Ömür törpüsü kömür Türkiye’yi boğuyor

İklim değişikliğin etkilerini her geçen gün daha çok hissettiğimiz şu günlerde, dünyadaki hava kirliliğini masaya yatıran The Guardian haberi[i] gündemimize bomba gibi düştü. Gazete, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) dünyanın kentlerindeki hava kalitesini güncel olarak gösteren veri tabanını kullanarak yaptığı bir analizi yayınladı.

Kaynak: http://www.theguardian.com

Yıllık PM 2,5 verilerine dayanılarak yapılan bu çalışma, dünyanın havası en kirli ilk 10 şehrinin İran, Hindistan, Suudi Arabistan, Kamerun ve Çin’de bulunduğunu gösteriyordu.

Şekil 1: Dünyada havası en kirli olan ilk 10 kent

Kaynak: http://www.theguardian.com

Avrupa’ya bakıldığında ise hava kirliliğinin en yüksek olduğu ilk 10 şehir arasında Türkiye’den 8 ilin yer aldığı görülüyordu (Bkz. Şekil 2). Kıtanın en kirli ikinci şehri Batman’ı sırasıyla Hakkâri, Gaziantep, Siirt, Afyon, Karaman, Iğdır ve Isparta izliyordu. Dolayısıyla Türkiye’de gittikçe büyüyen hava kirliliği meselesini ele almak şart oldu.

Şekil 2: Türkiye ile birlikte Avrupa’nın havası en kirli olan ilk 10 kenti

Kaynak: http://www.theguardian.com

Türkiye’de hava ne kadar kirli?

Temiz Hava Hakkı Platformu tarafından Türkiye’de hava kirliliği ölçümü yapılan tüm istasyonlardan alınan verilere dayanılarak yayınlanan “Türkiye’de Hava Kirliliği: Kara Rapor”[i] adlı çalışmada 81 il içinde sadece Çankırı’nın hava kalitesinin WHO sınır değerleri altında olduğu belirlenmişti. ÇMO’nun belirttiği son verilere göre ise Edirne’nin Keşan ilçesinde sülfür dioksit (SO2) değeri 2015 yılında 112 kez, 2016 yılında ise 166 kere aşıldı. Keşan’daki bu kirlilik, geçtiğimiz Ekim ayında Musul’da IŞID saldırısı nedeniyle meydana gelen hava kirliliğinden çok daha fazlaydı. Düzce, Bolu, Edirne, İstanbul, Ankara, Iğdır, İzmir, Muş, Tokat, Denizli ve Samsun’da hava kirliliği sorunları giderek büyüyor. WHO verilerine göre İstanbul’da PM 2,5 yıllık ortalaması 33 μg/m3 seviyesinde seyrediyor. Bu da havanın sağlımızı nasıl olumsuz etkilediğini gösteriyor. Örnek olarak en yakınımızdaki İstanbul Esenyurt’taki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yayınladığı hava kirliliği verilerine bakalım[ii]. 2015’te Esenyurt’ta 282 gün boyunca kirlilik sınır değeri aşılırken, 57 gün ölçüm yapılmamış. 2016 yılında ise sınır değeri aşılan gün sayısı 206 gün olurken, 9 gün ölçüm yapılmamış (Bkz. Şekil 3)

Şekil 3: WHO sınır değeri ve ölçüm sonuçlarının 2016 yılı içinde dağılımı (İstanbul / Esenyurt)

Kaynak: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı

Türkiye’nin izin verilen hava kirliliği sınır değerleri yüksek

İşin kötüsü ÇMO, Türkiye’de belirlenen sınır değerlerin Avrupa Birliği ve WHO tarafından belirlenen sınır değerlerle uyumlu olmadığını belirtiyor (Bkz. Tablo 1). Tablonun da gösterdiği gibi Türkiye’nin sınır değerleri AB ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen sınır değerlerden yüksek. Türkiye ancak 2019’da yılında bu sınır değerlerin AB ile tam uyumlu olmasını hedefliyor.

