Seçimler, seçmenler ve rasyonel tercihler – Ayşe Uyduranoğlu

ABD başkanlık seçimleri, Türkiye’de anayasa değişikliği için yapılan referandum, Fransa ve en son İran’da yapılan cumhurbaşkanlıkları seçimi derken, sıra Birleşik Krallık’a geldi. Birleşik Krallık Başbakanı Theresa May, 18 Nisan günü meşhur 10 numaralı binanın önünde, 8 Haziran’da yapılacak ve ‘snap election’ olarak adlandırılan erken seçim çağrısında bulundu. Beklenmeyen bu seçim çağrısında başbakan May’in amaçlarından biri, Brexit konusunda yaşanan tartışmalarda pozisyonunu kuvvetlendirerek, mümkün olan en kısa süre içinde Avrupa Birliği ile Birleşik Krallık’ın yollarını ayırmaktır.

Theresa May’den seçim açıklaması

Bu gelişmenin sonucunda doğal olarak, medyada bu konuda yapılan tartışmalara ve görüş açıklayan programlara ayrılan zaman arttı. İngiliz televizyon kanalllarından birinde oy verme hakkına sahip oldukları halde (oy verebilmek için yasanın zorunlu kıldığı yaş sınırını geçtiği halde), hiç oy vermeyen seçmenler ile yapılan bir programda, bu seçmenlere neden oy vermediklerine dair sorular soruldu. Seçmenlerden birinin verdiği cevap düşündürücüydü. Söz konusu seçmen, partilerin seçim öncesi yaptıkları kampanyalara inanarak oy vermesi halinde, bunun ilerde kendisi için nasıl sonuçlar doğurabileceği hakkında net bilgiye sahip olmadığını, bu koşullar altında verdiği oyun, ülkedeki diğer vatandaşları da olumsuz etkileyebileceği hakkında kaygılara sahip olduğunu ifade etti.

Ekonomiye giriş derslerinde ilk anlattığımız konulara ait varsayımlardan biri, piyasadaki aktörlerin rasyonel davrandığına ilişkindir. Rasyonel davranabilmenin ön koşulu ise, eksiksiz bilgiye sahip olmaktır. Olası tercihlerimiz hakkında eksiksiz bilgiye sahip olduğumuz zaman rasyonel davranarak, seçimler yaptığımızı varsayarız. Kısıtlarımız vardır ve bu kıstlarımız hakkında bilmemiz gereken herşeyi biliriz. Sonraki yıllarda bu varsayımı, matematiksel araçlar ile daha ileri düzeyde anlatırız. En ünlü temsilcisi Adam Smith olan Klasik Okul, rasyonel davranışlar ile ekonomide verimliliğin sağlandığını belirtir. Asimetrik enformasyon ve/veya eksik bilgi olarak adlandırdığımız durumlarda, rasyonel davranışlardan bahsetmek artık mümkün değildir. Kamu ekonomisi derslerinde ise, seçimlerde seçmenlerin, oy vermeme eyleminin neden olabileceği pişmanlığı önlemek için oy vermelerinin rasyonel bir davranış olduğunu anlatırız. Ancak bu durum, seçim öncesi siyasi partilerin, kampanya boyunca söz verdikleri politikaları seçimi kazanmaları halinde bire bir uygulamaları halinde geçerli bir durumdur. Rasyonel seçmenler açısından baktığımızda, bu seçmenler sonucu yüzde yüz belli olmayan bir durumda beklenen faydalarını maksimize etmek için oy verirler.

Siyasi süreç, seçim öncesi ve seçim sonrasını kapsayan bir süreçtir ve iktidara gelen partinin somut politikaları, ancak seçim sonrası şekillenir. Seçmenler olarak biz vatandaşlar, bütçe kalemleri hakkında ne kadar bilgiye sahibiz? Bu soru, önemli bir soru ve sadece Türk seçmeni ile sınırlı bir soru değil. Bütçe bir yasadır, yıllık olarak uygulanan çok önemli bir yasa. Kamu bütçesi hükümetin elindeki en önemli araçlardan biridir. Bütçe aracılığı ile vergiler toplanır ve harcamalar yapılır. Bu harcamalar içinde kamu çalışanlarına yapılan ücret ödemesi de yer alır, çok büyük bir elektrik santralinin inşası da. Bütçe yasa tasarısının yasalaşması için hükümetin, meclisten yani dolaylı olarak seçmenlerden güvenoyu alması gerekir. Aslında bu güvenoyu, bütçenin kendisinden daha çok bütçenin icrasını yapacak olan hükümete verilen bir güvenoyudur. Anayasa gereği meclisten güvenoyu alamayan hükümet düşer. Türk siyasi tarihinde iki defa yaşanmıştır. 13 Şubat 1965 ve 14 Şubat 1970 tarihlerinde İnönü ve Demirel hükümetleri, meclisten güvenoyu alamadıkları için düşmüş ve cumhurbaşkanın çağrısı ile ülke seçime gitmiştir.

