İklim müzakerelerinin çatışan çıkarları: Gösteriyi aslında kim idare ediyor?

Arthur Wyns tarafından Ecologist‘de yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete yazarı Ali Serdar Gültekin‘in çevirisiyle paylaşıyoruz.

***

Bu yıl Kasım ayında gerçekleşecek 23. Birleşmiş Miletler İklim Değişikliği Taraflar Toplantısı (COP23) öncülü bu ayın konferansı Bonn’dan bildiren Arthur Wyns, delegelerle birlikte aynı odada yer alan fosil yakıt lobicilerinin iklim değişikliğinin önlenmesi tartışmalarında apaçık görülen çıkar çatışmalarını araştırıyor.

8-18 Mayıs 2017 tarihlerinde Almanya eski başkenti Bonn uluslararası Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) tarafından düzenlenen iklim konferansına sahne oluyor. Bu konferans yaklaşmakta olan, yine Bonn’da gerçekleştirilecek ve başkanlığını Fiji’nin yapacağı COP23’e hazırlık için bir ara oturum niteliğinde.

Yaklaşmakta olan COP23 için önemli bir hazırlık oturumu olan bu iklim konferansı, katılımcı 195 ülkenin de varlığını kabul ettikleri ve çevresel olarak sürdürülemez uygulamaları hafifletmek için uzlaştıkları tarihi 2015 Paris antlaşmasının nasıl uygulamaya alınacağına dair daha faydacı konuları ele alacak.

Fakat 2016’da Marakeş’de gerçekleşmiş olan COP 22’den bu yana birtakım çevre ajansları ve tarafsız paydaşlar şirketler ve fosil yakıt endüstrisinin ikim müzakerelerine katılımlarını sorguluyorlar.

Bonn konferansının yolunu yapan Corporate Accountability International (CAI), iklim değişikliğini kabul etmiş 250’den fazla İş ve Endüstri STK’sının (BİNGO’lar) dâhil olmaları hakkında bir rapor yayınladı. Bu BİNGO’ların birçoğu BM komisyonlarında politikayı güçlendirmek yerine zayıflatmaya çalışan şirketleri temsil ediyorlar.

Fosil yakı lobicileri delegelerle aynı odada

Örneğin Dünya Kömür Birliği saldırganca kömür merkezli bir ajandanın reklamını yapıyor ve delegelerin iklim değişikliği felaketlerini engellemek için politika alternatiflerini görüştüğü odalarda lobi faaliyeti yürütüyor.

UNFCCC toplantılarında katılan diğer lobi grupları arasında Avustralya karbon vergisine karşı çıkan ve iklim değişikliğini kontrol altına almanın gerçeklik dışı olduğunu iddia eden, BHP Billiton, BP, Chevron, ExxonMobil, Shell, RioTinto gibi şirketleri temsil eden Avustralya İş Konseyi (The Business Concil of Australia) de yer almakta.

Avrupalı gruplar arasında ise BP, ExxonMobil, Shell, Total ve Lukoil’i temsil eden ve iklim değişikliğini azaltma konusunda “Avrupa yeteri kadar katkıda bulundu” diye açıklama yapan FuelsZero yer almakta. ABD Ticaret Odası da ExxonMobil, Chevron, Peabody Enerji ve diğerleriyle güçlü bağlantılarını kullanarak etkin bir şekilde ABD’deki temiz enerji planının altını oymakta.

CAI’nin raporunun ortaya çıkardığına göre çeşitli alakaları bulunan kalabalık bir taraflar grubu, hükümetler ve UNFCCC’den iklim değişikliği politikalarını yeniden dengelemek için önemli iki adım öneriyor. Bunlardan toplum yararı ve özel sektör menfaati arasındaki çoğunlukla flu çıkar çatışması alanı için açık ve evrensel bir tanım yapılması. İkincisi CAI’nin hükümetleri, katılımcıların özel sektör menfaatinden çok kamu yararını önemsediklerinden emin olunmasını sağlayacak, iklim müzakerelerine katılım için zorlayıcı ve şeffaf bir süreç kurmak yönünde teşvik etmesi.