Tablo 1: AB sınır değerleri ve Türkiye sınır değerleri karşılaştırması

Türkiye’de hava kirliliği doğru düzgün ölçülmüyor

Sorunlar bu kadarla da kalmıyor. ÇMO’nun da belirttiği gibi Türkiye’de hem kirlilik ölçümünde temel alınan veriler, hem de hava kalitesi izleme istasyonları yetersiz. Daha da kötüsü PM 2,5[i] gibi akciğer hastalıklarına neden olan bir kirleticiye dair mevzuatta herhangi bir kısıtlama bile yok. Her ilde en az bir istasyon bulunmasına rağmen bunların tümünde aynı kirletici parametreler ölçülmüyor. Mesela Düzce gibi kirliliğin en yoğun yaşadığı bir kentte bile sadece PM 10[ii] ve kükürt dioksit (SO2) ölçümü yapılıyor. Oysa daha onlarca çeşit kirletici (karbon monoksit, PM 2,5, kurşun, kadminyum, ozon, arsenik vb.) var ve hiçbiri ölçülmüyor. Üstelik birçok istasyon trafikten ve şehir merkezinden uzak alanlarda kurulu olduğu için bunlarda gerçeği yansıtan ölçümler de yapılamıyor. Tüm bu nedenlerden dolayı Türkiye’de kirliliğin gerçek boyutları tam olarak bilinmiyor. Bilinen tek şey mevcut verilerin yansıttığından çok daha büyük bir kirliliğin var olduğu.

Kömür hepimizin sessiz katili

Hava kirliliğin bir numaralı sorumlusu ise kömür. Kömürlü termik santrallerden salınan kömür kaynaklı asit gazı, kurum ve kül emisyonları solunum yollarında ve kan dolaşımında meydana gelen mikroskobik parçacık kirliliğinin en başta gelen kaynağı. Kalp krizi, akciğer kanseri, astım ve diğer solunum yolu sorunlarına neden olan bu hava kirliliği halk sağlığını tehdit ediyor[iii]. Çevre ve Sağlık Birliği’nin (HEAL) 2015 tarihli raporunda[iv] kömürlü termik santrallerden kaynaklı hava kirliğinin Avrupa’da her yıl 2.876 kişinin ölümüne neden olduğu tespit edilmişti. Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) son raporunda da Türkiye’de sadece 2010 yılında kömürlü termik santrallerin yarattığı kirlilik nedeniyle hava kirliliğine maruz kalan kişilerin ömrünün yaklaşık 79 bin saati yani yaklaşık 10 yılı kısaldı deniliyordu[v]. Bu sonuçlar, 2010’da Türkiye’de kömürden kaynaklı ölümlerin, trafik kazalarında yaşanan can kayıplarının neredeyse 2 katı olduğunu gösteriyor[vi].

Kömür bir tek havayı kirletmiyor

İklim değişikliğinden en fazla etkilenen Akdeniz Havzası’nda yer alan ülkelerden biri olan Türkiye tüm bu gerçekliğe rağmen iklim değişikliğinin bir numaralı tetikleyicisi olan kömürden enerji üretimini 2002-2010 yılları arasında %70 artırdı. 2023 Kalkınma Hedefleri doğrultusunda linyit rezervlerinin %100’ünü kullanmak için tarım arazisi, turizm potansiyeli veya yaşam alanı olmasına bakılmaksızın ülkenin dört bir yanında toprağın altı üstüne getiriliyor. Kırk kadar kömürlü termik santraline 80 tane yenisi daha eklenmesi planlanıyor. Geçtiğimiz günlerde gündeme gelen Ankara’nın Nallıhan ilçesinde kurulması planlanan Çayırhan B Termik Santrali bunlardan sadece biri. Bu santral kurulursa sadece içinde bulunacağı yeri değil, tüm bölgeye ait tarım alanlarını ve Nallıhan Kuş Cenneti gibi önemli sulak alanları da kirletecek. Son yarım asır içinde Marmara denizi büyüklüğünde sulak alanını kaybetmiş bir ülke için tek bir enerji santralinin yok edeceği bir sulak alan bile çok önemlidir. Bu santrallerin sadece yakılan kömürden çıkan emisyonlarla havayı kirletmediği, kömür çıkarma ve termik santrallerin soğutulması süreçlerinde de muazzam bir su kirliliğine neden olduğu unutulmamalı.

