Galiba yapabiliyoruz!

Özellikle sosyal medyadan takip ettiğim kadarıyla anayasa değişikliği referandumu kampanyaları bana büyük ümit veriyor. Yanlış anlaşılmasın, referandum sonucunu şimdiden kestirebildiğim iddiasında değilim. Ama izleyebildiğim kadarıyla süreç son derece heyecan verici ve ilerisi için bir çok ders içeriyor gibi.

Bir çok insan siyasi kampanyaların sosyal medya ayağını küçümseme, klavye aktivizmi, kliktivizm gibi adlandırmalarla değersizleştirme, hatta tuzak olarak gösterme eğiliminde.

Zygmunt Bauman son görüşmelerinden birinde sosyal medyayı çok kullanışlı ve keyifli bir tuzak olarak niteliyor. Bauman’a göre insanların çoğu sosyal medyayı bir araya gelmek veya ufuklarını genişletmek için değil, tam tersine, kendilerine kendi seslerinin yankıları olan sesleri duyacakları, kendi yüzlerinin yansıması olan yüzleri görecekleri bir konfor alanı yaratmak için kullanıyor.
Anayasa referandumu kampanyalarını sosyal medya üzerinden değerlendirirken Bauman’ın dikkat çektiği hususların bilakis olumlu bir işlev yerine getirdiğini söyleyebiliriz.

İktidar çevreleri referandum kampanyaları sırasında bilinçli bir şekilde psikolojik üstünlük sağlayarak hepimize tepeden inme değişiklik paketine “evet” demekten başka bir seçenek olmadığına inandıracaklarını sanıyorlardı. Kitlelerin bu yenilmişlik duygusuna teslim olacakları ve kuzu kuzu sonuçları kabul edecekleri var sayılıyordu.

Başlangıçta rüzgar o yönden esiyordu, çünkü muhalefet partilerinin gücünün halkı hayır yönünde oy vermeye mobilize edemeyeceğini görüyorlardı. Zira MHP yönetimi iktidar blokuna bir şekilde dahil edilmiş, HDP kanunsuz  gözaltı ve tutuklamalarla susturulmaya çalışılmıştı. CHP’nin önderlik edeceği bir hayır kampanyasının da iktidarın gücü karşısında etkisiz olacağı zaten herkesin malumuydu.

Basının uzun süredir etkisizleştirildiği de göz önüne alındığında AKP stratejistleri dikensiz bir gül bahçesi bekleyişi içindeydi. AKP’nin referandum stratejisini bozabilecek tek faktör insanların kendilerine dayatılan çaresizliğe rıza göstermeyip seslerini çıkartmaya başlamaları olabilirdi.

Sosyal medyanın işlevi işte bu noktada devreye girdi. İnsanlar sosyal medya paylaşımları sayesinde yalnız olmadıklarını, üstelik sanılandan daha çok insanın dayatılmak istenen tek adam rejimine itiraz ettiklerini gördüler. Giderek tek adam anayasasına yönelik mesajlar çoğalmaya başladı. Şimdiye dek suskunlukla pasif izleyici olmayı seçmiş hiç umulmadık kişilerin de kenarından kıyısından hayır diyen mesajlara destek vermeye başladıkları görüldü. İhtiyaç duyulan tam da buydu: sıradan dediğimiz insanlar kendi seslerinin yankılarını duymaya, kendi yüzlerinin yansıması olan yüzleri görmeye başladılar. Bauman’ın sözleriyle bir konfor  alanı oluşmaya başlamıştı ve insanlar politik aktörlerden göremedikleri itici gücü ancak kendi iradeleriyle oluşturabileceklerine inanmaya başladılar.

Sosyal medyada çok renkli, çok çeşitli sloganlar, videolar, yazılar dolaşıma girmeye devam ediyor. Üstelik bu mesajların hiçbiri bir merkezden yönetilen reklam kampanyaları gibi değil. Yukarıdan dolaşıma sokulmaya çalışılan bir slogan, bir şarkı, bir görsel değil paylaşılan. Kimi mizah yoluyla, kimi ana medyada dile getirilmeyen gerçekleri bulup çıkartan, kimi kendilerinin besteledikleri şenlikli paylaşımlar. Dile getirilen itirazlar da, talepler de toplumun çoğulculuğunun yansıması gibi farklılıklar barındırıyor. Her birey, her kesim kendi farklılığını yansıtan bir mesajı üretiyor, dolaşıma sokuyor, paylaşıyor. Meclis oturumlarının veya ana akım TV kanallarının tatsız tartışma programlarındaki kısır siyasi  çekişmelerin çok ötesinde bir canlılık var sosyal medyada.

Tıpkı Gezi’de olduğu gibi bir arada olması hayal edilemeyen farklı kesimler bir amaç peşinde bir araya gelebildiklerini bir daha gösteriyorlar. Siyasette  çok kullanılan bir sloganı duruma uyarlarsak “nasıl bir dünya istiyorsak öyle bir muhalefet hareketi!”. Çünkü sosyal medyadaki bu muhalif canlanmanın ne bir merkezi var, ne bir lideri. Kimse kimsenin işine karışmıyor, kimse kimseden izin almıyor, onay beklemiyor. Her birey gönlüne yatan, aklına uyan, kendi dertlerini en iyi ifade eden, taleplerini dile getiren mesajı paylaşıyor.

Referandum sonucunda “hayır”’lı bir sonuç çıkmasını arzulayanların işi kuşkusuz sosyal medyada klavye başı aktivizmi ile sınırlı değil.

Kimileri sadece klavye başında hayır demeyi sürdürürken, referandum günü yaklaştıkça olabilecek baskılara ve yıldırma çabalarına rağmen isteyenler sokaklara çıkarak, kapı kapı dolaşarak, yakınlık duydukları siyasi partilerin toplantılarına katılarak erişebildikleri insanları iktidar propaganda aygıtının hipnozundan kurtarmak için geleneksel siyaset yöntemlerine devam edecekler, sandık güvenliğini sağlamaya çalışacaklar.

Ne diyelim, bu daha başlangıç! Önemli olan ilk adımın atılarak anayasa değişikliği tartışmalarının başladığı günlerdeki peşin yenilmişlik duygusunun büyük ölçüde dağılmış olması, haklı olmanın yanında az sayıda olmadığımızı görmeye başlamamız ve “evet, yapabiliriz!”’i daha fazla inanarak, daha yüksek sesle dile getiriyor oluşumuz.

Mahmut Boynudelik

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page