Durukan Dudu: ‘Çorak, bitmiş’ dediğiniz mera varsa Anadolu Meraları’na verin, onaralım!

Üretim Reform Paketi’nden zeytinlerin sanayi yatırımına açılmasına izin veren düzenlemenin çıkarılmasının ardından CHP ve MHP’nin ısrarı sonrasında AKP yönetimi de ikna edilerek meraların sanayiye açılmasına ilişkin iki maddenin tasarıdan çıkarılması kararı da alındı.

Meralarla ilgili maddelerin de tasarıdan çıkarılmasına yönelik en etkili kampanyalardan birine ise #meraanadoludur sloganı ile Anadolu Meraları imza attı.

Anadolu Meraları’nın kurucularından Durukan Dudu. Açık Radyo’da her çarşamba 10:30 – 11:00 saatleri arasında yayınlanan Açık Yeşil programında Ümit Şahin ile Murat Can Tonbil‘e konuk oldu.

Henüz meralar ile ilgili maddeler tasarıdan çıkarılmamış iken 14 Haziran Çarşamba günü yayınlanan programı burdan dinleyebilirsiniz

Programının tamamının, Yeşil Gazete Çanakkale muhabiri Güneş Dermenci tarafından gerçekleştirilen metin çözümlemesini de paylaşıyoruz.

Durukan Dudu (kırmızı boyunbağlı), 2012’deki 9. Açık Radyo Dinleyici Destek Şenliği özel yayını sırasında da Açık Yeşil programına konuk olmuştu

Nedir mera?

Ümit Şahin: Bugün çok önemli bir konu ve konuğumuz var. Zeytinlikler kurtuldu diye haberlerini duyduk ama meralar öyle değil. O yüzden biz de bugün Anadolu Meraları’nın kurucusu Durukan Dudu’yu telefonla Açık Yeşil’e konuk ediyoruz.

Bu tasarıda son durum nedir ? Meralar, zeytinliklerde olduğu gibi kurtulacak mı? Bunları konuşacağız ama bunlara geçmeden çok temel bir soru ile başlamak istiyorum. Biz şehirde tam olarak mera nedir, neresidir galiba bilmiyoruz. O yüzden de fazla önemsemiyor olabiliriz bu işi. Biraz anlatabilir misin, nedir mera?

Durukan Dudu: Çok haklısın aslında. Dünyada ve Türkiye’de hem çevre savunusu, hem de özellikle şehirlerde gelişmekte olan bu ekoloji farkındalığı üzerine, biyolojik çeşitlilik farkındalığına baktığımızda, meraların bugüne kadar hakettiği önemi görmediğini çok rahatlıkla söyleyebiliriz.

Türkiye’deki meralar genelde sarı, bozkır, çorak, kıraç, pek bir işe yaramayan, dağ başında araziler olarak düşünülür. Ekosistem hizmetleri dediğimiz kavramlar açsısından da çok değerli oldukları pek fark edilmez. Hatta genelde ormanlara yönelik bir talebimiz vardır, ormanlaşma isteriz her yerde. Meraların da ormanlaştırılmaya çalışılması gibi çalışmalar da oldu Türkiye’de. Bütün bunların sebebi, meraların aslında hem potansiyelini, hem de potansiyelini gerçekleştiremese bile bugün itibariyle sahip oldukları değeri pek bilmemekten kaynaklanıyor.

Bizim mera diye tabir ettiğimiz ve çok farklı alt ekosistemlerden oluşan bölgeler, dünyanın yaklaşık yarısını kaplıyor. Yeryüzündeki her iki adımdan biri aslında bir meraya, meranın alt ekosistemlerinden birine düşer. Bu ekosistemler, yağışın düzenli olmadığı bölgelerde ki dünyanın en az yarısı böyledir, biyolojik çeşitlilik anlamında, toprakta organik madde tutma anlamında,  yaşamı besleme anlamında doğanın geldiği geldiği en güçlü noktadır. Bu nokta çoğu zaman orman ekosistemlerinden daha güçlüdür aslında. Bizim mera deyip geçtiğimiz şey, en az ormanlar kadar önemli bir ekosistemdir. Türkiye’de örneğin meraların ve alt ekosistemlerinin barındırdığı toplam biyolojik çeşitlilik, ormanların barındırdığı toplam biyolojik çeşitlilikten daha fazla.

Ümit Şahin: Meralar ne kadar alan kaplıyor?

