Yaşam dolu bir festival: Didim Vegfest

Çok eski medeniyetlerde insanlar tanrılara insanları kurban ediyorlardı. Daha sonra bir arada yaşamanın daha güvenli olması adına insanlar kendilerini kurban etmekten vazgeçip bu zulme kendisine hesap sorma ya da karşı koyma gücü olmayan hayvanlar üzerinde devam etti. Ve hayvanlar insanlar tarafından 21. yy’da bile hala hayatın her alanında acımasızca sömürülmeye devam ediyor.

Vegan olma düşüncesi tam da buradan hareketle hayvanın yaşama hakkına saygı gösterme, hayvanların insanlar tarafından sömürülmesine karşı çıkma düşüncesiyle var olur. Dünya’da ve Türkiye’de veganlık önem kazanıp hızla yayılıyor.

Didim’de 29-30 Nisan’da Türkiye’nin ilk vegan festivali beklenilenin çok üzerinde bir katılımla gerçekleşti. Tarihi Apollon Tapınağı’nın hemen yanındaki sokakta organize edilen festival Didim Belediyesi ev sahipliğinde Türkiye Vegan ve Vejetaryenler Derneği (TVD), Turizm Araştırmaları Derneği (TURAD) ve Didim Turizm Altyapı Birliği’nin (DİTAB) ortak organizasyonuyla gerçekleşti.

TVD Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Arıman geçtiğimiz yıl ardı ardına yaşanan terör saldırıları nedeniyle festivali İstanbul dışına taşıma kararı aldıklarını ve bu aşamada Emin Çapa vasıtasıyla Didim Belediyesi’nden teklif geldiğini belirtti.

Yeşil Gazete’nin sorularını yanıtlayan Arıman, vegan olmaya anne olduğu zaman karar verdiğini belirterek “Son beş yıldır veganım 30 yıldır da vejetaryenim. Anne olduğum zaman çocuğumun sütünü kimseyle paylaşmak istemeyeceğini biliyorum. zaten ona yetecek kadar sütüm var. Bir başka canlının sütünün çalınmasının haksızlık olduğunu idrak ettim. Anne hassasiyeti de eklenince bir günde vegan olmama sebep oldu.” şeklinde konuştu.

Dünyanın ilk vegan dostu belediyesi: Barselona

Yeşil Gazete: Didim de Türkiye’de ilk, Dünya’da ikinci vegan dostu belediye olma yolunda. Bunun için Didim’de neler yapıldı?

Ebru Arıman: Barselona Belediyesi dünyada ilk vegan dostu belediye ilan etti kendini. Didim Belediyesi çok gönüllüydü. Bunun için tüm şehri veganlaştırmamız gerekmiyor. Önemli olan ‘veganların da hassasiyetlerine dikkat ederek’ onlara uygun seçenekler, menüler olması ve kavramın biliniyor olması gerekiyordu.

Belediye atölye çalışmaları yaptı, yöredeki halkı ve işletmeleri bilgilendirdi. Ayrıca hayvan sömürüsüne karşı bir tedbir de alması gerekiyordu. Bu tedbirler kapsamında hayvan parkları, hayvanat bahçeleri, yunus parkları, sirkler gibi gösterileri tamamen kaldırıldı.  Önceden de Didim’de çok yoktu. Artık kesinlikle gelmemesi gerektiğini söyledik. Beraberinde faytonların da kaldırılması gerektiğini söyledik. Belediye faytonları da kaldırdı. İki tane kaldı, onu da kaldırma sözü aldık.

Bunun yanı sıra kentteki cafelere veganlık konusunda bilinçlendirme yapıldı, menülere vegan alternatifler eklendi. Turizmcilere ve gönüllülere eğitim verdik.

Yeşil Gazete: Seneye de olacak mı?

