Bilim insanlarının Trump’a direnme gerekçesi: Gerçeklerle savaşmasından usandık artık!

Bu yazı evgeyi.blogspot.com.tr/ den alınmıştır

The Guardian‘da Kenneth Kimmel imzası ile yayınlanan makaleyi Ömer Akpınar‘ın çevirisi ile paylaşıyoruz

ABD başkanının doğa koruma önlemlerini kurban etmesi, akla ve bilimsel araştırmaya yönelik doğrudan bir saldırıdır.

Donald Trump, Vaşington’da “enerji bağımsızlığı”na dair bir kararname imzalamasının ardından ABD Çevre Koruma Dairesi Müdürü Scott Pruitt ve bir grup madenci ile birlikte. Fotoğraf: Carlos Barria/Reuters

Önümüzdeki Cumartesi, bilim insanları ve destekçileri ABD’nin başkenti Vaşington’da ve dünya genelindeki yüzlerce eylemde bir araya gelerek kuvvetle muhtemel tarihteki en geniş katılımlı bilim eylemini gerçekleştirecek. Bilim insanlarını ve destekçilerini daha önceden tanık olmadığımız bir biçimde harekete geçiren ise, Reddit‘te hevesli birkaç kişinin ortaya attığı Bilim Yürüyüşü fikri oldu.

Bir çalışma arkadaşımın dikkat çektiği gibi: “Bilim insanları sokağa çıkıyorsa, başının belada olduğunu bilirsin.” Haklı. Onlarca yıldır bilim insanlarıyla yakından çalışan biri olarak söyleyebilirim ki gerek eğitimleri gerek de karakterleri sebebiyle en çok laboratuvarda deney sonuçlarını tekrar tekrar test ederken mutlu olma eğimi gösteriyorlar — eylem yapacak son insanlar yani.

Peki o zaman, şimdi neden pankartlarını ellerine alıyorlar? Çünkü ABD federal yönetimi bilime, bilim insanlarına ve kanıt-temelli politika yapımına eşi benzeri görülmemiş bir saldırı gerçekleştiriyor.

Saldırının en amansız olduğu yer, Trump yönetiminin Başkan Obama tarafından getirilen ortayolcu ama önemli politikaları paramparça ettiği, küresel ısınma meselesi. Bu politikalardan ilki, Trump’ın geri geçmek için yemin ettiği, enerji santrallerinden salınan karbondioksit miktarını ülkede ilk kez sınırlayacak olan ve Obama yönetiminin en bilinen Temiz Enerji Planı. ABD’nin yeni başkanı ayrıca karbon salımını ve benzin tüketimini hâlihazırda azaltan, zar zor edinilmiş araç yakıt ekonomisi standartlarını “yeniden açmayı” (“zayıflatmayı” anlamına rahatlıkla gelebilir) vaat etti. Aynı zamanda Trump, korkunç bir göz yumma örmeği olarak, federal dairelerin, büyük federal projelerin iklim değişikliğini nasıl etkilediğini ve deniz seviyesindeki yükselmeler ile kuraklık gibi iklim etkilerinin bu projelerin uzun vadede uygulanabilirliğini nasıl etkileyebileceğini göz önünde bulundurmasını gerektiren kuralı kaldırdı. Bu durum, depremleri hesaba katmadan fay hattına bina inşa etmeye benziyor.

Neyse ki, bürokratik engeller bu hedeflere başkanın bir imzasıyla ulaşmayı zorlaştırıyor. Ancak Trump yönetiminin kazanması durumunda, küresel ısınmaya yol açan gazların ve sağlığımızı tehdit eden diğer kirletici maddelerin salımı milyarlarca ton artabilir; iklim değişikliğiyle mücadele çocuklarımıza çok daha pahalıya mâl olabilir; ABD’nin temiz enerji konusunda önde gelen yeri başka ülkelere bırakılabilir ve 2015 Uluslararası Paris İklim Anlaşması kapsamında koyduğu hedeflere ulaşması çok daha zorlaşabilir.

Trump’ın bilime duyduğu antipati, hiç de öyle gizli saklı değil. Henüz adayken, küresel ısınmaya “hurafe” diyerek onlarca yılda tesis edilmiş bilimsel kanıtları hiçe saymış ve başkanlık koltuğunda geçirdiği kısa zaman diliminde, yemin törenindeki kalabalığın sayısı gibi önemsiz meseleler de dâhil olmak üzere, gerçeklere ve kanıtlara örneğine rastlamadığımız bir aldırmazlık sergilemişti.

Bilime dair cehaletini ya da horgörüsünü gocunmadan gösteren kabine üyelerini önemli görevlere atadı. ABD Çevre Koruma Dairesinin başına seçtiği Scott Pruitt, iklim değişikliğinin ana sebebi olarak karbondioksit salımını kabul etmediğini kamuoyuyla paylaştı. Trump’ın bütçe müdürü Mick Mulvaney ise, küresel ısınma araştırmalarını fonlamanın, vergi mükelleflerinin parasını çar çur etmek olduğunu düşünüyor.

Bu bilim karşıtı yaklaşım, iklim biliminin çok daha ötesine uzanıyor. Örneğin, Pruitt’in ilk icraatlarından biri, kendi dairesindeki bilim insanlarının, yıllarca süren titiz araştırmalara dayanarak sinir zedelenmesine yol açtığı gösterilen, çocuklara, tarım işçilerine ve kırsal alandaki içme suyu kaynaklarına açık bir risk oluşturan bir böcek ilacını yasaklama yönündeki tavsiyesini reddetmek oldu. Dahası, Trump başkanlık bilim danışmanı atama yönündeki güçlü geleneğe henüz uymadı. Önerdiği bütçe, devletin araştırmalara sunduğu desteği azaltarak sürdürülebilir tarım yöntemleri, hava tahmini, havayı kirleten maddelere ne olduğu ve bunların taşınması ile temiz enerji teknolojileri gibi toplumun tamamını ilgilendiren konulara dair önemli araştırmaları ve veri toplayıcılığını zayıflatıyor.