Durukan Dudu:  Türkiye’de Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaklaşık 44 milyon hektar kadar olduğu hesaplanıyordu. Bu arada bunların hesaplama çalışmaları hala bitmiş değil. Bugün itibariyle 13 – 14 milyon hektara düşmüş durumda.  Yani yaklaşık üçte birinden daha az bir alana düşmüş durumda.

Ümit Şahin: 14 milyon hektar ne demek?

Durukan Dudu: Türkiye’nin kabaca  %20’si demek.

Ümit Şahin: Türkiye’nin %20’si mera mı yani?

Durukan Dudu: Evet. Bütün ülkeyi baştan sona dolaşın, her beş adımınızdan biri meraya atılmış olur.

Meralar herkese ait

Ümit Şahin: Mera kanununda bir tanım var, öyle değil mi?

Durukan Dudu: Tabii, aynen öyle. Mera aslında, bugün özellikle meclise gelecek haliyle hukuki bir tanım.

Kanunda çok ilginç, işin özünü çok güzel anlatan tanımlar var, ‘kadimden beri kullanılan’ gibi. Yani buralar aslında kadimden beri kullanılan, insanların özellikle hayvanlarını otlatma, toplayıcılık amaçlarıyla kullandıkları, göçerlerin, Türkiye’deki bütün kırsalla alakası olan insanların kullandığı bölgeler. Bu bölgeler aslında mülkiyet hukukuna değil, egemenlik hukukuna tabi. O yüzden sahipleri yok, o yüzden devletin tasarrufu altında.

Buralar aslında devletin tapusunun olduğu hazine arazileri değil.  Aynı ormanlar gibi.

Ümit Şahin: Köylere ait meralar yok mu?

Durukan Dudu: Kimseye ait bir mera yok. Hukuki olarak tanımlandığı zaman, millete ait. Devletin hüküm ve tasarrufu altında.

Zaten, hala bitmemiş olan çalışma da, hangi köyün hangi merayı kullanabileceği, hangi meranın hangi köyün bakma hakkı altında olduğuna dair bir çalışma. Dolayısıyla aslında köylerin de sahip olduğu alanlardan değil, hukuki anlamda millet olarak, ulus olarak sahip olduğumuz, egemenliğimiz altında olan arazilerden bahsediyoruz.

Ümit Şahin: Orman gibi düşünmemiz lazım merayı, öyle mi?

Durukan Dudu: Aynen öyle. Hem kanun itibariyle, hem de pratik itibariyle, bir orman arazisi nasıl orman arazisinden çıkabiliyorsa, mera da ancak o şekilde çıkabiliyor.

Artık orman olmayan yerler ormandan alınıp hazineye devredilir. 1998’de yapılan mera kanununda, hangi şartlar altında meraların başka amaçlarla kullanılabileceğine, otlatma, hayvancılık ve diğer kadim işler dışında kullanılabileceğine dair istisnalar var.

Şu anda komisyondan dün (13 Haziran Salı) geçmiş olan ve bugün mecliste görüşüleceği tahmin edilen kanunla birlikte o istisnalara bir tanesi daha eklenecek. O istisna da, gerektiğinde sanayi tesislerine açılabilmesi anlamına gelecek meraların.

Bu çok önemli, bütün denklemleri değiştirebilecek kadar güçlü etkileri olabilecek bir istisna.

Nehirleri ve dereleri besleyen mera ekosistemleridir

Murat Can Tonbil: Bir haber vardı bugün. Edirne’nin Lalapaşa ilçesindeki Çömlek köy mevkiinde yapılmak istenen kalker ocağının, köyün kullandığı merayı tehdit ettiğini söyleyen  TEMA Vakfı Edirne İl Temsilcisi Şirin Çoğal, “Bu projenin hayata geçirilmesiyle birlikte bölgede bulunan 25 familya ve bu familyalara ait 92 bitki türü ile birlikte endemik türler de zarar görecek” demiş.

Doğa Derneği’nin başlattığı imza kampanyasından da belki burada bahsedebiliriz. Anadolu’ya özgü endemik bitkilerin yarısından fazlası meralarda bulunurmuş. Bu da önemli noktalardan biri olsa gerek.

Durukan Dudu: Çok doğru bilgiler. Meralar genel olarak zaten çok önemli.

Mera ekosistemleri, Anadolu ekosisteminin, büyük ekosistemin ayakta kalmasını sağlayan en güçlü ve en temel direktir. Çünkü bu biyolojik çeşitliliğin yanı sıra müthiş bir su tutma özelliği var. Biliyorsunuz Anadolu’nun birçok yerinde yağışlar mevsimseldir. Belli dönemlerde yağar ve ondan sonra uzun süre kuraklıklar olur. Bu su rejiminin, bizi sellerle veya kuraklıklarla boğuşturmamasının sebebi meralardır.

