[Avustralya Günlükleri] Sydney-Mardi Gras Gay ve Lezbiyenler Festivali 2017

Sydney’in en büyük, en önemli caddelerinden Oxford Street’te 4 Mart’ta yapılan festivalde 12 bin kişinin yürüyüş yaptığı ve 300 bin kişinin de izleyici olarak katıldığı tahmin ediliyor. Başlığa bakmayın, sadece gay ve lezbiyenler yoktu elbette, transeksüeller ve interseksler de vardı.

Festivalin amacı LGBTQI topluluğunun renkliliğini göstermek ve taşıdıkları sevgiyi, çeşitliliği ve ifade biçimlerini, kendini dizginlemeden ortaya koymanın yollarını sergilemekti. Bu senenin teması olan ‘Creating equality’ başlığı ile amaçlanan, her insana eşit ve adil davranılması gerektiğine dikkat çekmekti.

Festival gümbür gümbür motorsiklet sesleri arasında önce kadınların (Dykes on Bikes), sonra erkeklerin (Boys on Bikes) kah deri kıyafetler içinde, kah yarı çıplak, bangır bangır kornalar eşliğinde geçişiyle, izleyenlerin de çığlıklarıyla başladı. Heyecanlar yükseldi.

Geçiş sırasına sadık kalmasam ve katılanların hepsine yer veremesem de, beni etkileyenleri anlatacağım. Geçiş yapan grupların tam listesine ve bilgilerine şuradan ulaşabilirsiniz: http://www.mardigras.org.au/2017-parade-float-running-order/

Mardi Gras ilk kez 1978 yılında protesto gösterisi olarak yapılmış. O zamanlarda homoseksüellik suç sayıldığından ve dünyanın ahvali de pek iç açıcı olmadığından, bu hal gösteriye de yansımış ve topluluk olaylı bir şekilde dağıtılmış (Bir yerlerden tanıdık geliyor mu?). ‘78 yılında ilk kez geçiş yapan grup da bu sene festivaldeydi.

Fotoğraf: Google

Avustralya’nın son derece açık görüşlü bir ülke olduğunu festival katılımcı ve destekçilerine bakarak söylemek mümkün. Destekçiler arasında ülkenin en büyük bankalarından biri olan ANZ, devlet televizyon kanalı SBS, Avustralya’nın milli havayolu QANTAS ve çeşitli siyasi partilerden (Yeşiller Partisi ve Seks Partisi) politikacılar vardı. Kıyaslama yapmadan duramıyorum, şimdi bunların yerine İş Bankası, Ziraat Bankası, TRT, THY ve AKP’yi koyun. Mümkün mü?

Avustralya’ya özgün markalar dışında Facebook, Airbnb, Buzfeed, Greenpeace gibi bizlere tanıdık bir çok marka da geçiş yapanlar arasındaydı.

Türkiye’de insanlar çoğu zaman çalıştıkları yerde cinsel yönelimlerini gizlemek zorundalar. Burada ise neredeyse tüm meslek grupları festivale katılıyor. Sağlık kurumu çalışanları, avukatlar, itfaiyeciler, polisler, denizciler, nikah memurları gibi çeşitli meslek kuruluşları, rugby takımları, politikacılar, Sydney Üniversitesi mensupları, LGBTQI’lere destek veren ve barınma hakkı sağlayan sivil toplum kuruluşları, Gay and Married Men’s Association (GAMMA)-(Evli gay’lere hizmet veren kuruluş), Pflag (Parents and Friends of Lesbians and Gays-Gay ve Lezbiyenlerin Aile ve Arkadaşları), Surf Life Saving Club Australia (Cankurtaranlar), AFL (Avustralya Futbol Ligi) gibi önemli gruplar geçişte yer aldı.

“AFL (Australian Football Lig) Homofobiye Hayır Diyor”. “Trans Kızımı Seviyorum”. “Herkes İki Cinsiyetten Birine Ait Olmak Zorunda Değildir ve Bu Son Derece Doğaldır”

Geçitte rengarenk kostümleriyle sadece gençler değil, yılların eskitemediği yaşlı gay’ler de vardı. Bir otobüs dolusu yaşlı, yorgun, göbekli ama mutlu erkek düşünün! Biri yarı beline kadar camdan sarkmış, beyaz slip donuyla halkı selamlıyor, biri sen şakrak dışarı bakıyor, bir amcamız da otobüsün en arka sırasında, hayatından adeta vazgeçmiş bir şekilde elindeki renkli süsü sanki ölmüş de haberi yokmuşcasına sallıyordu. Hareket etmeye o kadar hali yoktu ki… Ama yine de evinde oturmamış, kalkmış gelmiş.