Başka bir mesele ise kömür madenlerinde çalışan işçilerin ölümleriyle sonuçlanan iş cinayetleri. Geçen sene Kasım ayında Siirt’in Şirvan ilçesinde bulunan Madenköy’deki maden ocağında 16 işçi yaşamını yitirmişti. Göçüğün yaşandığı gün patlatılan dinamitlere bağlı olarak 80 cm’lik yarıkların oluştuğu, işçilerin yetkililere bildirmesine rağmen önlem alınmadığı için göçüğün olduğu ortaya çıktı. Tabi bu hiç de münferit bir kaza değildi. Türkiye’de 2003-2014 yılları arasında iş kazası ve meslek hastalığı sonucu ölen işçi sayısının 14587 olduğunu hatırlatalım. İşçi ölümlerinde dünyada üçüncü sırada yer alan Türkiye’de günde ortalama 4 işçi iş kazaları nedeniyle yaşamını yitirirken, 6 işçi de “iş göremez” hale geliyor[vii]. Başı kömürün çektiği madencilik, inşaattan sonra iş cinayetlerinin en fazla görüldüğü ikinci sektör.

Ne yapılmalı?

Herşeyden önce yeni kömürlü termik santralleri açmak yerine enerji verimliliğini ve tasarrufunu merkeze alan enerji politikaları geliştirilmeli. Ancak ve ancak enerji verimliliği ve tasarrufu sağlandıktan sonra ekolojik adaletsizliğe neden olmaması şartıyla güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımlara izin verilmeli. Halkın yetkililere bu yönde baskı yapması değişimi hızlandırabilir. Zira Greenpeace’in 2011 yılında yaptırdığı kamuoyu araştırma sonuçlarına göre, Türkiye’de halkının %84,2’si enerji ihtiyacını karşılamak için yenilenebilir enerjilere yönelmek gerektiğini düşünüyor[viii].

İkinci olarak, ülkenin 81 ildeki her bir hava kalitesi izleme istasyonunun sadece bir iki tane belirlenmiş hava kirleticisini değil, karbon monoksit, PM 2,5, kurşun, kadminyum, ozon, arsenik gibi çoğu kentte hiç ölçülmeyen kirleticileri de ölçer hale getirilmesi gerek. Bunun için kirlilik parametrelerinin çeşitliliği ve sayısı artırılmalı, gereken ölçüm cihazları geliştirilmeli. Bunun yanı sıra mevcut istasyonların hava kirliliğinin en yoğun yaşandığı kent ve sanayi merkezlerinde kurulup kurulmadıklarının tespit edilerek gerekli değişikliklerin yapılması şart.

Başka bir önemli husus ise Türkiye’nin izin verilen hava kirliliği sınır değerlerini tekrar gözden geçirip, dünya standartlarına (AB ve WHO) uygun hale getirmesi gerekliliği. Dünyadaki sınır değerlerin üzerinde belirlenmiş değerler, hava kirliliğinin gerçek boyutlarını görmemizi engelliyor. Yanlış saptamalar ise durumun daha da vahim hale gelmesine neden oluyor.

Bir başka yapılması gereken ise her il için temiz hava eylem planı oluşturmak. Aslında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı mevzuatında göre 2014-2019 yılları için yapılması gereken bu plan Düzce gibi kirliliğin en yoğun yaşandığı kentlerde bile yapılmıyor. Bu planlarda hem kirliliğin düzeyi, kirletici parametreler, kirlilik noktaları, kaynağı gibi temel veriler yer almalı, hem de kirliliğin azaltılmasına yönelik çalışmalar belirlenmeli.

