Suriyelilerle ilgili yanlış bilgiler nasıl üretiliyor, neden yayılıyor?

Türkiye’ye gelen (ya da başka ülkelere giden) Suriyelilerle ilgili yalan yanlış bilgiler etrafta durmadan yayılıyor. Sivil toplum insanlarının da bu yalan bilgilerin foyasını ortaya çıkarmaya yönelik ivmesi artan hareketlerini izliyorum. Geçen haftalarda haberleri doğrulamasıyla tanıdığımız teyit.org, Suriyeliler hakkında üretilmiş yalan yanlış bilgileri derlemiş, doğruluklarını kontrol edip bir analiz yayınlamış. Ben oldukça şaşırdım. Böyle haberler duymaya –maalesef- alışmıştık ama bu analizdeki yalan bilgilerin, görece daha karmaşık bir hikaye yapısı veya kendine göre onu doğru kılan kanıtları -fotoğraf, şahit gibi- var. Teyit.org’un derlediği 6 yanlış bilgiden bir tanesi şöyle:

Aklımda iki soru belirdi.

-Bu bilgileri kim, hangi motivasyonla üretiyor olabilir?

-Bu bilgilere maruz kalan kişinin bu bilgiye inanıp inanmamasını ve bu bilgiyi yaymasını nasıl bir faktör belirliyor olabilir?

Bilgiyi ilk üreten kişilerin, bunu kendi deneyimiymiş gibi paylaşıyormuş gibi görünen, siyasi gündem yaratmak isteyenlerin kişilerin üretmiş olabileceği aklıma düştü daha sonra. Ama yine de yeterli bir cevap değil. Yine de bu insanları bu şekilde üretim yapmaya iten şey yalnızca siyasi çıkarlar olamazdı. Sorularımı uzman psikolojik danışman ve sosyal psikoloji doktoru adayı Nur Ağdelen’e danıştım. Şöyle diyor:

“İnsanların nasıl bir motivasyonla bu bilgileri ürettiği ya da yaydığı konusunda elimizde yeterli araştırma bulgusu olmamasına rağmen, insanların bu davranışlarının, analitik düşünmeden, sorgulamadan düşünmeye eğilimli olmalarından kaynaklanıyor olabileceğini düşünebiliriz. İnsanların, kendilerini bir gruba ait hissetmek ve bu grubun saygınlığını muhafaza etmek amacıyla, kendi grubundan olmayan yani dış grupta olan kişilere yönelik ayrımcılık yapıyor olması da bu davranışlarının motivasyonlarından biri olabilir.

Diğer yandan, insanlar kendi konumlarının ne kadar kırılgan olduğuna dair temel bir korku duyuyor ve kendi koşullarının değişebileceğine dair korkularıyla karşılaşmakta zorlandıkları için ‘tehlikeli öteki’ veya ‘istenmeyen misafirler’ rollerini Suriyelilere yükleyerek, kendilerine bu zor durumdaki insanlardan daha iyi durumda olduklarını hatırlatıyor olabilirler. Unutmayalım ki Suriyeliler de daha dün kendi ülkelerinde doktor, mühendisti. Bu açıdan onlar, bulunulan konumların ne kadar değişebilir olduğunun fiziksel kanıtı olarak insanların etrafında dolaşıyorlar ve bazı insanlar onları ne sokakta ne de hiçbir yerde görmek dahi istemiyor. Bu konuda Baumann, prekarite olarak adlandırılan bir sınıftan bahsediyor.

Ayrıca, Suriyeliler varlıklarıyla birer savaş hatırlatıcısı olurken, ucuz iş gücü olarak sömürülebilmekte ve bu yanlarıyla ‘yerli işçi’lere rakip olabilmektedir. Bu, iki açıdan da insanların varoluş kaygısını artırıyor olabilir. ‘Tüp bebek tedavileri karşılanıyor’ vb. iddialarla Suriyelilerin bilinçli bir biçimde çoğalmalarına dair duyulan korkular dile geliyor olabilir.”

Prekarya! Teorinin fark ettiriciliği ile aydınlandım. Baumann, bu ‘yeni’ kavramı şöyle anlatıyor:

“Prekarya, fransızca ‘précarité’ kelimesinden gelir ve ‘précarité’ geniş anlamıyla çevirirsek hareket eden kumların üzerinde yürümektir. Ve şimdi, Suriye ve Libya’dan gelen insanlar uzak ülkelerden bizim arka bahçelerimize tehditler getiriyorlar. Bir anda yanımızda beliriyorlar.

Onların varlıklarını görmezden gelemeyiz. Onlar, tüm korkularımızı sembolize ediyorlar, korkularımız onlarda vücut buluyor. Daha dün ülkelerinde kuvvetli ve mutlu insanlardı. Tıpkı bugün bizim olduğumuz gibi. Ama bakın bugün ne oldu onlara. Evsizler. En temel varoluş koşullarına dahi sahip değiller.”

Korku. İnsan türünün tahmin edilemez, kaotik belirleyicisi.

Meselenin toplumsal psikolojik kısmını bu şekilde kavramak, sorularıma şimdilik bir cevap oldu.

Bilgilerin nasıl geniş kitlelere yayıldığının bir diğer/ek cevabını ise zamanın eğilimlerine bakarak görebiliriz. Günün “güvencesiz olmayan” diyebileceğimiz, kentli toplumsal kesiminin yaygın yaşam biçiminin yalan haberlerin yayılmasına zemin olabileceği sonucunu bana veren, bir araştırma oldu. Teyit.org’un çevirisini yayınladığı, yalan haberlerin inandırıcılığının başlıklardan başladığını söyleyen bu araştırma, benim için meselenin zamansal boyutuna şimdilik açıklık getirdi. Araştırmanın sonucunda şöyle diyor:

“Bir kişinin eğitimsiz veya ilgisiz olduğu için değil, yalnızca enerjisi olmadığı veya kafası dolu olduğu için yanlış haberlere ikna olabileceği bulgusu endişe vericidir. (Öğle yemeği yemediniz mi? Facebook molanızda yanlış haber paylaşabilirsiniz! Ne kadar eğitimli olursanız olun…) Ne yazık ki, yanlış haberlerin başlıklarındaki yanlış yönlendirici iddialar makul tartışmalarla değiştirmesi güç, yerleşik inançlara dönüşebilir (özellikle de bu yanlış inançlar önceden inandığınız şeylerle örtüşüyorsa).

 

Pelin Atakan

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page