Geçitte çok anlamı olan bir grup da “Rainbow Families” idi. Yani aile kurmuş, çocuk sahibi olmuş LGBTQI’ler. Taşıyıcı annelik, koruyucu ailelik burada çok yaygın ve sansürsüzce konuşulan konulardan. Bazılarınızın kafasında “Çocuk iki babası/annesi olursa kime ne diyecek?” gibi sorular olduğunu biliyorum. Bu soru heteroseksüellerin dünyasında cevap bulamıyor olabilir ama çocuklar duruma rahat uyum sağlıyor emin olun. Bazı çocuklar nasıl “Anne” ve “Baba” diyerek büyüyorsa, bazıları da “Daddy” ve “Dad” ya da “Mummy” ve “Mum” diyerek büyüyor. Ve bu, Avustralya gibi bir ülkede yaygın rastlanan bir durum olduğu için çocuklar “Senin baban top mu? Senin nasıl iki annen oluyor?” gibi zorbalıklara maruz kalmadan yetişiyorlar (Elbet istisnalar vardır, ama istisnalar kaideyi bozmaz).

Biz nasıl Türkiye’de kadın cinsiyetimizle ‘insan’ olarak tanınmayı istiyorsak, LGBTQI’ler de sadece insan olarak anılmak istiyor. ‘Üçüncü cins’ olarak değil. ‘Homo’ olarak değil. ‘Top’ olarak değil. ‘Tekerlek’ olarak değil. ‘İbne’ olarak değil. ‘Üçüncü cins’ de ne demek oluyor acaba? Birinci ve ikinci cinsin kadın ve erkek olduğuna ve bunlara bir sıra no vermek gerektiğine kim karar verdi? İnsanlar iki cinsiyette doğuyor; kadın ve erkek olarak. ‘Üçüncü cins’ olarak adlandırdığımız cins de kadın veya erkek yani (ya da iki cinsiyetin de cinsel organlarını taşıyorsa, her ikisi de). Ama kadın olarak doğmuş bir insanın cinsel yönelimi lezbiyenlik, biseksüellik, erkek olarak doğmuş bir insanın cinsel yönelimi ise homoseksüellik ya da biseksüellik olabiliyor. Bu bir hastalık değil, cinsel sapkınlık değil, sapıklık değil. Kafaları daha da fazla karıştırmak için ek bilgi; kadın/erkek olarak doğmuş biri cinsiyetini erkeğe/kadına değiştirip kadınlara ya da erkeklere ilgi duyabiliyor, buna da transeksüellik diyoruz (düşünsenize erkek bedenine doğmuşsunuz ama kadın hissediyorsunuz. Kadın olmaktan daha önemli ne işiniz olabilir ki artık?) Bu insanlar doğuştan bu cinsel kimliklere sahip oluyorlar, cinsiyetleri ne olursa olsun. Sanıldığı gibi, sonradanözentiden ya da sıkıntıdan’ karar değiştirmiyorlar yani. Bu yönelim kişide sonradan ortaya çıkıyorsa, bu; kişinin kendi kimliğini o zaman keşfetmesinden ve ortaya koymasından kaynaklanıyor. Yanlışım varsa düzeltin lütfen.

Bu festivale o kadar önem veriliyor ki, her yer, bütün apartmanlar gökkuşağı bayraklarıyla donanmıştı. Bazı resmi binaların tepesinde Avustralya ve Aborjin bayrağının yanında gök kuşağı bayrakları dalgalanıyordu. Kendi cumhuriyetlerini kurmuşcasına…

Balkonlardaki siyah deri iç çamaşırlı erkekleri bulunuz.

Sadece fiziksel dünya değil, sanal alem de rengarenkti. Festival alanına giderken yolumuzu bulmak için Google’a harita sorarken çok neşelendik, festivalin gerçekleşeceği cadde hattı gökkuşağı renkleriyle belirtilmişti. Google’dan da tam destek!

Foto: Google Maps

Avustralya’nın milli havayolu Qantas ise Mardi Gras dönemi için bir uçağını gökkuşağı renklerine boyayarak desteğini göstermişti.

