Fazlalık eşyaları getirin takas yapacağız

Çok iyi bildiğim ama hep unuttuğum bir bilgi var ”Dünya malı dünyada kalır”. Mal mülk edinmenin, iyi giyinmenin, şık bir evde oturmanın gerekliliğinden bahsediliyor çokça. Bu kadar naif konuşmayayım; bu hayat tarzının başka şansım yokmuş gibi gözüme sokulduğu, nefessiz kalana kadar beni sıkıştırdığı, beni seç beni seç dediği çok an oluyor. Böyle zamanlarda bazen yoğun baskıya yenik düşüp “Ne olacak şu halim, yetişkin olamadım, bir dünyalık edinmedim” diye hayıflanıyorum. Çoğunlukla yaşadığım bu atak, mala mülke duyduğum sevgiden değil de belki de tatmin edilemeyen sahip olma isteği ve güvensizlik hissinden geliyor.

Lefevbre şöyle demiş “Gündelik hayata dair kurnaz imgeler gün be gün hayatımıza servis ediliyor, o imgeler ki, çirkini güzel, paragözü soylu, içi boşu derinlikli, gudubeti göz alıcı göstermekte üstlerine yok. Bu imgeler ‘modern’ insanın tatminsizliğini ve arzularını o kadar ikna edici bir şekilde ve mahirce sömürüyor ki, onlar tarafından baştan çıkarılmamak, gözlerin onlardan kamaşmaması, katı bir püriten haline gelmeden, hazları ve hayatı toptan reddetmeden neredeyse imkânsız hale geliyor.”

İşte ben de hazları ve hayatı toptan reddedemeyen bir fani olduğum için bu his sömürüsüne karşı hiçbir şeyin garantisinin, kefenin de cebinin olmadığını kendime sürekli hatırlatmam gerekiyor. Hatırlayınca da hoşuma gidiyor bu fikir; “Birçok arkadaş ve deneyim biriktirdim, dünyada yaşadığım müddetçe dünya benim ve gidince de herkes eşit”.

Neticede şanslıysak sadece bir dikili taşımız olacakken, bu gerçeği unuttuğumuzdan hayatımızı bir sürü gereksiz ıvır zıvır edinerek geçiriyoruz. Şu an dünyada gıda harici üretim dursa, yani koltuk, ayna,don, şapka düğme, bardak üretilmese bana öyle geliyor ki halihazırda var olan eşya eşit bir dağıtımla insan evladını 3-4 nesil belki daha fazla idare ettirir. Mesela kendi kıyafetlerimi düşünüyorum, yaklaşık üç yıldır çok az yeni eşya aldığım, elimdekinin de çoğunu çıkardığım halde hala ömür boyu giyecek kıyafetim var. Benim yoksa da arkadaşlarımın var, yani güçlerimizi birleştirebiliriz.

Dünya’da Mekan’da 2. Takas

Bugün Dünya’da Mekan’da 2. takas etkinliğimizi düzenliyoruz. Bizim takas pazarının belli kuralları yok, illa aldığınız kadar vermeniz gerekmiyor, verdiğimizin aldığımızın hesabını yapmıyoruz. Verecek eşyanız yoksa paylaşmak için yiyecek getirebilirsiniz, tohum ya da çiçek de olabilir ya da hiç bir şey getirmeyebilir sadece alabilirsiniz. Almada vermede sınır koyup o eşyaları yine bir hesap meselesine, arzu nesnesine çevirmeyen bir takas yapıyoruz. Dediğim gibi, zaten tahminlerim üzere birkaç kaç nesil yetecek eşya var dünyada, yani o kadar büyütmeye gerek yok bu eşya işini.

Bu takası biz şimdi etkinlik şekline soktuk, üzerine de bu yazıyı yazıyorum ama eşyanın değeri ne kadar azsa onu paylaşma etkinliği de o kadar gündelik bir şey olmalı. Aslında her yerde her zaman yapılabilecek bir etkinlik; akrabalarla, arkadaşlarla ev buluşmalarında, iş yerinde. “Fazlalık eşyaları getirin takas yapacağız” demeye bakıyor iş.

Ben takası hayatıma bir kaç yıl önce alışveriş yapmadığım bir yıllık sürecin içinde soktum. Güçleri birleştirme ve ortak kullanım meseleleri üzerine düşünüp taşınırken hem elimdeki fazlalıklardan kurtulmak, hem satın almama fikrini biraz yaymak, hem de kendime bir iki parça değişik üst baş edinmek için altı ayda bir evde takas yapmaya başladım. Daha sonra arkadaşlarımla da her buluşmamız bir mini takasa dönüştü.

Diyeceğim o ki herkes mini takaslar yapsa evde barkta, ihtiyaçlar başkalarının artık ihtiyacı olmayanlarla karşılansa, yılda bir iki kere kullanacağımız eşyaları ortak kullansak, ortak kullanım ve paylaşım hayatımızda temel ihtiyaç karşılama aracı olsa herşey çözülmez evet ama en mikro düzeyde mülkiyete bakışımız değişir. Ben de kendi adıma söyleyeyim bunun verdiği güvenle mal biriktirmedim diye hayıflanacağıma dünyada kalan zamanımda günümü gün ederim.

Son olarak,  dünya malı geçici deyip deyip de etkinliği  Dünya’da Mekan’da yapıyor olmamız bir çelişki değil  tam tersi Dünya’da Mekan’ın buraya tıklayınca göreceğiniz gibi tam da paylaşım ve dayanışmanın adresi, şahane bir mekan olmasındandır.

 

Selma Hekim

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Pin on Pinterest0Email this to someonePrint this page