Ebru Arıman: Gelenekselleştireceğiz. Belediye özellikle Didim’in yerel otlarının da tanıtılması için Nisan ayını uygun buldu. Başka belediyelerden teklif geliyor ama her yıl Didim’de ot zamanı olacak. Başka belediyelerde belki başka vegan etkinlikler düzenleyebiliriz. Didim VegFest olarak devam edeceğiz.

Orhan Kural

Et endüstrisinden para alıp vegan karşıtı açıklama yapanlar var

Festivalde vejetaryen yazar, gezgin ve aktivist Prof. Dr. Orhan Kural izlediği bir haberde belediyenin hayvanlara yaptığı zulmü katılımcılarla paylaştı: “Ankara Emek çöplüğünde hayvanları yakalayıp bağlamışlar, çöplüğe gömmüşler. İki yavru köpek küçük aradan kendini kurtardı, anneleri çırpındı, yavruları da anneleri için çırpındı ama çıkamadı. O zaman iki yavru köpek belediye yetkililerine bakıp aynen şunu söylediler: hav hav hav… Genellikle köpekler tersten konuşur efendim.”

Festivale gelenlere hayvanların insanlar tarafından istismar edildiğini vurgulayan Prof. Dr. Kural: “Şöyle düşünmek gerek;  balı arı bizim için mi yapıyor? Hayır! Çalıyoruz ondan. Sütü inek insanlar içsin diye mi yapıyor, hayır. Biz onları istismar ediyoruz. Veganlar da böyle düşünüyorlar ve haklılar tabi. Dileriz böyle festivaller artar, vegan vejetaryen sayısı artar. Bir de kabul edemediğim bir duruma değinmek istiyorum. Ünlü vegan vejetaryenlerden bazıları et endüstrisinden para alıp doktorlar bana müsade etmedi deyip vaz geçiyorlar. Onların bize zararı çok daha fazla. Keşke hiç olmasalardı.” dedi.

Hüseyin Baraner

Hüseyin Baraner: Didim Veganlar için yaşanabilir bir yer olacak

TÜRSAB (Türkiye Seyahat Acentaları Birliği) Yurtdışı Temsilcisi Hüseyin Baraner, vegan festivalinin Didim’in tarihine, kültürüne, doğasına ve dünyaya bakış açısına en yakışan etkinlik olduğunu vurguladı ve Ege Bölgesi’nin dünyada meyve ve sebze çeşitliliğinde önemli olduğunu söyledi.

Baraner ayrıca ünyada vegan/vejetaryen yaşam felsefesinin yaygınlaştığını, Türkiye’nin çeşitli yerlerinden pek çok kişinin festivale ilgi gösterdiğini, ilk olmasına rağmen katılımın planlanandan çok daha yüksek olduğunu, ilçeye iki günde 50 bin kişinin geldiğini de sözlerine ekledi.

Yöre halkı için de önemliydi bu etkinlik. Didim veganlar için yaşanabilir bir yer olacak. Turizm açısından da çok önemli oldu bu etkinlik. Festival olmasaydı burası bomboş olacaktı. Festival sayesinde Türkiye’nin bu zor durumuna rağmen yurtiçinden ve yurtdışından turist geldi buraya. Burası cıvıl cıvıl, bu etkinlik olmasaydı burda in-cin top oynuyordu!

Zeynep Casalini

Zeynep Casalini: İnsan insanlığını bilse her şey çözülecek

Vegan sanatçı Zeynep Casalini, 29 Nisan akşamı festivalde bir konser verdi. Konserde neden vegan olduğunu hayranlarıyla paylaşan Casalini insanın bitmek bilmeyen bencilliğine değindi:

“İnsan dünyaya zarar veren tek canlı, insan insanlığını bilse her şey çözülecek. Ama hep daha fazlası, ego, ben peşinde. İleri falan yok, topraksın, o kadar. Başka bir şey değilsin. Bunu unutmamak gerek. Proteini nerden alacağım, vegan olmak çok pahallı… Okumamaktan, bilmemekten, bilmek istememekten gelen bir şey.”

