Bugün Romanların günü

Bugün dünya üzerinde 15 milyondan fazla Romanın yaşadığı rivayet ediliyor. Yarı göçebe, yarı yerleşik bir topluluğun sayımını yapmak kolay değil.

1922

1050’ de Hindistan’ dan, Pencap- Sind nehri havzasından yola çıkmışlar, İran ve Anadolu üzerinden dünyaya yayılmışlar. Bu yolculuğun neden başladığına dair birçok rivayet var. Bugün atalarının gezgin ruhlarının peşinde dur durak bilmeden yolda olan Roman sayısı çok fazla değil. Birçoğu bulundukları ülkelerin nüfus kayıtlarına geçirilmişler ve yaşadıkları ülkenin yaşam biçimine uyum sağlamaya çalışmışlar.

Türkiye’ de de 500 binden fazla Roman yaşıyor. Romanların İstanbul’ a gelişi ise Fatih Sultan Mehmet döneminde olmuş. Balat’ a gelip yerleşmişler. Bugün de o bölgede çok renkli bir Roman nüfusun yaşadığını biliyorum. Hele içlerinde birisi var ki, unutmaya imkân yok: Balat’ ta bir moda dükkânı olan, Romanların modacısı, şarkıcı Kobra Murat. Her yeni kreasyonunu Panagia’ nın önündeki alanda yapılan şarkılı sokak defilesiyle kutlarmış. Onu ilk kez 8 Nisan 2010’ da Haliç kıyısına kurulan sahnede izlemiştim.

Çocukluğumdan anımsıyorum, 1970’ li yıllarda her bahar ayında Küçükçekmece Gölü’ nün çevresindeki düzlüklere at arabalarıyla göçebe Romanlar gelir, çadırlar kurulurdu. Ekin biçme işi, hayvan güdücülüğü, kalaycılık, bohçacılık, düğünlerde çalgıcılık yaparlar ve kış gelince bir anda ortadan kayboluverirlerdi. Sonraki bahara bu renkli göçebe gruplar yine gelirlerdi.

Zaman içerisinde at arabaları yerini kamyon ve kamyonetlere bıraktı. Bazı Romanlar da gitmeyip yerleşik yaşama geçtiler. Hatta içlerinden birisi uzunca bir süre köyün bekçiliğini de yaptı. Adı Mustafa’ ydı ama herkes ona Pırtık derdi. Çocukları arkadaşlarımdı. Sonra bir gün onlar da gittiler. Bugün Sazlıdere’ nin batı kıyısında küçük bir Roman mahallesi var. Buralarda bugün de onlara birer potansiyel suçlu gibi bakıldığını görüyorum ne yazık ki.

Tarihleri boyunca hangi topraklarda yaşıyor olurlarsa olsunlar Romanlar her zaman toplumun en alt sınıfı olarak görüldüler ve ayrımcılığa tabi tutuldular.

2.Dünya Savaşı’nda (1943-1945, Fransa) Yahudiler gibi Romanlar da Almanlar tarafından büyük bir kıyıma uğratıldılar. 200.000-800.000 arasında Roman çoluk çocuk aşağı ırktan oldukları gerekçesiyle Macaristan, Polonya ve Çekoslovakya’daki Nazi kamplarında yok edildiler. Çingene asıllı yönetmen Tony Gatlif’ in Korkoro (Yetim) filmi soykırım günlerinde 15 kişilik bir Çingene ailesinin Alman’ lardan kaçışını ve yolda onların peşine takılan ve onlarla kalmak isteyen, ailesi ölmüş küçük bir çocuğun gerçek hikâyesini anlatıyor. Filmin bir yerinde ailenin asi karakterinin özgürlük tanımı bence ele avuca sığmaz bu toplumun genel ruh halini de çok güzel özetliyordu: “İnsanlar bizim nerede olduğumuzu ve ne yaptığımızı bilmediği zaman ancak özgür oluruz”

