Başkanlık, belediyeler ve Tayyip Erdoğan

Varlık fonu Türkiye’nin en büyük 10 şirketinden biri haline geldi. Neredeyse tüm kamu kaynakları, bir anda, henüz yeni kurulmuş Varlık Fonu Anonim Şirketine devredildi.

Bu yöntem, Tayyip Erdoğan’ın yıllarca önce keşfettiği bir yöntem. Belediye Başkanı olarak edindiği deneyimler ile ilk geldiğinde, 2004 yılında belediyelere sermaye şirketleri kurma yetkisi vermişti. Şu anda İBB’nin 28 şirketi var. Hemen hemen birçok hizmeti bu şirketler üzerinden yürütüyor.

Belediye Şirketlerinde kamunun tabii olduğu kanunlara, denetim mekanizmalarına tabii olmuyorsunuz. Örneğin çalışanlar belediyenin yani kamunun değil özel bir şirketin çalışanları.

Tayyip Erdoğan’nın hayalini kurduğu ise, şirket gibi yönetilen bir ülke. Türkiye Varlık Fonu AŞ’de bu yolda önemli bir mihenk taşı.

Ziraat Bankası, Türk Hava Yolları ve daha nice şirketler ve onların varlıkları artık tek elden yönetilecek. Tek bir patronları olacak.

Türkiye Varlık Fonu AŞ ve onun yönetimi şu anda birçok bankacının, pilotun, temizlikçinin, güvenlikçinin patronu.

Şu anda tartıştığımız başkanlık sistemi de mevcut belediye başkanlığı sistemine benziyor. Hatta, yargı kısmını çıkarırsak, referandum konusu olacak başkanlık sistemi, şu andaki belediye başkanlığına çok benziyor.

Yani, yeni sistemde meclisin esamesi okunmayacak. Belediye Başkanı’nın ismini bilmeyen yurttaş yoktur, peki ya belediye meclisi üyelerinin isimlerini bilen biri var mı? Bırakın onu, belediye meclisinin varlığını bile fark etmeyen, bilmeyen yurttaşlarımız vardır.

Belediye Başkanı’nın kontrolünde olmayan belediye meclisimiz var mı mesela?

Belediye Başkanı’nın partisinin çoğunluk olmadığı bir belediye meclisimiz var mı?

Yeni sistemde belediye sistemimize benzer biçimde tamamen karar alma mekanizmalarındaki bileşenleri tekleştirmek ve hızlandırmak üzerine kurgulanmış durumda.

Ancak, unutmayın ki belediyelerimizin siyasi rolleri kısıtlı, sadece hizmet odaklı bir belediyeciliğimiz var. Belediyelerimiz yargı, yürütme, yasama unsurlarının sadece yürütmesinden sorumlu.

Belediyelerimiz kent yönetiminde tek karar mercii değil, valilik ve kaymakamlık var, ayrıca yargı temsilcileri var. Hatta, benim gibi doğuda yetişenler için, il jandarma komutanlığı bile var.

Son olarak, AKP belediyesinden ihale alabilen CHPli gördünüz mü siz hiç?

Ya da CHPlilerin işini kolaylaştırmayan CHPli belediye?

Çok enderdir. Bu yüzden kuvvetler ayrılığı ilkesine, ecnebilerin check and balance dediği süreçlere ihtiyaç var.

Kamuya hizmet ederken hız önemlidir, yolunuz bozuksa yolunuzun talep etmenize rağmen 10 yıl sonra yapılmasını istemezsiniz.

Ancak, sistemi sadece karar alma mekanizmalarını kolaylaştırmak ve hızlandırmak üzerinden kurgularsanız gücü tek elde toplamış olursunuz.

En tepedeki denetim mekanizmalarını, hizmetleri hızlandıralım diye ortadan kaldırırsanız, tüm devlet kademelerinde denetimsizliği teşvik etmiş olursunuz. Başkanı tanıyorum diye kamu görevlerini kötüye kullanan insanların türemesine sebep olursunuz.

Devleti şirket gibi yönetmeye kalkarsanız, şirket çalışanlarının patronlarından korktuğu gibi kamu görevlilerinin hatta kamunun başkanı putlaştırmasına neden olursunuz.

Yurttaşlar korkudan başkanı ve devleti temsil eden her hangi bir kamu görevlisini şikayet etmeye korkarlar.

Şirket sahiplerinin tek derdinin kamu ile iyi geçinmek olduğu bir ortam yaratırsınız. Kimse, üretmeye, kaliteli işler yapmaya, inovasyon yapmaya odaklanmaz; kötü yönetilen bir ekonominiz olur.

Ülkemizi korumak için hızlı hareket etmemiz lazım diyerek tek adamdan başlayan bir hiyerarşik düzen kurarsanız, ülkeyi askeriyedeki kadar sıkı bir hiyerarşiye tabi tutarsınız, astın üste hiçbir hükmü kalmaz.

 

Devin Bahçeci

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page