Gerçi ülkemizde anayasa değişikliğine ilişkin yapılan son referandum ile, bütçeye artık meclis tarafından güvenoyu verilmesine gerek kalmamıştır. Ancak seçmenlerin tercihlerine dönecek ve bütçe sürecinin teknik bir konu olduğunu  ve son referandumun getirdiği değişiklikleri bir tarafa bırakacak olursak, bütçeden sağlık ve eğitim gibi harcamalara ayrılan pay bizim ne kadar dikkatimizi çekiyor, ne kadar bu konuları takip ediyoruz? Seçim öncesi yapılan kampanyalar ile, seçim sonrası uygulanan politikalar birbiri ile ne kadar uyumlu? Biz neye inanarak, daha doğrusu ne tür bir beklenti içinde oy veriyoruz? Bir parti seçim öncesi sağlık harcamalarını arttırarak, sağlık sistemindeki sorunları azaltacağını vaat ediyor diyelim. Kulağa çok hoş geliyor. Bunu yapabilmesinin bütçe ödenekleri açısından iki yolu var. Birincisi, bütçe ödeneklerinde değişiklik yaparak, sağlık harcamalarına daha fazla ödenek ayırmaktır. İkincisi ise, ek kaynak sağlamaktır ki, bu da daha fazla vergi anlamına gelir. Bu durumda seçmenlerin psikolojik yanılgıya düşmesi olasıdır.  Sağlık harcamaları için ek kaynağın, ek vergi anlamına geldiğini kaç seçmenin algılayabileceği tartışmaya açıktır.

Siyasi partilerin bizim eğitim, sağlık ve sosyal güvenceler aracılığı ile gerçek refahımızı ne kadar arttırdığı ile mi ilgileniyoruz? Yoksa örneğin, milliyetçilik gibi ideolijilerimize hitap edip, ruhumuzu okşadıkları için mi oy veriyoruz? Hükümetlerin vergileri ne kadar artırdığı, enerjide nasıl bir politika izlediği dikkatimizi çekiyor mu? Ve bu süreç sadece seçim öncesi yürütülen kampanyalar ile mi sınırlı? Bu tür sorular çoğaltılıp, tartışma derinleştirilerek zenginleştirilebilir. Günlük hayat içinde en fazla politika konuşulan ülkelerden biri Türkiye olduğuna göre, Türk halkı politikanın nesini konuşuyor? Laiklik, milliyetçilik ve din üzerinden yürütülen siyasetin ne kadar ötesine geçebildik? Siyasi partilerin ideojileri, topluma dayanarak şekillenmiyor mu?

Gerçek şu ki, seçimler demokrasinin temellerinden biri de olsa mükemmel bilgiye sahip olmadan yapılan tercihler rasyonel değildir. Seçmenler, neye oy verdiklerinin, ne kadar farkındalar? Kararlarında siyasi literatüre yeni kazandırılan ve politikacıların dilinden düşmeyen ‘uydurma haber’ ne kadar etkili oluyor? Tercihleri manipule etmek için uydurulan haberler, rasyonel davranışların önünde çok büyük engeldir. Özellikle ‘uydurma haber’ söz konusu olduğunda asimetrik enformasyon sorunu yaşanmaktadır. Seçmenler tarafından esas alınan referanslar, kampanyalarda öne çıkan vaatlerden mi ibaret? Başkaları bizim verdiğimiz oylardan nasıl etkileniyor? Bütün bunları düşününce seçimler, rasyonel olmayan tercihleri mi yansıtıyor sorusunu sormamak imkansız.

 

Doç. Dr. Ayşe Uyduranoğlu

Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi

Exeter Üniversitesi konuk araştırmacı