Melbourne’a geldiğimde Gaycation adındaki belgeselle tanıştırıldım. Sunuculuğunu, aynı zamanda ünlü bir oyuncu olan Ellen Page ve en yakın arkadaşı Ian Daniel’ın yaptığı Gaycation, ülke ülke gezerek LGBTQI topluluklarının o ülkelerde nasıl bir yeri olduğunu, hangi ülkelerde neye ne kadar tolerans gösterildiğini, LGBTQI’lere nisbeten daha saygılı yaklaşan coğrafyaları, insanların ne gibi mücadeleler verdiklerini anlamaya çalışıyor: http://www.sbs.com.au/ondemand/program/gaycation.

Bir de Grace and Frankie adlı dizimiz var. Bu dizi ise 50 senedir evli iki çiftin, çiftlerden erkek olanların birbirlerine aşık olmasıyla değişen, bir dağılıp bir toparlanan ve sonra ilginç bir şekilde dönüşen hayatlarını anlatıyor. Ortada Mardi Gras’daki gibi bir “Mature Age Gays” durumu söz konusu. Bütün önyargılarınızı, inançlarınızı teker teker gözden geçirtiyor dizi. Ve bu harika bir şey! Gözünüzü kapadığınız şeyleri çırılçıplak karşınızda görmeniz gerekir ya bazen… İmkanınız olursa mutlaka seyredin: https://www.netflix.com/au/title/80017537

Daha da iyisi, Mardi Gras sonrasında gittiğimiz ev partisinde dizideki örneğin genç versiyonlarıyla tanışmak oldu. Partideki gay çift birbirlerine aşık olduktan sonra, kız arkadaşlarıyla olan uzun soluklu ilişkilerini nasıl bitirdiklerini ve şimdi, taşıyıcı anne yardımıyla sahip oldukları çocuklarını anlatırken gözümün önünden aşağıdaki fotoğraf geçiyordu:

Aşkın cinsiyeti yok…

Festivalden birkaç gün sonra ise Gold Coast’ta gay komşularımızın evine yemeğe davet edildik. Frank ile Andre, 85 yaşlarındalar ve 50 senedir beraberler. Bu 50 sene ‘gay yılı’* ile ne kadar ediyor biliyor musunuz? Neredeyse 120 sene! Üstelik beraber hala çok eğleniyorlar, aralarında gözle görülür bir diyalog var ve partilemeye bayılıyorlar. Yıllarca, bir tiyatro-restoran işletmişler beraber. Andre gençliğinin on beş senesinde mankenlik yapmış (endamı, façası, şeytan tüyü hala yerinde bu arada). Arkadaş çevresi hep o zamanın ünlü oyuncularıyla doluymuş. Tabii bir sürü anısı var… Bir gün evden markete bir şeyler almaya çıkmış. Orada rastladığı bir tanıdığı, birkaç arkadaşıyla beraber şehrin birkaç saat dışındaki bir ormanevine gideceğini söyleyerek Andre’yi de davet etmiş. Andre’yi tutan bir şey olmasa gerek ki, bu cazip davete icabet ederek eve falan uğramadan atlamış arkadaşının arabasına ve ortadan kaybolmuş…

Üç gün sonra elindeki alışveriş poşetleriyle çıkagelmiş. İşin komik yanı, bu macera sadece bir kere yaşanmamış! Ertesi gece bizler 11 gibi yatmışken çılgın ihtiyarların terasından sabahın ikisinde kahkahalar yükseliyordu…

Avustralya’da, birlikte yaşayan LGBTQI’lerin miras haklarının dahi tanınmasına rağmen henüz evlilikleri yasallaşmamış durumda. Ancak çiftlerin ilişkilerini tescilledikleri, ‘commitment ceremony’ adı verilen törenler yapılıyor.

Ülkede evlilikte eşitlik için büyük bir mücadele verilirken konuyla ilgili bazı başarılı kampanyalar da yürütülüyor. Bu da onlardan biri

Verilen mesajlar kafaları kurcalamaya, değiştirmeye devam ededursun, biz şimdi pullar payetler, rengarenk süsler, tütüler, kanatlar, taçlar, papyonlar, sergilenen çıplak vücutlara karışalım…

 

 

Ceylan Yurdakuler

 

 

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page