Meralar birer süngerdir. İçindeki toprak örtüsü sayesinde yağan yağmuru tutar ve yavaş salar. Yani dereleri, nehirleri besleyen, meralardır. Bütün bunları yan yana koyduğumuzda, meraların Türkiye’de iki tane dezavantajı var. Biri, algı konusunda çok ciddi bir zayıflığımız var. Meralar, gözden çıkarılabilecek ilk alanlar olarak görünüyor.

Ümit Şahin: Bir de ekonomik değer olmayan alanlar olarak görünüyor.

Durukan Dudu: Aynen öyle. Bu çok önemli kısmı. Diğer dezavantaj, muhattabı yok.

Orman deyince aklımıza gelen belli STK’lar, kurumlar, ciddi kamuoyu desteği var. Zeytin deyince yine üretici anlamında da örgütlülük var. Mera dediğiniz zaman muhattabı yok.

#meraanadoludur’u başlatmamızın nedeni meraların birebir muhatabının bulunmaması

Ümit Şahin: Biraz TEMA sahip çıkıyordu, özellikle mera kanunu zamanında, öyle değil mi? Şimdi de biraz sesleri çıkıyor ama Tema’nın da herhalde ilk işi mera değil.

Durukan Dudu: Muhattabı yok derken bu konuya destek veren yok demek istemiyorum ama mera deyince gerçekten meralara odaklanmış ve sadece meralarla uğraşan yok.

Sadece STK ayağı olması da yetmiyor. Biz Anadolu Meraları olarak çevre savunuculuğu yapan bir oluşum değiliz. Sosyal medyada ‘Mera Anadoludur’ diye başlattığımız kampanyayı başlatma sebebimiz de bu muhattap eksikliğiydi. Böyle bir beklenti oluştu. Biz de aslında bugüne kadar hiç kampanyacılık yapmamıştık. Bu meseleye bir anlamda girmek zorunda kaldık.

Bu bahsettiğin ekonomik arguman da çok önemli. Zeytinde bir takım ekonomik hesaplar yapılabiliyor, şu zeytinyağını marka yapalım gibi. Merada bu mevcut haliyle yapılamıyor. Çünkü meraların potansiyeli bilinmiyor aslında. Şu anda ben yaptığımız iş gereği hem bürokrasi kısmında hem de üreticiler kısmında birçok farklı paydaşla görüşen birisi olarak şunu söyleyebilirim, meralardan umut kesilmiş durumda. Biz meraları çok rahatlıkla, kısa sürede hemde, yeniden verimli, ekonomik anlamda da çok ciddi bir katkı sunan, kadimden beri devam eden ve özellikle son yıllarda kördüğüm haline gelen hayvancılık meselesini çözebilecek hale getirebiliriz.

Bunu biliyoruz. Meraların hayvancılık yapılarak ıslahı, verimliliğinin arttırılması anlamında esasen zaten bizim yaptığımız çalışmalar da. Bu ekonomik argümandan da bahsetmek gerekiyor. Sadece ekolojik anlamda çok önemli, romantik anlamda kırsal olarak çok önemli değil. Evet bunlar çok önemli ama bunların yanı sıra işin ekonomik kısmı var.

Meralardan umudunu kesenlere her fırsatta şunu söylüyorum, meralar yeniden Türkiye’nin en güçlü direği haline gelebilir.

Sadece merada otlayarak hayvancılık mümkün

Ümit Şahin: Ben bunu biraz derinleştirmek istiyorum. Hayvancılık deyince endüstriyel bir hayvancılık biçimi geliyor akla. Mera deyince işin içinde bu kadar olmasaydım ilk olarak aklıma şu gelirdi herhalde,  köyün üç beş hayvanını otlatmaya çıkardığı, çok da değerli olmayan küçük bir alan ya da çok büyük sürülerin gezdiği yaylalar.

Şehirde yaşayan bizler de hayvancılığın artık böyle yapılmadığı ve o kadar yer olmadığı kalıbı var sanıyorum. Durum gerçekten böyle mi yoksa sadece mera üzerinden hayvancılık yapılabilir mi? Endüstriyel hayvancılığı ortadan kaldırıp meraya dayanan hayvancılık yapmak mümkün mü? Ekonomik olarak da gıda olarak da.

