Evrim Teorisi, politik ekoloji ve gelecek – Çağdaş Dedeoğlu

Türkiye, her anlamda, oldukça ilginç bir ülke… Gündemi takip etmek oldukça zor; gündemin tamamına hâkim olabilmek neredeyse imkânsız. Açık ki bu Türkiye’ye has bir gerçeklik değil, ancak oydaşmacı öğelerin eksik olduğu –kamu politikalarının yangından mal kaçırır gibi üretildiği- ülkelerde gündem takibi ve hâkimiyeti daha da zorlaşıyor. İfade edilen gerçeklikte, dişe dokunur yorumlar için iyi organize olmuş, yetkin ekip üyelerine sahip olmak elzem. Bu, gündem yaratma ihtimali daha fazla olan politikacı ve bürokratlar için olduğu kadar –belki de daha çok- gündemi mercek altına alan, gündem maddelerini yorumlayan, onlar hakkında alternatif bilgi üretmeye, halkı “aydınlatmaya” çalışan haberciler, akademisyenler, sivil toplum temsilcileri vb. için de geçerli. Söz konusu durum, evrim teorisinin –diğer bazı konularla birlikte- Milli Eğitim lise müfredatından çıkartıldığı haberinin gündeme oturmasından sonraki gelişmelerde de gözlemlenebilir. 16 Ocak 2017 günü Habertürk’te yayımlanan Türkiye’nin Nabzı programı da evrim teorisine dair gerçekleştirilen programlardan bir tanesiydi. Bu yazının ana fikri, söz konusu programa katılan profesörlerden bazılarının, evrim teorisi tartışmasında ortaya koydukları tavırlarına istinaden doğdu.

Bu çerçevede, yazının amacı, kimseye, evrim teorisini kabul ettirmek veya onun karşısında birtakım iddialarda bulunmak değil. Aksine, evrim teorisinin–adı üstünde düşünmeyi mümkün kılan bir çerçeve olarak teorinin–düşünmeye imkân verdiği bazı noktaları tartışmaya açmak… Çünkü bu bazı noktaları tartışmadan, politik ekolojik meselelerimizin çözümünde yol alamayacağımızı düşünüyorum. Burada, “politik ekolojik meselelerimiz” ifadesini, iktidarın, insan veya insan olmayan bileşenleriyle doğada, belli bir düşünme biçimi temelinde, yol açtığı bütün sorunları ifade edecek şekilde kullanıyorum.

Politik ekolojik meselelerimizin çözümüyle evrim teorisi hakkında ve onun üzerinden düşünebilmemiz arasında nasıl bir ilişki kurulabilir? Biraz açmaya çalışayım. İnsan, doğumundan itibaren “çevresi”ni kavramaya ve yorumlamaya çalışır. Hayat yolculuğu boyunca kendisine sunulan bilgiyi alıp kullanır ve bazen de yeni bilgiler üretir. Metafizik, epistemoloji (bilgi kuramı) ve etik, insanın, gerçekliğin ne olduğu, hayatını hangi bilgiler temelinde ve buna bağlı olarak nasıl (hangi ilke ve değerler aracılığıyla) sürdürdüğü şeklinde özetlenebilecek sorulara verdiği cevapların toplandığı alanlardır. Kişinin sahip olduğu metafizik, epistemolojik ve etik yapılar, yıllar geçtikçe kişiliğinin ayrılmaz parçaları haline gelmektedir. Eğitimse–sadece okul dönemi değil, okul öncesi eğitim de dâhil olmak üzere–bu açıdan ciddiye alınmalıdır.

Bugün üstesinden gelmekte zorluk yaşadığımız politik ekolojik meseleler, iktidar olan “ben”in, doğanın içerisinde kendisini konumlandırışıyla yakından ilgili görünmektedir. Bu konumlandırmada insan merkezde olduğu için, tektanrıcı dinlerin hâkim yorumunda da bu, böyle olmaktadır. Dahası, tektanrıcılık, ataerkilliğin, anaerkilliğin yerine geçtiği bir gerçeklikte hâkim hale geldiği için erkek insan, kendisini, yeryüzü hiyerarşisinin tepesinde görmektedir. “Gökler hiyerarşisi” de tabii ki bu denklemi yansıtmaktadır. İşte evrim teorisi, insanın, bu denklemi sorgulamasına yol açma potansiyelini bünyesinde barındırması sebebiyle risklidir. Söz konusu risk, verili metafizik-epistemolojik-etik kurgunun bozulmasıyla ilgilidir. Bu risk alınmadan, politik ekolojik sorunlara yol açan iktidar ilişkilerinden kurtulmak ise mümkün görünmemektedir.

