ManşetTürkiye

‘Hayatta tek dikili ağaçları çocukları olan gazetecilerle baş edemezsiniz’: Cumhuriyet davası devam ediyor

Cumhuriyet gazetesi yönetici, yazar, muhabir ve avukatları hakkındaki dava, gözaltılardan 9 ay, iddianamenin hazırlanmasından 3 ay sonra önceki gün başladı. 12’si tutuklu 19 kişinin yargılandığı davaya devam edildi.

Dün yapılan duruşmada gazetenin avukatlarından Bülent Utku ve genel yayın yönetmeni Murat Sabuncu, okur temsilcisi Güray Öz ve vakıf yöneticilerinden Önder Çelik ile Mustafa Kemal Güngör suçlamalara cevap verdi.

‘Adeta’larla dolu bir iddianame

Savunmasına davanın başladığı günün Türkiye’deki gazeteciler için önemli bir gün olduğunu hatırlatarak başlayan Sabuncu “Davanın başladığı gün gazetecilerin bayramıdır. Bizler bayram günü yargılanmaya başlanan gazetecileriz. Dün basın bayramıydı, biz gazeteciliği, haberleri savunmak durumunda kaldık. İddianameyi hazırlayan savcılar adetaları çok seviyor. Adetalarla dolu adeta bir iddianame Sayın Başkan” dedi.

“Bağımsız gazeteciliğin bedeli tutuklanmak”

Sabuncu savunmasına şöyle devam etti:

“Türkiye’de bağımsız gazeteciliğin bedeli tutuklanmak, cezaevine konmak ve savunma için 9 ay beklemek. Bir gazeteci herkesle temas eder ama mesafesini korur. ‘Bylock’ kullanan 18.000 kişi varken 13 kişiyle görüşmüşüm. Mehmet Ekinci ile konuştum. Odatv yargıcı idi. Ömürlerinden iki yıl çaldığınız, dokunanın yandığı arkadaşlarımızın görüşmecisi idim. Herkes Ahmet Şık’ın kitabı İmamın Ordusu’nun peşindeydi. Korkusuz 100 kişi tarafından basıldı. O 100 yayıncıdan biri de benim.”

Murat Sabuncu, mahkeme heyetine darbe girişimi sonrası (16 Temmuz) Cumhuriyet’i göstererek şunları söyledi:

“İddianameye girmeyen başyazıyı da göstereceğim. O gece 12.00’de uçaklar uçarken bizim başlığımız hazırdı: Darbeye Karşıyız Çözüm Demokrasi. Gazetenin GYY odasının bir penceresinin mezarlığa diğeri Adliye’ye bakıyor. ‘Cumhuriyet’in hayatı bu arada geçti.”

“Pensilvanya’ya hiç gitmedim”

Murat Sabuncu, Mahkeme Başkanı’nın sorularına şöyle cevap vererek savunmasını noktaladı:

“Ben Pensilvanya’ya hiç gitmedim. Gülen bana koku hediye etti, kalem hediye etti diyen gazeteci olmadım. Gülen’i öven tek yazım yok.”

Sabuncu’nun ardından gazetenin avukatlarından Bülent Utku’nun savunmasına geçildi.

Utku ‘Zamanın koşullarını, ruhunu sadece 15 Temmuz Darbe Girişimi ve bu darbe girişimine karşı alınan önlemlerle açıklamak yetersiz kalır. 15 Temmuz’a gelene kadar, kişisel olarak hem ben hem de Cumhuriyet gazetesi, bu ‘siyasal İslam-muhafazakâr’ örgütlenmeye muhalif yerde konumlandık’ dedi.

Çizim: Murat Başol – BirGün

“Gazetecilik cesaret işidir”

Gezeteciliğin cesaret işi olduğunu aktaran Utku şunları söyledi: “Herkesin cesur davranması beklenemez. Ama bazı kişiler için bu hak, bir görevdir. Bu görevleri yerine getireceklerin başında da hukukçular ve gazeteciler gelir. Davetim onlaradır.”

Utku soruşturmanın çok önceden planlandığını ifade ederek “Savcı Murat İnam resen soruşturma başlatma tutanağında, operasyona 18/08/2016 tarihinde başlandığını yazmışsa da, Cumhuriyet gazetesine operasyon fikri aslında daha önceki bir tarihe dayanıyor, 29 Mayıs 2015 tarihine. Bu tarih, Can Dündar’ın MİT TIR’ları ile ilgili haberinin Cumhuriyet gazetesinde yayımlandığı tarihtir. Dava açıldığında ortaya çıkar ki yayımlanan haberden başka hiçbir delil dosyaya konulmamıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi dosyada haberden başka bir delil olmadığı için Can Dündar-Erdem Gül’ün tutuklanmasını hak ihlali sayar” diye konuştu.

