Fransa seçimleri: Macron’un başkanlığı ne demek? – Berk Öktem

Fransız siyasetini liseden beri az çok takip etmeye çalışıyorum. Holland’ın seçildiğin 2012 seçimlerinden beri diyebiliriz. Dolayısıyla bu benim takip ettiğim ikinci seçim. Büyük bir sürpriz olmazsa Macron, başkan olacak gibi gözüküyor. Peki, büyük sürpriz ne olabilir?

En kötü senaryo seçimlere katılımın çok düşük olması, zaten Macron kazanacak diye düşünenlerin oy vermeye gitmeyebileceği. Bir diğer ihtimal ise 3 Mayıs’ta devlet kanallarında gerçekleştirilecek olan tartışmada Macron’un çok kötü gözükmesi. Le Pen’ın karşısında rezil olması, insanların kafasını karıştırabilir. Örneğin daha önce Chirac 2002’de, baba Le Pen ile görüşmeyi göze alamamış ve reddetmişti.

Böyle bir sürpriz çıkmazsa, Macron seçimleri açık ara farkla kazanacak gibi gözüküyor. Hem sağın hem solun desteğini almış durumda. Hatta sağcı parti Les Républicains (Cumhuriyetçiler) üyelerinden biri Le Pen’e destek vereceklerin partiden ihraç edilmesini istedi. Sol adaylar arasında en çok oy alan (%19,58) Mélenchon ise her iki adayın da kendisi için aynı olduğunu, ikisinin de “günümüz kurumlarının savunucuları ve destekleyicileri olduklarını” söylüyor ve seçmenine bir aday göstermiyor. Ama ona oy vermiş insanların Le Pen’e oy vereceklerini hiç sanmıyorum. Oyların %6’sını alarak seçimlerin en büyük mağlubu olan, Sosyalist Parti adayı Hamon ise Macron’a desteğini hemen açıkladı. Fransız Yeşilleri’nin adayı Yannick Jadot ise seçimlerden 2 ay önce çekilerek Hamon’a desteğini açıklamıştı. Yeşiller Parti’si (EELV) de aşırı sağa karşı oy kullanma çağrısında bulundu. Mélenchon’dan farklı olarak, Le Pen’e karşı Macron tercihini belirtti yani faşizm yerine neoliberalizmi tercih ediyoruz gibi bir şey demiş oldu.

Peki, Holland’ın eski ekonomi bakanı olan Macron’un başkanlığı ne demek?

Bu sonuçlar, kimseyi heyecanlandırmayacak, büyük değişiklikler görmeyeceğimiz, Holland’dan arta kalan neoliberal politikaların daha da şiddetle uygulanacağı bir dönemi işaret ediyor. Genç olması bir artı olarak görülebilir, kendisi 39 yaşında. Liberal olması ve seçim boyunca söylemleri bireysel özgürlüklere, haklara saygılı olacağını gösteriyor. Ekolojik dönüşüm için 15 milyar euro ayıracağını söylüyor. Ermeni soykırımının tanınması için mücadele verecekmiş ve Türkiye’nin girdiği yolu kötü buluyormuş. İyi diyebileceğimiz özellik, her ne kadar bulmaya çalıştıysam da başka bulamadım maalesef. Ekonomi politikasına gelecek olursak krizden beri uygulanan politikalardan farklı olmayacaktır, üretim maliyetlerini düşürmeye yönelik politikalar uygulayacağını zaten söylemişti. Önce şirket vergilerini düşürecek ardından güzel adıyla işgücü piyasasını esnekleştirerek, aslında güvencesiz işleri arttırarak işgücü maliyetlerini azaltacak ve bu sayede üretim maliyetlerinin düşmesini sağlayacak politikalar bekleyebiliriz. Holland da bu görüşe uygun yasalar çıkarmıştı ancak Sosyalist Parti bünyesinde olduğu için biraz daha ihtiyatlı olması gerekiyordu. Macron ise bağımsız bir aday dolayısıyla bu politikaları sınırsızca uygulamada özgür olacaktır. Tabi sendikalar devreye girmezse. İş dünyası açısından ise sanırım her şey yolundadır, bayram ediyorlardır diye düşünüyorum. Zaten borsa sonuçları çok iyi karşılamış.

 Macron’un enerji politikası da Holland’ın ve sağcı adaylarınkinden farklı değil. Nükleer santraller kapatılmıyor, sadece bir iki tane en eski santralı göstermelik kapayacak. Santralleri kapamama gerekçesi ise iklim değişikliği ile mücadele! Nükleerin toplam enerji üretimindeki payını %50’ye düşürmeyi vaat ediyor, Fransa’nın enerjisinin yarısı hala nükleer ile karşılanmaya devam edecek. Ayrıca piyasada devlet destekli nükleer enerji üreticilerinin olması yenilenebilir enerji üretiminin artmasına da engel oluyor. Zaten çok az kullandıkları kömürlü termik santralleri 2022’ye kadar kapatacağını söylemesi de çok bir anlam ifade etmiyor. Güneş ve rüzgar enerjisi üretimini iki katına çıkaracak olması da maalesef yetersiz. Zaten az olan üretim iki katına çıkınca yine az oluyor.

Bireysel hak ve özgürlüklerin genişleyeceği, ayrımcılıkla mücadelenin de artarak devam edeceği ama iş güvencesinin azalacağı, ekonomik eşitsizliğin artacağı bir Fransa’yı işaret ediyor seçim sonuçları. Bu arada, İngiltere’nin tam da AB’den ayrıldığı sırada, AB savunucusu bir başkanın seçiliyor olması iyi çünkü AB’nin bitip bitmemesinden öte sürecin yavaş işlemesi önemli, birlik dağılacaksa da bu bir anda olmamalı.

Bu seçimlerin en kötü yani Sosyalist Parti ve Yeşillerin adayı olan Hamon’un %6 oy alması oldu. Avusturya, Hollanda gibi ülkelerde aşırı sağ yükselirken aşırı sol yerine yeşiller yükseliyordu ama Fransa’da kutuplaşma aşırı sol ile aşırı sağ arasında gerçekleşti. Avusturya ve Hollanda’da Yeşiller, aşırı sağı mağlup etmişti ama Fransa’da aşırı sağın karşısında seçimlere Macron girecek ve solun lideri de Mélenchon oluyor. Maalesef Yeşillerin ve Sosyalistlerinin sesinin pek çıkamadığı bir seçim gerçekleşiyor.

Sonuçta Fransızlar sandığa giderlerse, faşist Le Pen’in iktidara gelme ihtimali yok. Macron başkan olacak. Faşizm ile neoliberalizm arasında tercih yapacak Fransa halkına kolay gelsin. Kötünün iyisinin kazanması dileğiyle.

 

Berk Öktem

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Pin on Pinterest0Email this to someonePrint this page