Konser sonrası Yeşil Gazete için sorularımızı cevaplayan Casalini festivalin veganlık için önemli bir adım olduğuna değindi.

Yeşil Gazete: Festivali nasıl değerlendiriyorsunuz?

Zeynep Casalini: Her şeyden önce veganlık/vejetaryenlik söz konusu olduğu için çok önemli bence. Veganlık günümüzde önemi artan bir konu. Yöre halkının katılımı da önemliydi. Zaten Ege halkı çok etçil değil, düşünüp katılmak istemeleri önemli bir konu. Tabi veganlık da çok önemli bir bilinç gerektiriyor. Ama benim gördüğüm kadarıyla çok çeşit vardı.

Didim halkının bu bilince sahip olması hem ülke hem de dünya için önemli bir adım. Festival de çok güzel ve özeldi.

Yeşil Gazete: Ne zaman vegan olmaya karar verdiniz?

Zeynep Casalini: Ben ortalama 7-8 yıldır vejetaryenim. Bir yıldır da veganım. Ama sağlık durumundan süt ve süt ürünleri zaten kullanamazdım. Balı hala tüketiyorum ama çok tanıdığım bildiğim yerlerden, sömürmediğini düşündüğüm üreticiden alıyorum. Çok da tüketmiyorum zaten.

Bu konudaki bilinç de açıldıktan sonra zaten vegan olmamak gibi bir düşünceniz olmuyor, normali budur diye düşünmeye başlıyorsunuz. Ama bugün dünyada her şey ters olduğu için sanki veganlık ters bir şeymiş gibi algılanıyor. Çok zor bir beslenme tarzı olduğu düşünülüyor. Ben zorlanmadım.

Didim Belediye Başkanı Ahmet Deniz Atabay: İnsanlar en azından ‘vegan nedir’ öğrenmeye başladılar

“Yerel halk festivale çok sahip çıktı. Özellikle bu bizi çok sevindirdi. Dışardan gelen misafirlerimiz mutlu, birçoğu ilk defa Didim’e geliyor. Burada tezgah açan ev hanımları, esnaflar var. bu insanlar vegan değiller ama öncesinde veganın ne olduğu, nelere dikkat etmeleri gerektiği konusunda bir eğitim aldılar. Bu etkinliği turizme entegre etmek bizim için önemliydi ama amaç sadece para kazanmak değil.

Vegan olmak bir yaşam felsefesi ve burada insanlar en azından veganın ne olduğunu duymaya, öğrenmeye başladılar. Sezon öncesi olmasına rağmen bütün otellerimiz doldu. Turizmin dar boğaza girdiği bir dönemde turizm esnafı nefes almış oldu. Festival olmasaydı buralar boş olacaktı.”

Yeşil Gazete: Didim’i vegan dostu belediye ilan etmek için yaptığınız çalışmalar neler?

Ahmet Deniz Atabay: Vegan restorant ve kafelerin kriterleri var. Vegan derneğinden gelen arkadaşlar işletmelere kışın bu konuda eğitim verdi. Menülerde artık vegan seçeneklerimiz de yer alıyor. Her yıl Nisan ayında Didim’de olacak. Bu yıl ilkti, eksiklerimizi gördük, daha dikkat etmemiz gereken konular var.

Zülal Kalkandelen ve Ahmet Deniz Atabay

Zülal Kalkandelen: ‘Alkışlanmak için değil, rahatsız etmek için burdayım’

Festivalin en etkileyici ve beğenilen konuşması gazeteci, yazar, aktivist Zülal Kalkandelen’in konuşmasıydı. Kalkandelen festivalin panayır havasında geçtiğini belirterek eğlence odaklı olmasını eleştirdi.  Hayvanın yaşama hakkı gerçeğinin ön planda tutulması gerektiğini vurguladı:

Bugün söyleyeceklerim belki aranızdan bazılarını rahatsız edebilir. Aslında ortada rahatsız olunacak bir durum var. Burda daha çok bir panayır havasında alışveriş odaklı bir ortam yaratıldı. Benim için önemli olan bugün festivalden evlerinize giderken hangi duyguyla döneceksiniz, beni ilgilendiren bu.

