düştüğünü görmek istiyorlar.

Eğer dünya devletleri bunu gerçekleştirmek için iş birliğine giderlerse, asıl zor iş olan havadan karbondioksit fazlasını çıkarma işi, dünyanın büyük ormanlarına bırakılabilir.

‘Açıkça görülüyor ki hükümetler bu problemi genç insanların omuzlarına yüklüyor. Bu ne kolay ne de ucuz olacak.’

Ancak karbon salınımı yılda %2 oranında artmaya devam ederse (ve bu yüzyılda daha bile hızlı arttı) şu anda çocuk olanlar karbondioksitin yakalanıp, sıkıştırılıp yer altında saklanabileceği inancına dayanan, çok pahalı bir teknolojik çözüme teslim olmak zorunda kalacaklar.

Bunu kayda değer ölçüde nasıl yapacağını kimse bilmiyor. Yapılabilse bile, çok pahalı olacak: tahmini 500 trilyon Euro ya da 535 trilyon Dolar.  Hansen, ‘Açıkça görülüyor ki, hükümetler bu problemi genç insanların omuzlarına yüklüyor. Bu ne kolay ne de ucuz olacak.’ diyor. ‘Genç insanlara bırakılan bu yükü rakamlara döktük. ABD hükümetine karşı açılan davanın yanında, diğer hükümetlere de açılabilecek davalarda da destek olmasını istedik.’

 

Haberin İngilizce orijinali  

Muhabir: Tim Radford

Yeşil Gazete için çeviren: Yaren Köse

 

(Yeşil Gazete, Climate News Network)

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page