Bilime yönelik saldırılar yalnızca Trump yönetiminden gelmiyor. Fosil yakıtla fonlanan Heartland Enstitüsü gibi özel gruplar, Bilim İnsanları Küresel Isınma Konusunda Neden Anlaşamıyor (sic) gibi son derece yanıltıcı kitapçıklar postalayarak her fen bilgisi öğretmeninin, iklim değişikliğinin gerçek olduğu ve fosil yakıt kullanımının da bunun başlıca sebebi olduğu yönündeki konsensüsü zayıflatmaya yönelik yanlış bilgilendirmeye maruz kaldığından emin olmaya ant içmiş durumdalar.

Daha da vahim olan ise, Kongre’nin geliştirilmesi yıllar almış sayısız genel önlemi ortadan kaldırmak amacıyla Kongre İnceleme Yasası adında radikal bir araç kullanması ve federal dairelerin kamu sağlığı ve güvenliğine yönelik bilim-temelli önlemler düzenlemesini zorlaştıracak yasa tasarılarının kabulü için etkin bir biçimde çalışması. Örneğin, bir yasa tasarısı, akademik bilim insanlarını — arkasında sanayi desteği olan bilim insanlarını değil ama — kendi uzmanlık alanlarına giren bilimsel konularda federal danışma kurullarına fikir beyan etmekten men ediyor. Bu saldırılar pek çok bilim insanı için asla kabul edilebilir değil ve bunların yol açtığı kolektif öfke önümüzdeki Cumartesi gerçekleşmesi planlanan Bilim Yürüyüşü ile Halkın İlkim Yürüyüşü’nün itekleyici gücü oldu.

Ancak daha da büyük bir meseleyle karşı karşıyayız. Uzun zamandır pek çoğumuz, gerçeklerin gün gibi ortada olduğunu, bilim insanlarının da çalışmalarını “politize” etmemek adına kıyıda köşede kalabileceğini düşünegeldik. Son seçim ve ardında yaşananlar, hiç kuşkusuz bu normların ciddi bir biçimde yeniden gözden geçirilmesine yol açtı. Gerçeklere ve bilime saygı duyulacağını varsaymaktan vazgeçmemiz gerektiğini — zor yoldan da olsa — öğrendik, şimdilerde büyük ve gittikçe gelişen bir “gerçek-temelli” topluluk ayaklanıyor. Bu grubun içinde Müslümanlara yönelik göç yasağını protesto etmek için havalimanlarına akın edenler ile bu politikayı destekleyecek hiçbir gerçeğin olmadığını mahkemede ispat eden kamu ve özel sektör çalışanı avukatlar yer alıyor. Uygun Fiyatlı Sağlık Hizmeti Yasası’nın geri çekilmesini önlemek için belediye sarayı toplantılarını dolduran ve yerine getirilmek istenen yasanın hiçbir sorunu düzeltmediğini (genişletilmiş sağlık hizmetini ödemeleri için zenginlerden daha fazla vergi alınması dışında belki) gösterenler yer alıyor.

Bu gerçek-temelli topluluğun içinde Amerikan halkının düşmanı ilan edilseler de yalanlara dikkat çeken gazeteciler yer alıyor. Seçime Rus müdahalesi olduğu yönündeki suçlamalara ilişkin kapsamlı bir soruşturma yürütülmesinde ısrarcı olan ve istihbarat çalışanlarının topladığı bilgiyi ciddiye alan, her iki partiden siyasi liderler yer alıyor.

Birbirinden ayrı tüm bu tavırları bir araya getiren ise, kamuyu ilgilendiren kararların belkemiğini — yalan haberlerin, alternatif gerçeklerin, temelsiz varsayımların ya da laf sokmanın değil — ispat edilebilir gerçeklerin ve kanıtların oluşturması gerektiği yönündeki ilkedir. Bir demokrasiyi, “gerçeğin” iktidar ne derse o olduğu teokrasi, monarşi ya da diktatörlük gibi yönetim biçimlerinden ayıran da budur.

500 bini aşkın üyesi ve destekçisiyle örgütüm Union of Concerned Scientists (Endişeli Bilim İnsanları Birliği) iklim, çevre adaleti ve işçi hareketlerinden müttefiklerle bir araya gelerek hem Bilim Yürüyüşü’nü, hem de Halkın İklim Yürüyüşü’nü örgütlemeye yardımcı oldu.

Eylemlerin göstermesi beklendiği üzere, muazzam sayıda insan durumun vahametinin farkında. Bilime yönelik hatırlayabildiğimiz en büyük saldırı, dünyanın dört bir yanından bilim insanları ve müttefiklerini şimdiye kadar karşılaşmadığımız bir şekilde harekete geçirmesiyle sonuçlanabilir.

  • Kenneth Kimmell, Union of Concerned Scientists adındaki ABD-temelli kâr amacı gütmeyen örgütün başkanıdır.
  • Ömer Akpınar’ın “kocaya kaçtıktan” sonraki hayatını, yurtdışında yaşayan Türkiyelilerin deneyimlerini topladığı Gurbet Veri Bankası’nı ve çevirilerini Ev Geyi blogundan ve Twitter’da @ev_geyi üzerinden takip edebilirsiniz.

 

Yazının İngilizce Orjinali

Yazar: Kenneth Kimmel

Çeviren: Ömer Akpınar

 

(The Guardian, Ev Geyi, Yeşil Gazete)

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Pin on Pinterest0Email this to someonePrint this page