Veganlık bir beslenme şekli değildir. Veganlık bir yaşam tarzı, detoks değildir. Veganlık hayvanların da insanlar gibi yaşama hakkına sahip olduğu oluşumdan hareketle hayvan özgürlüğünü savunur. Kafeslerin bir iki santim genişletilmesi değil o kafeslerin tamamen boşaltılmasıdır hedefimiz. Ben konunun vicdan temelli bir anlayışla yürütülmesini doğru bulmuyorum. Herkesin vicdanı aynı çalışmıyor. Hayvanların yaşam hakkını insanların vicdanına bırakırsak çok uzun zaman alır. Bu nedenle hayvan özgürleşme hareketi hak temelli ‘yaşam hakkı’ odağında ilerlemeli.

“Veganizm insanlar daha sağlıklı olsunlar diye türemedi”

Tıpkı insan gibi inek de gebe kaldıktan sonra süt verebilir. O sütü onun yavrusu içindir. İnsanoğlunun bitmek tükenmek bilmeyen bu süt isteği talebini karşılamak için her yıl mezbahalarda hayvanlar insan eliyle zorunlu gebeliğe maruz kalır. Tecavüz askısı denilen bir alete yatırılan hayvanın vajinasına sokulan demir bir çubuk aracılığıyla spermler bırakılır. Hayvanın sütü geldiği zaman doğurduğu anda yavrusu henüz bir günlükken annesinden alınır. Gerekçe de aralarında bir bağ kurulmamasıdır ama kadınlar bilir, zaten gebelik sırasında o bağ kurulmuştur.

Yavru ineğin annesinden ayrılırken yavru ve annenin çıkardığı sesler insanın hayatında duyabileceği en acı seslerdir. Siz süt satın aldığınızda biliniz ki o vahşete onay vermiş oluyorsunuz. Bunu bilmiyordum demenin bu çağda geçerli bir tarafı yok. Verdikleri süte el koymak hırsızlıktır, et cinayettir. Veganizm kesinlikle insanlar daha sağlıklı olsun diye türemiş değildir. Hayvan haklarına duyduğumuz saygıdan dolayı vegan olduk. Alkışlanmak için burda değilim rahatsız etmek için burdayım. Kendime biçtiğim temel görev budur.”

“Bizim asıl yıkmamız gereken türcülük kavramıdır”

Kötü muamele denildiğinde de herkesin aklına sokak hayvanları geliyor. Köpek ve kedileri herkes seviyor arkadaşları gibi görüyor. Sokak hayvanları için mücadele eden insanların mezbahalar söz konusu olduğunda gerçeklere gözünü/kulağını kapaması doğru değil. Türcülük insanın kendini başka canlılardan üstün tutması ve sadece ait olduğu türden dolayı kendini daha değerli görmesidir. Bizim asıl savaşmamız yıkmamız gereken budur. İnsan hiçbir canlıdan üstün değildir.

Eşref Balcı: ‘Meseleye din karışınca orda tıkanıyor’

Türkiye Vegan ve Vejetaryenler Derneği (TVD) festivalde “Bir vegana sor” standı açarak veganlıkla ilgili merak edilen soruları cevaplandırdı.

TVD Yönetim Kurulu üyelerinden Eşref Balcı’yla “Bir vegana sor” projelerini konuştuk. Gerek festivalde gerek başka yerlerde vegan olmayan insanları bilinçlendirmek için sorularını cevapladıkları bu projede insanların en çok ‘Et canınız çekmiyor mu? Et yemeyince eksik beslenme olmuyor mu?’ sorularının sorulduğunu belirtti.

