Alper Şirvan’dan Engelsiz Tribün’ün hikayesi: Herkes gibi, Herkesle beraber maç seyrettik

Bursa’da ‘Cerebral Palsy’ ile yaşayan Alper Şirvan‘ın (43) katkıları ile hayata geçen Türkiye’deki kapalı spor salonlarındaki ilk Engelsiz Tribün’ün hikayesini Şirvan’ın kendi kaleminden yazdığı haber ile Aralık ayının ilk günlerinde Yeşil Gazete’den sizlerle paylaşmıştık.

Haberin üzerinden geçen bir ayda Engelsiz Tribün hikayesi “Fiat Engelsiz Hareket | Türkiye’de ilk kez bir basketbol salonunda engeller kalktı” başlıklı kısa bir filme de evrildi ve filmi 26 Aralık’ta youtube’da yayınlandığı günden bu yana 215bine yakın kişi izledi.

Hem Engelsiz Tribün’ün kısa filmini sizlerle paylaşmak hem de bu olanağın diğer şehirlerimize de hızla bir an önce yayılmasını arzu ettiğimiz için süreci detayları ile öğrenmek maksadı ile bu sefer Alper’e Yeşil Gazete olarak biz sorularımızı yöneltmek istedik. O da her zamanki alçakgönüllü ilgisi ile sağolsun bizi kırmadı.

İşte Alper Şirvan’dan Bursa’da hayata geçen Engelsiz Tribün’e dair tüm detaylar

Yeşil GazeteMerhaba. Yeşil Gazete’ye gösterdiğiniz ilgi için teşekkürler. Fiat Engelsiz Hareketi kısmına gelmeden önce Alper Şirvan kimdir, ne yapar, kısaca tanıyabilir miyiz?

Alper Şirvan: İlginize ben teşekkür ederim. Özetlemem gerekirse, ‘Cerebral Palsy’ ile yaşayan bir bireyim. Tekerlekli sandalye kullanıcısıyım.

Engelsiz Tribünün faaliyete geçtiği Tofaş- Fenerbahçe maçından bir kare

Uludağ Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı bölümü mezunuyum. 1998’de başlayıp kamu ve özelde aralıksız devam eden çalışma hayatıma, halen Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Bursa Halk Sağlığı Müdürlüğüne bağlı Yıldırım TSM Sağlıklı Yaşam Merkezi KETEM (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi)‘de Bilgisayar Programcısı olarak devam etmekteyim.

Biri hikâye-deneme, ikisi şiir olmak üzere yayımlanmış üç kitabım ve biri yurtdışında olmak üzere açmış olduğum dört resim sergim var.

Bestelenip TRT repertuarına giren güftelerim mevcut

Bunlarla beraber 2012 yılında Dünya CPliler Birliğinin dünya çapında düzenleyip Türkiye’de Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı tarafından yürütülen ‘1 Dakikada Dünyamı Değiştir’ Kampanyasında ‘güneş enerjili tekerlekli sandalye’ fikrimle dünya birincisi oldum. Bekarım ve anne-babamla yaşıyorum.

Y. G.Film, 33 yıldır Tofaş taraftarı olduğunuz bilgisi ile başlıyor. Geçen 33 yılı özetleyebilir misiniz? Bir tekerlekli sandalye kullanıcısı taraftar olarak zorluklar nelerdi? Bursa dışında da spor salonu ya da stadyumlara gitme tecrübeniz oldu mu? Genel bir durum fotoğrafı çekebilir misiniz?

A.Ş.: Sadece basketbol değil, kendimi bildim bileli her tür sporu sevmişimdir. Yürüyemesem de mahalle maçlarında kalecilik yapmışlığım da vardır hani… Amcamla, evin büyükleri ve halaoğulları ile evde zaten top oynardım hep kaleci olarak…  Hatta çocukken evde babama, yarım daire şeklindeki soba kovası tutma teli ve pazar filesinden pota yaptırdığımı hatırlıyorum. Kitaplığımızın yan tarafına asmıştık onu; içinden geçebilecek plastik top da bulmuştuk. Arada atıyordum.

Babam ve Annem ile maç günü kahvaltısı

Basketbol maçına ilk gidişim 1982-83 sezonuna rastlar. O sezon basketbol ligi play off maçları Bursa’da yapılmıştı. Düşünsenize; günde üç maç, hem de üst düzey takımlar… Babam, ben, aile dostumuz Hanefi amca, oğlu Burak, hep birlikte gitmiştik o gün… Başlangıç noktası o oldu basketbol maçlarına gitme merakımın…

Bursa Atatürk Spor salonunda hiç zorluk yaşamayıp direkt girebiliyorduk. Mekân da çok iyiydi seyir zevki açısından ki süreçte daha da iyi hale getirebilmiştik. Futbolda maçlara girmek çok daha zor oluyordu o yıllarda; hatta kapıdan döndüğümüz çok olmuştur.

