İklim değişikliği adaletin sınırlarını zorluyor – Defne Gönenç

İklim değişikliği dediğimizde aklımıza ilk olarak buzulların erimesi, çölleşme, deniz seviyesinin yükselmesi, sellerin ve kuraklığın artması, sıcak hava dalgaları geliyor. Halbuki iklim değişikliğinin çok önemli bir boyutu daha var. İklim değişikliği, küresel adaletsizliğin göbeğine konumlanmış durumda. İklim değişikliği küresel ölçekli toplumsal adaletsizlikten hem besleniyor hem de onu besliyor. Yıllar boyunca, iklim değişikliği konusunu, devletler ölçeğindeki adaletsizlikle ele aldık. Çin ve Hindistan gibi yükselen ekonomiler iklim değişikliğinden sorumlu olmadıklarını öne sürdüler, o sebeple emisyon azaltma yükümlülüğünü ABD ve diğer Batı ülkelerine bıraktılar. Hatta Kyoto Sözleşmesi bile böyle bir adalet anlayışını baz alıp kalkınmakta olan ülkelere herhangi bir sera gazı azalımı yükümlülüğü getirmedi. Bunun karşılığında da ABD, bu durumun Çin firmaları karşısında kendisinin ekonomik rekabet gücünü azalttığını öne sürdü ve Kyoto’ya dahil olmadı. Çin’de ve kalkınmakta olan diğer ülkelerdeki firmaların birçoğunun aslında zaten bu ülkelerdeki düşük çevresel ve sosyal standartlardan faydalanan uluslararası firmalar olduğunu ve ürettikleri malların birçoğunun Batı ülkelerinde tüketildiğini göz ardı ettik.

“Boğulmuyoruz, mücadele ediyoruz”

İklim değişikliği küresel ekonomi ile iç içe geçmiş bir sorundur. İklim değişikliğine samimi olarak bir çözüm üretmek istiyorsak küresel ekonominin dengeleri ile oynamak zorundayız. İklim değişliğine sadece teknolojik çözümler üretmek yeterli olamayacak. İklim değişikliği ile ciddi ve samimi bir savaş, iklim değişikliğini besleyen küresel ölçekli toplumsal adaletsizlikleri iyice anlayıp iklim değişikliğinin bu adaletsizlikleri nasıl beslediğinin değerlendirilmesi ve buna göre politika üretilmesinden geçmektedir.

“İklim adaleti olmadan barış da olmaz”

İklim adaletsizliğini kuşaklar arası ve kuşak içi olarak ele almak mümkündür. Kuşaklar arası açıdan iklim adaletsizliği, yarının kaynaklarını bugünden tüketmek, gelecek nesillere hem daha az kaynak hem de iklim değişikliği ile şimdi olduğundan çok daha acilen savaşılması gereken bir dünya bırakmaktır. İklim değişikliğini kuşak içi olarak ele aldığımızda ise çok boyutlu bir adaletsizlik ile karşılaşırız. Öncelikle iklim değişikliği en çok kadınları, çocukları, engellileri ve az gelirlileri etkiliyor. İklim değişikliğinin etkisiyle tarımsal verimlilik düşüyor, kuraklık ve seller artıyor, su kıtlığı sorunu büyüyor. Bu sorunlar dar gelirli insanları çok daha fazla etkiliyor. Yani iklim değişikliğinden ne kadar etkilendiğimiz sınıfsal konumumuza, yaşımıza ve cinsiyetimize göre belirleniyor. Seller gecekonduda yaşayanları daha sert vuruyor, kuraklık çiftçilerin gelirini azaltıyor, buna bağlı olarak ortaya çıkan gıda fiyatlarının artışından dar gelirli vatandaş görece olarak daha çok etkileniyor. Ayrıca sel, tufan, tsunami gibi felaketlerde ölen kadın, çocuk ve engellilerin sayısı daha fazla.