Raporun zirvesi ve iklim eski zirveleri hakkında oluşan şüphe UNFCCC’de uygulamaya almaktan sorumlu alt kurul başkanı Tomasz Chruszczow’un bu etkinliği “küçük bir devrim, şeffaflık anıtı için bir emsal ve iklim müzakerelerinde açıklık” olarak adlandırmasına sebep olmuş. Daha net bir şekilde UNFCCC’nin iklim müzakerelerindeki çıkar çatışmaları hakkındaki ilk oturumu.

Bunun türündeki ilk oturumu bu hafta 9 Mayıs’ta ironik bir şekilde bir ABD BİNGO’sunun panel konuşması Norine Kennedy ile gerçekleşti.

Ateşli iklim tartışmaları şu an Bonn’da, gelecekteki iklim eylemleri için daha açık ve şeffaf bir metodolojiye emsal olacak ortamda sürüyor. Fakat tüm bu değişiklikler, fosil yakıt endüstrisi içerisinden köklenmiş olan yüzlerce lobi gurunun çıkar çatışmasının ne kadar ciddi konu olduğunu aydınlatıyor.

Bonn’daki İklim Adaleti Ağı bu hafta “Paris antlaşmasının nasıl uygulamaya alınacağına, bunu kimin yapacağına dair henüz bir standardımız yok, öte yandan çeşitli alakaları bulunan grupları izlememiz gerekiyor” diye demeç verdi.

Corporate Europe Observatory’den Pascoe Sabido “Önümüzde çok büyük krizler var ve biz enerji sistemimizi yenilenebilir ve sürdürülebilir olana aktarmalıyız. Bu krize sebep olanlar, daha açık konuşmak gerekirse petrol ve gaz şirketleri, ilerlememize engel oluyorlar ve bunun farkına varmamız gerekiyor” diye ekliyor.

“Kirletenler çevre politikalarını yazmamalılar.”

Çıkar çatışması araştırmasına karşı çıkan bir takım ülkeler itiraz ediyorlar. Norveç ve Avustralya’nın böyle bir itirazı var. “Bazı grupları müzakerelerin dışında tutmak zarar verici olabilir” diyor Norveç delegesi. Avustralya delegesi “küresel ekonomiyi dönüştürürken, tek başına devletin parası bizi istediğimiz yere vardıramaz, bu sebeple özel sektör de dâhil olmalı” diye inanıyor. Bu iki ülkenin ekonomileri ciddi şekilde fosil yakıtlara bağımlı. Norveç’in petrolü, Avustralya’nın kömürü.

Çıkar çatışmasıyla ilgilenmeye bir emsal

Uluslararası müzakerelerde daha çok şeffaflık talebi yeni bir durum değil bilakis Dünya Sağlık Örgütünün küresel tütün antlaşmasında emsal teşkil ediyor.

Antlaşmasını vazgeçilmez şartı olan 5.3 bendi ve uygulamaya konması için müzakereler sırasında tütün endüstrisinden gelebilecek klasik müdahil olma taktiklerine karşı kılavuz ilkeler. Antlaşma, politika geliştirilmesi aşamasında ortaklıkların, mali durumun, katılıp ayrılan üyelerin ve endüstrinin katılımının hariç tutulmasını güvence altına alıyor. Bu şekilde, antlaşma tütün endüstrisi lobi gruplarını etkin bir şekilde müzakerelerin dışında bırakıyor.

Bu koşullar Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Margaret Chan tarafından, 2050 yılında tamamıyla uygulamaya alındığında 200 milyon kişinin hayatını kurtaracak başlı başına en büyük katalizör olarak değerlendiriliyor.

“Kirleticileri politikanın dışında tutmak imkânsız değil” diyor Bonn’daki çıkar çatışmaları konuşmalarında konuşan Dünya Sağlık Örgütü delegesi.

Çıkar çatışmalarından konuşmuşken, Bonn’daki görüşmeler, dışişleri bakanlığını eski Exxon Mobil CEO’su Rex Tillerson’un yaptığı Trump hükümeti için ilk – ve büyük ihtimalle de son.

Haberin İngilizce orijinali

Haber: Arthur Wyns

Yeşil Gazete için çeviren: Ali Serdar Gültekin

(Yeşil Gazete, Ecologist)

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page