1860 yılında Oxford Doğal Tarih Müzesi’ndeki bir tartışma sırasında, Piskopos Samuel Wilberforce, kendisine, ‘büyükanneniz tarafından mı, yoksa büyükbabanız tarafından mı maymunlarla akrabasınız?’ diye sorduğunda, Thomas Henry Huxley, “bilimsel düşüncelerle dalga geçerek tartışmaktan kaçınan bir insan yerine, bir maymunla akraba olmayı tercih edeceğini” söylemişti (Warburton, 2016: 218-219). Felsefede agnostisizm (bilinemezcilik) kavramını ilk kez kullandığı kabul edilen İngiliz biyolog Huxley, Darwin’le anılan evrim teorisinin en önemli savunucularındandı. Bu nedenle, Huxley’in yukarıdaki ifadesini, Darwin’in aşağıda yer verilen ifadesiyle birlikte değerlendirmek anlamlı olabilir:

Şahsen ben, düşmanlarına işkence etmekten hoşlanan, kurban kesen, vicdan azabı duymadan çocukları öldüren, utanma duygusundan habersiz ve en basit batıl inançların kurbanı olan bir vahşinin soyundan gelmektense, bakıcısını kurtarmak için korkunç düşmanına meydan okuyan küçük yiğit bir maymunun ya da tepelerden inerek şaşkın köpek sürüsünden kurtardığı genç dostunu görkemli bir biçimde alıp götüren şu yaşlı babuinin [habeş maymununun] soyundan gelmeyi tercih ederim.” (Darwin’den [The Descent of Man] aktaran Acot, 2005: 82-83).

Tabii ki kimse, kimseyi Darwin’in ya da Huxley’in yukarıda yer verilen görüşlerini tam anlamıyla sahiplenip kendi türünü diğer türlerle eşit görmeye zorlayamaz. Bu, yapısal-tarihsel gerçekler ışığında çok kolay bir mesele de değildir. Lakin kimsenin, bunun tam tersi noktada, sırf geçmişte kendisine öğretilenlerle örtüşmediği için evrim teorisiyle dalga geçme hakkı da yoktur. Eğitim müfredatının amacı da kişiliğin oluşum aşamasında, çocuğun, tüm görüşlere eşit mesafede duran metafizik, epistemolojik ve etik yapılarla muhatap olmasını sağlamaktır.

Günün sonunda, evrim teorisi, yukarıda ifade edilen yeniden düşündürme ihtimaliyle ilgilidir. İnsan türü, hâkim tektanrıcı kabulün iddia ettiği gibi kendinde özel bir tür olmayabilir. Bu alternatif yorum, inanç özgürlüğü bağlamında da değerlidir. Kişi, başkalarına zarar vermemek kaydıyla, inancını istediği şekilde “çerçeveleme” özgürlüğüne sahiptir.

‘’Türlerin Kökeni adlı kitabı 1859 yılında yayımladığı andan itibaren… İnsanlar artık özel değildi: Her hayvan gibi doğanın bir parçasıydı.’’ (Warburton, 2016: 219) Kişi için, doğanın sıradan bir parçası olduğunun, ne tür ne de cinsiyet bağlamında biricik olmadığının farkına varmak, doğanın gerçekleriyle uyumlu bir gerçeklik inşa etmenin bir ilk adımı olarak görülebilir. Ancak bundan sonra ve buna uygun olarak alternatif bilgi üretmek mümkün olacaktır ki etik kodlar ve de hukuk normları tüm bunların üstünde yükselebilsin. Bu, evrim teorisini peşinen kabul etmek demek değildir; fakat evrim teorisi üzerine düşünmek, politik ekolojik meselelerin çözümü ve geleceğin barışçıl inşası için gerek şarttır.

  • Nigel Warburton, Felsefenin Kısa Tarihi, Baskı, İstanbul: Alfa Yayınları, 2016.
  • Pascal Acot, Bilim Tarihi, Ankara: Dost Kitabevi Yayınları, 2005.

Yazıya temel oluşturan ve 16 Ocak Pazartesi günü Habertürk’te yayınlanan “Türkiye’nin Nabzı” programıbu linkten izleyeblirsiniz. İlgili programda “Yeni Müfredat ve Evrim Teorisi” konusu 3 saat 23 dakika süren programın 54.dakika 16. saniyesinde başlıyor ve programın sonuna kadar devam ediyor

 

Çağdaş Dedeoğlu

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page