“İklim adaleti, ŞİMDİ”

İklim adaletsizliğinin diğer boyutu ise iklim değişikliğinden daha çok etkilenen insanların aslında bu duruma en az yol açan grup olması.  Küresel servet ve gelir dağılımındaki eşitsizlik kontrol edilemez biçimde büyüyor. Oxfam’ın 2017 tarihli raporuna göre sadece en zengin 8 kişinin serveti dünyanın en fakir yarısının, yani 3,6 milyar insanın servetine eşit. Sizce de küresel eşitsizlik biraz fazla değil mi? Yine Oxfam’ın 2015 Aralık ayında yayınladığı Aşırı Karbon Eşitsizliği raporuna göre ise toplam emisyonların %50’sine dünyanın en zengin %10’u sebep oluyor. Ayrıca, en zengin %1’lik dilimden birinin ekolojik ayak izinin, en fakir %10’daki birinin ekolojik ayak izinin 175 katı olabileceği tahmin ediliyor. Bununla beraber, iklim değişikliğinden daha çok etkilenen fakir ve dar gelirli kesim hem iklim değişikliği için önlem almak için çok daha az miktarda teknolojik kapasiteye sahip, hem de bu insanların iklim değişikliğine sebep olan küresel politikaların değiştirilmesinde çok daha az söz hakkı var. Yani bu kesim hem teknolojik hem de siyasi açıdan çok daha güçsüz durumda. Tıkanık bir hukuk sistemi ve hayatlarımızı ilgilendiren konulardaki karar alım süreçlerine katılamamamız sorunu daha da derinleştiriyor. Maalesef adaletsizlikler listesi burada da bitmiyor. Listeyi kolayca uzatmak mümkün. Yapılan çalışmalara göre, örneğin İngiltere’deki enerji politikaları iklim değişikliğine daha az sebep olan dar gelirli vatandaşların iklim değişikliği ile savaşmak için üretilen politikalara, ekonomik olarak, iklim değişikliğine kendi katkı oranlarından daha yüksek oranda katkı vermek zorunda bırakıldıklarını gösteriyor. Bu adaletsizlikler listesini çeşitli biçimlerde uzatan akademik çalışmaların sayısı da gün geçtikçe artıyor.

Henry Shue iklim değişikliği ile mücadele için üretilecek politikaların adalet düzleminde ele alınması gerektiğini savlıyor ve bunun için dört basamaklı bir politika yapım süreci öneriyor: İlk basamak, küresel ısınmaya karşı geliştirilecek politikaların maliyetinin adil dağıtılması, ikinci basamak, iklim değişikliğinin artık engelleyemeyeceğimiz sosyal sonuçları ile mücadele etmek için geliştirilecek politikaların maliyetlerinin adil dağıtılması, üçüncü basamak, ilk iki basamakta sözü edilen politikalara adil biçimde karar verilebilmesi için mevcut güç dağılımının dolayısıyla da servet dağılımının dengelenmesi, dördüncü basamak, küresel ısınma ile mücadele sürecinde kullanılacak emisyon miktarlarının adil dağıtılması. Gerçekten de Shue’nun önerdiği dört basamaklı reçete bize küresel adaletsizlik ile çok boyutlu biçimde iç içe geçmiş olan iklim değişikliği ile mücadele için etkili bir düzlem sunuyor. Şimdi öncelik, aslında başlangıç basamağı olan üçüncü basamağı gerçekleştirmekte …

Referanslar

Centre for Sustainable Energy (2013-2014). Climate Change and Social Justice: An Evidence Overview. Alıntı yapılan sayfa: https://www.cse.org.uk/projects/view/1237

Çoban, Aykut (2016). Toplumsal ve İklimsel Adaletsizlik Sarmalında İklim Siyaseti. Özlüer Fevzi ve Aykut Çoban (eds.). Doğa ve Kent Hakları için Siyasal Stratejiler içinde, 13-41. İstanbul: Ekoloji Kolektifi Derneği.

Gönenç, Defne (2017). Book review: Climate Justice: Vulnerability and Protection by Henry Shue. Journal of Human Rights and the Environment, 8 (1), 168-171.

Oxfam (2017). Just Eight Men Own Same Wealth as Half of the World. Alıntı Yapılan sayfa: https://www.oxfam.org/en/pressroom/pressreleases/2017-01-16/just-8-men-own-same-wealth-half-world

Oxfam (2015). Extreme Carbon Inequality. Oxfam Media Briefing. Alıntı Yapılan Sayfa: https://www.oxfam.org/sites/www.oxfam.org/files/file_attachments/mb-extreme-carbon-inequality-021215-en.pdf

 

Defne Gönenç
Araştırma Görevlisi ve Doktora Öğrencisi
Graduate Institute of International and Development Studies, Cenevre

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page