‘kıyafetime dokunma’ ya da ezber yeniden…

Bu yazı ilgili sitenin bilgisi dahilinde redsistadergi.wordpress.com/ dan alınmıştır

Son dönemde kadınların giysileri gerekçe gösterilerek artan erkek şiddeti gündemde. Bu saldırılar elbette kadınların giysileri-hangi saatte nerede oldukları-kahkaha atmaları ve aslında bakarsanız var oluşlarına yönelik. Özel olarak kamuoyunun gündemine oturan saldırılarda gördüğümüz kadınların giysilerini ve ‘incinen(!) manevi hassasiyetlerini’ gerekçe gösteren saldırganlar. Erkek şiddetinin kurduğu dil ‘ramazanda mini etek giyilmesi, islami kurallara uygun olarak atılan tekme, manevi değerlere aykırılık’ gibi sokakta islami kuralları fiili olarak yürürlüğe koymaya çalışan bir güruhun var olduğunu gösteriyor. Tabii bu saldırgan erkekler, sırtını etkili yargılama yapmayan yargıya, her fırsatta kadınlara ‘hadlerini, fıtratlarını, yerlerini’ bildiren siyasi iktidara ve onun eğitimden sağlığa-iş yaşamından en son müftüleri nikah memuru yapmayı kafaya koyarak medeni kanuna kadar islami kurallara göre şekillenmiş bir toplum yaratmak için attığı adımlara ve düzenlemelere dayıyorlar.

Dolayısıyla ‘şortumu giyerim sokağa çıkarım’ cümlesi arkasında tüm bunlara karşı durmayı içeren bir derinliğe sahip olabiliyor coğrafyamızda bu zaman diliminde. Fakat bu cümle ‘şort da giyerim türban da takarım bana karışamazsın’ şeklinde modifiye edildiğinde ne yazık ki gerçekliği görmezden gelmek anlamını taşıyor. Bir şekilde sağından solundan dolaşıp esas sorun olan gerici-islamcı saldırıyı ve iktidarı pas geçmek ancak mücadelenin yönünü saptırmak olarak görülebilir. Sevgi Soysal bizim yerimize özetlemiş: ‘Her şey her zaman anlatılabilir yeter ki bulanık bir kafanın ürünü olmasın’

Eğitimde dinselleşme ile 4-5 yaşında türban taktırılan, 4. sınıfın sonunda okuldan alınan ve kuran kursuna gönderilen, Ensar gibi cemaat-tarikat okullarına-yurtlarına mahkum bırakılan kız çocuklarının yaşadıkları geleceğimizin ve hayatımızın karşısındaki karanlıkla öyle adı konulmadan mücadele etmenin mümkün olmadığını gösteriyor. Yukarıdan aşağıya şekillendirilmeye çalışılan islamcı gerici bu toplum yapısı şimdi bir de kendini sokakta kadınlara saldırarak tahkim etmeye çalışıyor. Tüm bunlar hiç yaşanmamışcasına, AKP iktidarının başlangıç noktalarından biri olan ‘türban tartışmasını’ kadınların özgürlük ve laiklik mücadelesinin önüne çıkarmak ancak AKP’nin liberaller eliyle yazıp yayınladığı, sonunu 15 yıllık tecrübeyle her gün gördüğümüz ‘ileri demokrasi’ kitabını baştan okumaya çalışmaktır. Özgecan Aslan’ın katledilmesinin ardından da AKP benzer bir yola başvurmuş, bütünüyle erkek adalet üzerine kurulu islamcı gerici sisteminin üzerini kapatmak için tecavüzcülere karşı şerri hadım yasaları önermişti.

Kadınların sokakta yürümesine dahi tahammülü olmayan, toplum tahayyüllerinde kadının yerinin ancak evde anne olarak gören bu ataerkil ve gerici düzenle ancak kadınların laiklik, özgürlük ve yaşam için seslerini yükseltmesiyle mücadele edilebilir.

Bu yazı ilgili sitenin bilgisi dahilinde redsistadergi.wordpress.com/ dan alınmıştır

 

(Redsista Dergi)

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page