Mevzu ne canım kardeşim? – Sinan Şanlıer

Geçmişi çok eskilere gitmeyen, Türkiye’deki Roman/Çingene tartışmalarının temel taşı eksik gibi durmaktadır. Daha önceleri cılız da olsa, 2010 yılındaki Roman Açılımı’ndan sonra tartışmaların volümü yükselmiş, konu medyaya ve medya aracılığı ile de geniş kitlelere ulaşabilmişti. Bu tartışmalara paralel ilki 1997 yılında olmak üzere Roman ismini kullanan derneklerin sayısı 2009’dan sonra kurulan derneklerin sayısı hızla artmış, bugün bu sayı için 500 rakamı telaffuz edilmeye başlanmıştır.

Kendilerini STK olarak tanımlayan bu dernekler, tartışmayı “dava” olarak nitelemişler, ama bu davanın içini ya da altını hakkıyla doldurmak yazık ki mümkün olmamıştır. Roman dernek temsilcilerinin ve/veya kanaat önderlerinin sosyal medyadaki paylaşımları da çoğu zaman Roman açılımının uzantılarını tartışmaktan ziyade, kişisel talepler ya da şikâyetler seviyesinden öteye gidememiştir. Genel olarak da sürekli bir “yeniden örgütlenme” gündeme getirilmiştir.

Son on yıl içinde yüzlerce toplantı yapılmış, gruplar oluşmuş, bölünmeler yaşanmış, yeniden yapılanmalara gidilmiş, bir hengâme almış başını gitmiştir. Tartışmalar, atışmalar, yazışmalar sadece bunlarla sınırlı kalmamış, zaman zaman dozu yükselen hakaretlere, vatan hainliği ile suçlamalara kadar da varmıştır. Yalaka kelimesi ise kullanımda birinci sırayı almıştır. Ama bütün bunların yanı sıra, bu kadar patırtının, gürültünün gerekçesini açıklayan kimse çıkmamış, “mevzu ne canım kardeşim?” diye kimse, ne başkasına ne de kendisine sormamıştır.

Eğer Roman STK’lar bugüne kadar harcadıkları çabanın onda birini bu “mevzu” konusuna ayırmış olsalardı, gerçekten epey bir mesafe kaydedilmiş olabilirdi. Bu, Roman STK’ların hanesine yazılacak negatiflerden biridir. Çünkü hâlâ üzerinde ortaklaşabilecekleri bir mevzu da ne yazık ki yoktur, şimdilik…

***

Elbette ki mevzu, Roman vatandaşların ekonomik, sosyal, eğitim, istihdam vb. konuların standartlarının tartışılması olmalıdır. Aradaki açıyı ve açığı kapatmak, Roman vatandaşların standartlarını, toplumun diğer kesimin standartlarına mümkün olduğunca yaklaştırmak olmalıdır. Romanlar ve Roman STK’lar mevcut sorunlarının tanımında pozisyon almak zorundadırlar. Çözümünde ise toplumun büyük kesimiyle ortaklıklar yapmak ve sanılandan daha çok çaba sarf etmek zorundadırlar. Mevzu, bütün bunların hepsidir. Ama proje yapmak, siyaset içinde yer almak, medyada görünmek, şimdilik Roman STK’lar açısından daha öncelikli gibi görünmektedir.

Umut verici gelişmeler de yok değil. Yıllarca dilimize pelesenk olan bu “mevzu” konusu, nihayet Strateji Eylem Planı’na da yansımış, biraz cılız da olsa aynen telaffuz ettiğimiz gibi bu standartlar meselesi yerli yerine oturtulmuştur. İçini doldurmak tarafların samimiyetine ve çabasına kalmıştır…

***

Konunun ciddi bir şekilde ele alındığı, en azından öyle göründüğü yerler de var. Belki yüksek bir bürokratın sorusu konuyu değerlendirmede daha yardımcı olacaktır. Soru şuydu: “Hangi noktaya gelindiğinde Romanların sorunları çözülmüş olur?”* Sorun dediğimiz alanı elbette kamusal alan içinde değerlendirmek durumundayız. Kimsenin kapısından içerisi bir başkasını ilgilendirmez, ne yapacağı söylenmez, yaşama biçimi tarif edilmez. Ama kamusal alana gelindiğinde ortak değerler söz konusudur: “Tekâmül etmiş bir vatandaşlık bilinciyle hak ve özgürlükleri kullanılabilme yeteneğinde olmak” çözümün ta kendisidir. Bu, herhangi bir soruna keyfi kurallar içinde değil hukukun sınırlarında kalarak çözüm aramak demektir. Yine bu, barışık ve bütünleşik bir toplum olmanın olmazsa olmazıdır.

Mevzu, kamusal alanda bütünleşebilmektir canım kardeşim…

*Sayın bürokratın ismi bende saklıdır.

Bütün dünyadaki benzer örneklerinden birisi Bulgaristan’dan. Şehre yapışık ama hemen kıyısındaki Filibe’nin Stolipinova Mahallesi.

 

Sinan Şanlıer

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page