Durukan Dudu: Bu çok güzel bir soru. Anadolu Meraları olarak en başından beri iddiamız ve pratik olarak arazide uyguladığımız şey bunun üzerine kurulu. Sadece merada otlayarak bir hayvancılık mümkün.

Bu ekonomik olarak çok daha düşük maliyetli, besin değeri olarak çok çok katma değerli bir ürün oluyor. Sadece teorik bilgi olarak değil, gerçeklik olarak da bunu söyleyebilirim.

14 milyon hektar alandan bahsediyoruz Türkiye’deki meralardan söz ederken. Türkiye’de otlatmaya ayrılabilecek, ayrılması gereken alan günümüz itibariyle yaklaşık 40 milyon koyunu besler. Bu da yaklaşık 40 milyon kuzu demektir.

Ümit Şahin: Türkiye’de ne kadar küçükbaş hayvan var?

Durukan Dudu: Bunların sayıları çok hızlı değişiyor. Bir sayı verip yanıltmış olmayayım ama özellikle küçükbaşta ciddi bir erozyon vardı sayı anlamında. Şimdi yeniden biraz toparlamaya başladı. Hayvancılık kısmı işin çok ayrı bir boyutu ama şu örneği verebilirim, yaklaşık 25 liraydı artık kesilmiş bir kuzunun kilosu,  şu anda 35 lira ve bu değişim son 4 – 5 ayda oldu.

Mera deyince akla gelen sulanabilir olmayan meralar, küçükbaş için çok uygun yerler. İnekler, sığırlar yani büyükbaş için daha çok çayır sistemleri diyoruz. Bu ikisi de var Türkiye’de ve bu ikisi de yapılabilir. Meseleye bütüncül bir bakış açısıyla bakıp elimizde neler var, bunları nasıl iyileştirebiliriz ve bunların sonucunda ne elde edebiliriz diye baktığımızda Türkiye çok daah ucuza, çok daha kaliteli eti, sütü, diğer hayvancılık ürünlerini meralardan üretebilir.

Bunu yaparken bir yandan iklim değişikliği ile ilgili yükümlülüklerini de karşılamaya başlar aslında. Çünkü meralar toprağa organik madde gömer. Bu anlamda dünyada çok ciddi bir yönelim var.  O yüzden meralar iklim değişikliği ile hem mücadele için, fazla karbonlamada karbondioksitin organik maddde şeklinde toprağa gömülmesi için, hem de adaptasyon için önemli. Bu seller, yağış anomalilerine karşı sünger görevi yürüttüğü için müthiş önemli.

Benim bilgili bir tahminle yaptığım tahmin, Türkiye’deki meraların potansiyelinin şu anda % 10 – 15 civarında olduğu. Bunun zenginleştirilmesi gerekiyor ve bu çok mümkün. Bugüne kadar mera ıslah projeleri çok başarısız oldu. Bunu bakanlığın kendisi de söylüyor zaten. Çünkü yanlış şekilde yapıldı. Dünyada da böyle yapılıyor. Mevcut haliyle potansiyelinin % 10’unda olmasına rağmen Türkiye’nin en güçlü, en sağlam, bir nevi kirişlerini taşıyan kolonu olan meraları bir de gerçek potansyeline yaklaştırabilirsek, varın siz hayal edin işin hem ekonomk hem ekolojik hem toplumsal boyutta yapacağı müthiş ilerlemeleri.

Tüm bu sebeplerle biz de yaptıklarımızı yapıyoruz ama tabi ki bunlar için meraların var olmaya devam etmesi gerekiyor.

Murat Can Tonbil: Başbakan Binalı Yıldırım sanayicilerle buluşmasında şöyle bir açıklama yapmıştı:  ” Samimiyetle söylüyorum. Zaten meralık yer var, mera vasfını yitirmiş, sanayinin ortasında kalmış, denizin kenarında kalmış. Buraların fiilen mera, yaylalık olarak kullanılma şansı yok.” demişti.

İki soru var şu anda aklımda. Kim buraları meralık vasfını ytirmiş ya da yitirmemiş olarak nitelendirecek olan kurum ya da kişi oluyor? İkincisi de, bu vasfı yitirilmiş olarak nitelendirilen yerler kullanılamaz, çöl, atıl bir bölge haline mi geliyor? Potansiyeli var mı tekrardan geri dönüşmesi için?

Durukan Dudu: İkinciden başlayayım. En kötü durumdaki meranın, en kötü durumdaki ekosistemin bile mevcut potansiyeline, olabilecek potansiyeline ulaşması son derece mümkün. Yaptığımız çalışmalarda biz bunu söylüyoruz, bize en kötü durumdaki araziyi verin. En çöl, en kurak, en bitmiş araziyi istiyoruz.