Balcı, et yemenin yeterli olup olmadığından ziyade meselenin önce etik yönünü anlattıklarını söyledi: “Diğer yandan da bazı insanlar meselenin vicdani yönünü kabul ediyor aslında ama ‘Allah da onları bizim için yaratmış’ diyor, meseleye din karışınca çok müdahale edemiyoruz. O noktada bir vegana sor bitiyor, tıkanıyor.”

Yerli tohumu koruma mücadelesi veren gönüllü birlik: Ulusal Tohum Takas Merkezi

Festivalde stant açan Ulusal Tohum Takas Merkezi, devlet eliyle çiftçilerin ata tohumlarının kullanımını engellemesi ve tohumların yabancı sermaye elinde olmasına tepki olarak bir araya gelen gönüllü bir grup.

Kurucusu Ali Özırmak, Türkiye’nin her yerinden en az iki yıl kullanılmış tohumların gönüllüler aracılığıyla kendilerine iletildiğini söylüyor. Toplanılan yerli ve GDO’suz tohumlar Türkiye’nin her yerinden isteyen kişilere sadece kargo parasını ödemek şartıyla gönderiliyor. Tohumu dağıttıktan sonra da facebook hesabı üzerinden tüm kullanıcıların sorularını yanıtlayıp destek oluyorlar.

Küresel tohum firmalarının 2007 yılında Türkiye’ye gelmeye başladığını vurgulayan Özırmak 2008 yılında da devletin yerli tohum teşvik planını kaldırdığına dikkat çekerek Yeşil Gazeteye açıklamada bulundu:

Tohumlarımız yabancı sermayelerin kontrölünde, birkaç firma Türkiye’den elini çekse tohumsuz kalacağız. Diğer yandan bakanlık düzenlemesine göre çiftçilerin sertifikalı/hibrit tohumlar kullanması zorunlu. Sertifikalı tohum kullanmayan çiftçilere devlet desteği verilmiyor. Bunun dışındaki tohumların satışı da yasak, çiftçiler atalık tohumları kullanamıyor.

Hibrit (sertifikalı/firma tohumu) tohum aynı bitkinin farklı türlerinin kendi aralarında insan eliyle tozlanmasıyla oluşturuluyor, en kötü yanıysa aynı ürün alabilmek için ikinci defaya kullanılamıyor. Böylelikle çiftçi hibrit tohum kullandığında bir sonraki yıl yeniden satın almak zorunda. Hibritleştirdikleri ürünlerde verime ulaşmak için hormon ve kimyasal kullanma zorunluluğu var, devlet bunu da saklıyor, bunlar yerel çeşitlerimizi bozuyor. Diğer yandan bunların GDO’lu ve yerli olup olmadıkları da tartışma konusu. İnsanlık aç söylemiyle GDO’lu ürünler çıkıyor. Biz insanlara organik tarımın önemini anlatıyoruz.”

Festivalde Kanal D spikeri Emin Çapa, vegan ve vejetaryenlik konusunda katılımcıları bilgilendirdi. Festival sonrası sorularımızı yanıtlayan Çapa gençlik yıllarında aile baskısıyla et yediğini belirtti.

Yeşil Gazete: Vejetaryen olma kararını nasıl aldınız?

Emin Çapa: Benim vejetaryen olmam aslında bir kararla değil bir süreçle oldu. Çocukluğumdan beri bir canlının öldürülmesi bana hep korkunç gelmiştir. Çocukluk ve gençliğimde ailemin zoruyla yılda birkaç kez et yerdim. Evlendikten bir süre sonra hiç et tüketmez oldum.

Bundan 18 sene önce, hayatımdan balığı da çıkarınca tamamen vejetaryen oldum.

Yeşil Gazete: Didim Veganfest’i nasıl değerlendiriyorsunuz, memnun kaldınız mı? 