Bu insanların yazılı bir dilleri yok ve bu nedenle bir edebiyatları da yok. Ama müzisyenlikleri tartışmasız. Burada en ünlü Roman gruplarından birisinden bahsetmek istiyorum. İsimleri Türkçede “Haydutlar Çetesi” veya “Haydutlar Orkestrası” olarak da okunabilen grubun aslında korkulacak bir tarafı yok (!) Kendi halinde Rumen köylüleri Romanya’nın Clejani köylerinde eş dost toplantılarında çalarken batıda da tanınmaya başlamışlar. Bugün dünyanın en iyi Roman topluluğu olarak anılan grup Türkiye’de de konserler verdi. Tony Gatlif ” Latcho Drom” filminde grubun öyküsünü anlatır. Bu videoda halen eşe dosta çalmaya devam ediyor gibiler. Galiba en çok da kendileri için çalıyorlar. Bir söz vardır: “Romanın malını eşeğe yüklemişler dolmamış, keyfini deveye yüklemişler almamış.” Bu şarkıda yüzlerindeki keyfi görebilirsiniz…

Özellikle seçim dönemlerinde siyasilerin aklına gelen Türkiyeli romanların bugün, konut, istihdam, sağlık, erken evlilik vs. gibi birçok sorunu var. Bir oy deposu olarak görülen romanların önündeki en büyük engel bana göre sağ ve sol partilerin onların gerçek meselelerine yaklaşımlarındaki gayri samimi durum. Her seferinde bu sorunların bir sistematiğe oturtulup, çözülmesini amaçladıklarını söyleyen sağ- sol siyasetçiler var fakat bu sistematik bir türlü kurulamıyor.  Bugünlerde yine 8 Nisan çalıştayları yapılıyor. Okuyoruz gazetelerde. Ağızlarına bir parmak bal sürüp, çözümü bir sonraki seçimlere- Roman günlerine ötelemekten öte bir şey çıkmıyor bu çalıştaylarda.

Bu durum toplumun diğer mağdur kesimleri için de üç aşağı- beş yukarı farklı değil. Sağda ve solda yer alan iki büyük popülist parti ve daha solda yer alan onlarca parçaya bölünmüş bir muhalefetle Romanların da diğer mağdurlar gibi umudu başka baharlara kalacak gibi görünüyor.

Geçen aylarda hayata veda eden Romanların divası Esma Recepova’ yı bizim gazeteye yazmıştık. Ne diyordu Romanları bir araya gelmeye davet eden şarkısında Recepova: Ah çingeneler, ah kardeşlerim, gelin gelin tüm dünyadan, yollar açık bizlere…”

Fotograf: Kara Çocuk/ Bruno Paixao

Bu çağrı ilk kez 8 Nisan 1971’de Londra’ da gerçekleştirilen ilk Dünya Roman Kongresi’nde yapılmıştı. Bu şarkı o kongrede dünya romanlarının marşı olarak kabul edilmişti. Bu şarkı birçok Roman grubu ve topluluğu tarafından temelde Jarko Jovonovic sözleriyle yorumlanmış, çeşitlenmiş ve sınırlar aşmıştı. İlk kez Türkçe sözlerle Bandista tarafından seslendirilen “Kara Çocuk Raksı” için grubun üyeleri “…bu şarkı bizim için ‘yolculuğa ve topraksızlığa dair bir övgüdür, marşımızdır.” diyordu.

Toplumun bütün mağdurları gibi Romanlar da popülist partilere- liderlere kulak asmayıp, kendi göbeklerinin bağını kesmeyi öğrenemedikleri, bir araya gelemedikleri sürece bu mağduriyetler devam edecektir. Bizlerin de bugün toplumsal yaşamda Romanlardan aşağı kalır bir yerimiz yok. Bizim de onlar gibi tonlarca sorunumuz var; bizim de onlar gibi bir araya gelemeyen onlarca derneğimiz, grubumuz, partimiz vs. var. Üstelik kendi halimize bakmıyoruz, zaman zaman Romanlara da ne yapmaları gerektiğini öğretmeye çalışıyoruz. Siyasetçimiz de bunu yapıyor, sanatçımızda…Üstten, yukarıdan bakarak Romanlara yaklaşıyoruz ve fakat hep birlikte kafamızı kaldırıp yukarıya bakmayı akıl edemiyoruz. Birileri yukarıdan altta kalmışlığımızı, bölünmüşlüğümüzü, çaresizliğimizi avuçlarını sıvazlayarak seyrediyor.

Yani devlet katında hepimiz aslında Romanız!

Dünya Roman Günümüz kutlu olsun!

 

Ercüment Gürçay

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page