“Yayın politikası okuru ilgilendirir”

Bülent Utku savunmasına şöyle devam etti:

“Benim ifadem savcı Özgür Metin tarafından alındı. Oda TV’de Ahmet Şık’ın avukatıydım. Karşımda Zekeriya Öz, Nihat Aşkın, Mehmet Ekinci, Fikret Seçen otururdu. Telefonlarıyla oynar, havalara bakarlardı. Ama davalarına hâkimlerdi. İddianamenin ‘Yayın Politikası Değişimi bölümüne verilecek tek cevabın, ‘Sana Ne!’ olduğunu düşünüyorum.”

Hiçbir delil yok

Utku’nun savunmasının ardından Cumhuriyet gazetesi okur temsilcisi Güray Öz’ün savunmasına geçildi. Kendisine yöneltilen suçlamaları tek tek yanıtlayan Öz, “Laik, demokratik bir Cumhuriyet için çaba gösteren gazetecilik ilkelerine ömrü boyunca sadık kalmış bir gazeteci olarak şeriatçı, darbeci terör yöntemlerini benimseyen örgütleri desteklediğim, ‘üye olmamakla birlikte örgüte bilerek isteyerek yardım ettiğim’ iddiasını şiddetle reddediyorum” dedi.

Gazetelerin yayın politikalarını değiştirebileceğini ifade eden Öz şunları söyledi:

“Üzerinde durulması gereken bir diğer temel iddia yayın politikasının değiştirilip değiştirilmediği iddiasıdır. Gazeteler zaman zaman yayın politikalarını değiştirebilirler. Bunun Türk Ceza Kanunu ile cezalandırılması gereken bir suç olarak görülemeyeceği kanısındayım. Hakkında FETÖ’den soruşturma yapılan bir kişiyle iletişim kurduğum iddiası da biraz ya da belki birazdan fazla komiktir. İletişim kurduğum iddia edilen kişi Çankaya’da bir pidecidir, ben arada bir pide ısmarladığım pidecinin hakkında soruşturma yürütülen bir kişi olduğunu bilme şansına nasıl sahip olayım ki. Savcıların hakkımdaki iddialarını tek tek ele almaya gayret ettim. Hiçbir delile, kanıta rastlamadım. Tüm iddiaları reddediyorum. Tahliye edilmemi ve beraatimi talep ediyorum. Gazetecilik yargılanamaz, mahkûm edilemez, insanların özgürlüğüne ket vurulamaz. Bugün başarılı olsa bile yarına kalmaz”

“Bu kadar olmaz”

Öz’ün savunmasının ardından Cumhuriyet Vakfı yöneticilerinden Önder Çelik savunmasını yaptı. Çelik, vakıf seçimi nedeniyle ceza davası açılmasının hukuka aykırı olduğunu vurgulayarak “Vakıfta ele geçirme yok, seçilme var” dedi. 6 yıl önce oto tamir parası olarak 345 TL gönderdiği hesap sahibinin, 8 yıl önce çalıştığı şirket hakkında işlem yapıldığı için kendisinin şüpheli sayıldığını anlatan Çelik “Bu kadar olmaz” dedi.

“Rehin savcı”

Dünkü duruşmada son sözü Cumhuriyet avukatlarından ve vakıf yönetim kurulu üyesi Mustafa Kemal Güngör aldı. Güngör, savcı Murat İnam hakkında ağırlaştırılmış müebbet istendiğine işaret ederek “adeta rehin bir savcının” açtığı soruşturmada tutuklu olduklarını vurguladı. Savcılığın, geçerli olmayan bir hükümle kendilerini suçladığını söyleyen Güngör “Toplu cezalandırma anlayışı engizisyon döneminde bile yok” diye konuştu.

“Gazetecilik suç değildir”

Cumhuriyet Davası Koordinasyonu davanın ikinci gününde davaya dair açıklama yaptı. Koordinasyon tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi:

“Bu davanın sonucu, Türkiye’de halkın haber alma hakkının önündeki engellerin ya daha da perçinlenmesine ya da yıkılıp geçilmesine yol açacağı için de önemli. Türkiye’de 150’nin üzerinde gazeteci tutuklu. OHAL şartlarında çıkarılan kanun hükmündeki kararnamelerle yüzlerce gazete, televizyon, radyo ve internet sitesi kapatıldı. Binlerce gazeteci bu süreçte işsiz kaldı. İktidar medya kuruluşlarını ya ele geçirdi ya da boyun eğdirdi. Ahmet Şık, hakime dedi ki: Tek dikili ağacım kızım Mina’dır. Hayatta tek dikili ağaçları çocukları olan gazetecilerle baş edemezsiniz. Gazetecilik suç değildir.”

(BirGün, Yeşil Gazete)

Kategori: Manşet