Emin Çapa: Mütevazı bir başlangıç olacağını düşünüyordum. Didim VegFest beni çok şaşırttı. İlk konuştuğumuzda böylesi bir iş başarılabileceğini hiç düşünmemiştim. Sonuçta Didim kaynakları sınırlı bir ilçemiz, bol havalı “ot festivalleri”nin olduğu yerlerle de yarışamaz.

Ama Cumartesi festival alanında küçük çaplı bir şok yaşadım. Daha doğrusu ilk şokumu Perşembe Akköy’deki kadınlar “bizim standımıza uğramadan geçmeyin sakın” dediklerinde yaşadım. Olayı bu kadar içselleştirmeleri çok hoşuma gitti.

Yeşil Gazete: Festivalin Didim’e taşınmasında sizin rolünüz büyük. Neden Didim?

Emin Çapa: Geçen sene belediye başkanı ile Didim’de düzenlenen turizm konferansında karşılaştım. Didim’in gelir kaynaklarını çeşitlendirmek istiyordu. Yerelin güçlenmesi benim çok ama çok önemsediğim bir konu. Ot festivali yapmak istediğini söyleyince, bizim dernekle konuşup, başka ot festivallerinden Didim’i ayrıştıracak, eşsiz yapacak bir şey olsun dedim. Sonrası Dernek ve Belediye’nin çabalarıyla geldi.

“Didim’in benim için özel bir yeri var sevgilimle çocuk sahibi olmaya da burda karar verdik”

Didim’in benim hayatımda özel bir yeri var. Üniversiteyi yeni bitirdiğim günlerde, annem kansere yakalandı. Ben henüz 21 yaşına yeni girmiştim, çok sıkıntılı bir dönemden geçiyorduk. Hem maddi, hem manevi olarak. O süreçte sevgilimle (ki kendisi 30 yıllık eşim olur) sanat tarihi turlarımızdan birini Didim’e yaptık.

Milet, Prienne dolaştık. Gece Apollon Tapınağı’nın yanındaki pansiyonda kaldık. Sabah kahvaltı ederken, tapınakta sarışın bir turist kadın ve elinde biberonla arkasında yürüyen bir küçük çocuk gördük. İkimiz de kahvaltımızı bırakıp yaklaşık 10 dakika onları seyrettik. Ayrılmasalar daha da uzun seyrederdik. O anda ikimiz de çocuk sahibi olmaya karar verdik. Ve hayatımızın o zor günlerinde ışığımız olan oğlumuz böyle dünyaya geldi.

Yeşil Gazete: İlki gerçekleşen Vegfest’i bizim için değerlendirir misiniz?

Emin Çapa: Didim VegFest’in dünya çapında bir vegan ve vejetaryen etkinliğine dönüşerek tüm Türkiye’ye katkıda bulunmasını istiyorum. Eğer Didim VegFest sadece Didim’e ya da bölgeye katkıda bulunursa üzülürüm.

Çünkü Özellikle Asya’dan Japonya, Kore ve Çin’in ilgisini çekebilmeyi başarırsak büyük bir iş çıkarırız. Çünkü o insanlar kültür turlarına önem veriyor. Deniz-güneş değil onların dertleri. Didim’in çevresinde muazzam bir tarih var. Bunun ilk şartı bölge halkının ve bölge turizminin olaya dahil olması. İlk festivalde halkın yoğun katılımını gördük. Bunun devam etmesi lazım.