Bunun sebebi de bütün bunların çok hızlı bir şekilde geri dönüştürülebileceğini bilmemiz. İlk soruya gelince, mera kanununa göre mera komisyonları var illerde kurulan. Bunlar mevcut kanundaki istisnaları değerlendirmek üzere toplanabiliyorlar. Sanayi tesisi kurulması geçerse, o sanayi tesisinin kurulması taleplerini görüşmek için de yine aynı komisyon toplanacak. Yerel bir komisyon olması açısından güzel bir oluşum ancak yüksek oranda devlet bürokrasisinin olduğu bir alan. Dolayısıyla her konuda sağlıklı, doğru bir karar verilebilir demek zor. Mevcut deneyimlerimiz bu konuda iyimser olmamızı engelliyor.

‘Çorak, bitmiş’ dediğiniz mera varsa bize verin düzeltelim

Ümit Şahin: Aslında bu, ormanlardaki 2/B meselesi tartışmasının aşağı yukarı aynısı.  Orada da orman vasfını zaten kaybetmişti bu arazi, siz bunun nesini savunuyorsunuz diyorlardı. O aslında ilerde de orman vasfını kaybedecek araziler için bir yol açtığı için karşı çıkılıyordu.

Burada da aynı şekilde, belki gerçekten mera vasfını kaybetmiş ya da sanayi bölgesinin içinde kalmış, üstüne zaten fabrika kurulmuş bir yeri yasalaştırmaya çalışıyor olabilirler ama bu uzun vadede bütün meraların sanayiye açılması anlamına gelecektir. Herhalde o yüzden karşı çıkıyoruz.  Meranın mera olmasının bir önemi yok zihniyetine karşı çıkıyoruz.

Durukan Dudu: Aynen öyle, yapısal bir değişiklik. Bu değişiklik geçerse, Türkiye’nin herhangi bir noktasındaki herhangi bir mera teknik olarak sanayi yeri haline gelecek.

Ümit Şahin: Bu da komisyonun iki dudağının arasında olacak.

Durukan Dudu: Burada şunu bütün samimiyetimle söylüyorum. Çok kötü durumda olduğu için, çok çoraklaştığı, verimli olmadığı için, bitmiş artık burası dediğiniz için sanayiye açmayı düşündüğünüz bir mera varsa, verin bize düzeltelim. Yeniden mera vasfını kazandıralım. Milletin egemenliğine teslim edelim, oradaki köyler yararlanmaya devam etsin.

Anadolu Meraları’nın iki kurucusu Volkan Büyükgüngör ve Durukan Dudu bir eğitiim esnasında

Burada çözümsüzlük olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Bu mera kötü durumda, sanayiye de yer ihtiyacı var, o zaman meralara kuralım sanayi tesislerini gibi bir mantık var. Bu mantığın içindeki temel varsayım, meraların çok kötü durumda olduğu ve bundan sonra da iflah olmayacakları. Biz diyoruz ki bu temel varsayım yanlış. Tam tersi, meralar çok daha güçlü hale getirilebilir. Halihazırda da Türkiye’nin taşıyıcı direğidir doğa, ekosistem anlamında, insanlığa hizmet anlamında bile diyebiliriz insan merkezli bakış açısıyla.

Murat Can Tonbil. Bu konuyla alakalı bir kampanya başlatmıştınız. Ondan bahsedelim mi?

Durukan Dudu: Pazartesi başlattığımız, Mera Anadoludur hashtagiyle paylaştığımız bir kampanya. Meraların önemini ve potansiyelini anlatmaya çalıştık. İnsanları da hem sosyal medyada hem de grup başkanvekillerini  arayarak onları ben bu mera kısmının bu tasarıdan çıkarılmasını istiyorum demeye çağırıyoruz.

Bütün bunlar bize zaman kazandıracak. Bu zamanı meraların hakettiği ekolojik, ekonomik, toplumsal değerin yeniden görülmesi için akıllıca kullanmamız, meraları hakettiği yere getirmemiz gerekiyor.

Diğer türlü, günü kurtarmanın ötesine geçemeyiz. Bugün itibariyle önceliğimiz bu tasarıdan mera kısmının çıkması. Bu çıkar çıkmaz yapmaya devam etmemiz gereken şey de, meraların hem ekonomik hem ekolojik hem toplumsal değerini arttıracak her türlü çalışma.

 

(Yeşil Gazete)

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page