İşin kent planlama boyutu da önemli. Zira Türkiye’de çoğu kentte coğrafi konumdan ve yanlış kentleşmeden dolayı kirli havanın dağılamaması sorunu var. Bu nedenle, kentin boş alanlarının imara açılması durdurulmalı ve hava koridorlarına engel olacak binaların yapımı engellenmeli. Ayrıca yerleşim alanları ile sanayi bölgeleri arasında tampon yeşil kuşak oluşturulmalı. Kent planlamasında hâkim rüzgâr yönü ile komşu şehirlerden gelebilecek kirleticilerin taşınması ihtimali de hesaba katılmalı.

Son olarak da kentlerdeki hava kirliliğinin önemli kaynaklarından biri olan ulaşımınla ilgili önemli değişiklikler yapılmalı. Özel araç trafiğini pompalayacak köprü, otoban, duble yol ve tünel gibi projeler yerine toplu taşımayı cazip kılacak düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerek. Özellikle büyük kentlerde şehir merkezlerine özel araç girişinin kısıtlanması için düzenlemelerin yapılması gerek.

Son Notlar:

[1] The Guardian (2017). Pant by numbers: the cities with the most dangerous air – listed. https://www.theguardian.com/cities/datablog/2017/feb/13/most-polluted-cities-world-listed-region?utm_source=dlvr.it&utm_medium=twitter

[1] Temiz Hava Hakkı Platformu (2016). Türkiye’de hava kirliliği: Kara rapor.  http://enerjimasasi.org/reportUpload/201608021208206137.pdf

[1] Hava kalitesi hakkındaki bilgiler bakanlık tarafından yayınlanan http://www.havakalitesi.gov.tr adresinden alınmıştır.

[1] Havada bulunan 2,5 mikrogramdan daha küçük olan parçacık maddelere verilen isim. Partikül maddeler (PM 10 ve PM 2,5) civa, kurşun, kadmiyum gibi ağır metaller ile kanserojen kimyasalları bünyelerinde bulunduruyor ve sağlık üzerinde önemli tehdit oluşturuyor. Bu zehirli ve kanser yapıcı kimyasallar, nemle birleşerek aside dönüşüyor. Kurum, uçucu kül, benzin ve

dizel araç egzoz partikülleri benzo(a)pyrene gibi kanser yapıcı maddeler içerdiğinden bunların uzun süre solunması kansere sebep oluyor.

[1] Havada bulunan 10 mikrogramdan daha küçük olan parçacık maddelere verilen isim.

[1] GreenPeace (2014). Sessiz katil: Türkiye neden kömürlü termik santrallerden vazgeçip yeşil enerjiye geçmeli? http://www.greenpeace.org/turkey/Global/turkey/image/2014/05/Sessiz%20Katil%20Raporu.pdf

[1] Sağlık ve Çevre Birliği (2015). Türkiye’de kömürlü termik santraller bizi nasıl hasta ediyor? Ödenmeyen sağlık faturası. http://env-health.org/IMG/pdf/03072015_heal_odenmeyensaglikfaturasi_tr_2015_final.pdf

[1] Çevre Mühendisleri Odası (2016). Hava kirliliği raporu 2016. http://www.cmo.org.tr/resimler/ekler/21fa9c274e6d844_ek.pdf?tipi=68&turu=X&sube=0

[1] Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK (2011) ve Avrupa Çevre Ajansı (2011).

[1] T24 (2012). Türkiye iş kazalarında Avrupa birincisi oldu, yılda bin 100 işçi ölüyor! http://t24.com.tr/haber/turkiye-is-kazalarinda-avrupa-birincisi-oldu-yilda-bin-100-isci-oluyor,213934

[1] GreenPeace (2014). Sessiz katil: Türkiye neden kömürlü termik santrallerden vazgeçip yeşil enerjiye geçmeli? (sayfa 55). http://www.greenpeace.org/turkey/Global/turkey/image/2014/05/Sessiz%20Katil%20Raporu.pdf

 

 

Akgün İlhan