Ilgın İstenç Yalçınkaya: Yasada barınak diye bir şey yok

Hayvan Hakları Komisyonu Aydın Barosu’ndan Avukat Ilgın İstenç Yalçınkaya, festivale katılanlara yasalardaki hayvan koruma kanunun yetersizliğini ve yürürlüğe konulmak istenen yeni yasa tasarısının tehlikelerini anlattı:

Yürürlükteki 5199 sayılı hayvanları koruma hayvan koruma kanunundan ziyade insanı hayvandan koruma kanunu gibi bir işlev görüyor. İçeriğinde hayvanlar şu şartlar altında öldürülür gibi sadece hayvanların ölümlerini tanımlayan gayet yetersiz ve kötü bir kanun. 6. Madde bizim uygulamaya koymaya çalıştığımız madde. Maddeye göre Sokak hayvanları yerel yönetimler tarafından usulü belirtilen şekilde kısırlaştırılır, tedavisi yapılır, on gün kadar karantina altında tutulur ve alıştığı mahalleye geri bırakılır, kesinlikle barınaklarda bırakılmaz. Ancak yasa barınak denen şeyi ön görmemesine rağmen belediyeler hayvanları aldıkları yere bırakmadıkları için barınak denen yerler doğdu.

Türkiye’nin en iyi barınağı bile çok kötü koşullarda. Orman ve Su İşleri Bakanlığı önümüze mevcut kanundan daha kötü bir yasa tasarısıyla geldi. Bu tasarıda toplanan hayvanlar Kısırkaya (İstanbul) gibi 20-30 bin hayvan kapasiteli büyük barınaklara tıkılmaya çalışıldı. Kısırkaya’nın da imarı iptal edildi ama belediye yıkım kararını da uygulamadı. Yasa tasarısında yunus parklarının kapatılması da gündeme geldi ama komisyon görüşmelerinde AKP’li Milletvekili Mehmet Metiner’in önergesiyle ‘ekonomimize çok önemli bir katkısı olduğu iddiasıyla’ madde çıkarıldı.

Didimliler festivalden memnun

Yöre halkı festival öncesi Didim Belediyesi ve TVD tarafından düzenlenen veganlığın anlatıldığı bir atölye çalışmasına katıldılar, atölyede veganların ne yiyip ne yemedikleri, nelere dikkat edilmesi gerektiği konusunda bilgilendirildiler. Festival günü de çoğunluğu yörede yaşayan ev hanımlarından oluşan insanlar stant kurup yaptıkları vegan ürünleri sattı. Veganların yanı sıra vegan olmayanlar da içinde hiçbir hayvansal gıda bulunmadan (hayvansal süt, peynir, margarin, tereyağı, yumurta, yoğurt) yapılan yiyeceklere ilgi gösterdi.

Yöre halkından Hatice Altun, önceden bir atölye çalışması yapıldığını, vegan sütler, yiyecek ve içecekler konusunda eğitim aldıklarını belirterek “Daha yeni öğrendik vegan ürünleri, bizim için aceleye geldi, seneye daha çok şey öğreneceğiz.” dedi. Meral Bakkal da belediyede düzenlenen veganlık nedir eğitimine katılıp festivalde vegan yiyecek hazırlayanlardan biri: “Bizim için de çok güzel oldu. Hem sosyalleşmiş olduk. Yaptıklarımızla para da kazandık. Veganlık nedir onu öğrendik. Bilmiyorduk. Veganlık güzel bir şey.” dedi.

‘Hayvan arkadaşlarımı yemesinler’

Hem festivali düzenleyenler, hem yöre halkı hem de festivale katılanlar ilki düzenlenen Vegfest’e katılımın bu kadar yoğun olmasından memnundu. Üç yıldır vegan olan Fatma Özyurt  üç yıl önce, vegan olan oğluyla beraber kendisinin de veganlığa geçtiğini belirtti: “Vegan olduktan sonra vicdanen çok rahatladım ve herkese tavsiye ediyorum. Hayvan arkadaşlarımı yemesinler, hayvan yemek cinayettir. Onların da bu dünyada özgürce yaşamaya hakkı var. Bu dünyaya bize yiyecek olarak gönderilmediklerini düşünüyorum. Onları seviyoruz yemiyoruz! Festivale katılımı da bu yoğunlukta beklemiyordum. Çok şaşırdım.”

Reklamcılıkla uğraşan Bulut Yasin Özyurt  ise aynı zamanda veganlar arasında kolektif bir oluşum olan Vegan Mutfak’ın da kurucusu: “Bütün veganlar temelde tek bir soruda takılıyor: ne yiyeceğiz? Vegan tariflere baktığınız zaman sanki profesyonel mutfaklarınızın aletlerimizin olması lazım gibi bir izlenim vardı. Bu anlayışı kırmak istedim. Aslında eti yani cesedi çıkardığımızda ortaya vegan bir yemek çıkıyor. Vegan Mutfak’da veganlar yaptıkları vegan tarifleri paylaşıyorlar. Sadece benim paylaştığım tarifler Yok. Kolektif bir site.”

“Amaç hayvansal sucuğun karşısında bak vegan sucuk da var diyebilmek”

Festivalin temel felsefe olan hayvanın yaşama hakkından uzaklaşıldığından, vegan olmayanlara veganlığın anlatılamadığından, meselenin eğlenceye indirgendiğinden şikayetçi olanlar da vardı. İzmir’den gelen Üniversite öğrencisi Dilan Kaya vegan bir arkadaşından etkilenerek veganlığı seçtiğini belirtti:

Bence festival kötüydü. Veganlık çok anlatılamadı. Ot festivali gibiydi. Böyle beklemiyordum, fazla ticari buldum. Stant kurulmuş ama bana soruyor vegan nedir diye. En büyük eksiklik vegan nedir, hayvan hakları nedir, bununla ilgili çok yetersizlik var.

Bizim yemek konusunda gelirken beklentimiz veganize edilmiş ürünler, vegan sucuk, yoğurt, peynir gibi ürünler görmekti. Bizim amacımız hayvansal sucuğun karşısında bak vegan sucuk da var demek. Ama burda ot ve zeytinyağlı yemekler daha ağırlıklı. Bunlar da olsun elbette ama veganize edilmiş ürünlerin vegan olmayanlara anlatılması daha önemli. Neden vegan olunur? Hayvan hakları için. Bu da çok fazla anlatılamadı.

Bir Hayvan Deneyi Vahşeti ve Vegan Olma Hikayesi

Mutse Banzragch

İzmit’ten Uzman Gastroenterelog (iç hastalıkları uzmanı) Mutse Banzragch, festivalde katılımcılara Türklerin hala göçebe yaşantıdan kalan alışkanlıkla et tükettiğini bunun dışında Ege ve Akdeniz usulü beslenmenin dünyada en iyi beslenme olduğunu anlattı.

Birgün Gazetesi’ne neden vegan olduğunu anlatan Dr. Banzragch, bilimde her yolun mübah olmaması gerektiğini söyledi:

Karaciğer (siroz) hastalığına çözüm bulmak için bir çalışma yaptım. İnsan üzerinde yasak olduğu için hayvan üzerinde deney yaptım. Çalışmam olumlu sonuçlandı, ödül bile aldım. Hayvansal çalışmalarda hayvan sertifikası olan bilim adamından hizmet satın alıp kiralıyoruz. Ben o hayvanları (30 hayvan) önce siroz yaptım. Geliştirdiğim ilacı verdim, bazı hayvanlar iyileşti. Ama iyileştiğini kanıtlamak için kesip karaciğerini alıyoruz. O hayvanlar benim yüzümden öldü. Niyetim iyiydi ama yöntem etik mi diye düşünmüyordum. Yaşadıkça öğrendim ki etik değil, vazgeçtim. Artık yemin ettim hayvan üzerinde deney yapmayacağım. Böyle bir vahşeti farkına vardıktan sonra alternatif yollarını aramaya başladım. Hücre ve yapay organ üzerinde çalışmalar var artık. İnsan arayınca buluyor.

 

Haber: Zümre Deniz Denli

(Yeşil Gazete)

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+3Share on LinkedIn0Pin on Pinterest0Email this to someonePrint this page