Bursa dışında yıllar evvel Manisa-Turgutlu’da, Ankara’da, İzmir’de ve İstanbul’da futbol maçlarına gitme fırsatı buldum. Süreç içinde bilhassa yeni statlarda (Bursa Timsah Arena, İstanbul TT Arena) şartların çok daha iyi noktaya geldiğini söyleyebilirim. Buna karşılık, salon sporlarında yeni yapılan salonlarda büyük sıkıntı var seyir zevki açısından…

Belki engelliye jest olduğu düşünülerek saha kenarına ve zemine yer ayrılıyor ama bu noktalarda seyir zevki olmadığı gibi, voleybolda top gelmesi, basketbolda hızını alamayan oyuncuların üstümüze gelmesi gibi ciddi tehlikeler var.

Tofaş Spor Salonunda bu tribün uygulaması ilk olma özelliğini taşıyor bu anlamda… Yaygınlaşmasını umuyorum.

Y.G.: Fiat Engelsiz Hareketi nedir? Siz nasıl buluştunuz bu hareket ile? Amaçları ve şimdiye kadarki çalışmaları hakkında bize neler söyleyebilirsiniz?

A. Ş.: FİAT markası “Engelsiz Hareket” çatısı altında hareket kabiliyeti kısıtlı sürücü ve yolcuların olabildiğince bağımsız seyahat edebilmelerine yönelik çalışmalar yürütmeye de devam ediyor.

2013 yılında kendi imkanlarımla yüksek tavan Doblo satın alıp yine kendi imkanlarımla rampa tertibatı koydurmuştum ama sanırım böyle bir aracı o şekilde alan ilk engelli ben olmuştum ve o zamanlar henüz bu bir harekete dönüşmemişti.

 

Tofaş Spor Kulübü ve Fiat, engelsiz tribün talebime olumlu yaklaştıkları gibi, bu talebimi yakın geçmişte başlattıkları kendi projelerinin içine dâhil ederek, bu tribün ile başlayan ve ülkenin diğer bütün salonlarına yayılmasını istediğimiz “engelsiz tribün” hareketini de başlatmak istediler.

Sosyal Medya üzerinden yazışmamız sırasında yüz yüze görüşmek istediklerini ifade ettiler Tofaş kurumsal olarak… Efes maçıydı, salonda görüştük. Bu görüşmemizde onlar bana “engelsiz tribün” kampanyası için bir tanıtım filmi düşündüklerini, bu kampanyanın tribün ile sınırlanmayıp geliştirileceğini (engellinin maçlara gelişi, oradaki konforu vs.), bu kampanyanın yüzü olarak bu filmi benimle yapmak istediklerini ifade ettiler. Gönüllülük esasına dayanan bu kampanyanın içinde olmayı memnuniyetle kabul ettim.

Y. G.: Gelelim filme. Çekim süreci nasıl oldu, kaç gün sürdü, siz neler deneyimlediniz bu süreçte?

A. Ş.: Profesyonel bir ekiple iki gün süren benim daha önce deneyimlemediğim bir süreçti.  Yorucu ama keyifli iki gün geçirdik tüm ekiple beraber…

Projenin film çekim tarafını üstlenen “Fantastic Entertainments” ekibinde herkes hem işinde çok iyi hem de olayın insanî boyutunu kavrayabilecek kalitede insanlardı.

Fantastic Ent. Ekibi ile Toplu Halde

Bu vesileyle çok özel insanlarla tanıştım. Mesela detay gibi görünüyor ama, filme dış ses olarak benimle yapacakları röportajı koyacaklarını söylediklerinde “benim konuşmam anlaşılmayabilir, mesajın doğru bir biçimde iletilmesi açısından isterseniz ben konuşayım, söylediklerimi siz dış sese okutun” dediğimde, yapımcılarımızdan Romina Özipekçi “söylediğinin anlaşılmasında sıkıntı yok, gayet iyi anlaşılıyorsun, senin sesin olacak” demenin yanı sıra montaj sırasında beni arayıp “filme altyazı koyuyoruz ama, sen anlaşılmadığın için değil; işitme engelliler için…” diyecek kadar zarif bir insan…

Tofaş Kurumsal Proje Ekibinden İlk Görüştüğüm Ulaş Bozan ile

Onun yaklaşımı sayesinde röportajda sorduğu sorulara spontane, hiçbir metne bağlı kalmadan o kadar rahat, o kadar iyi cevaplar verip konuştuğumu filmde gördüm ve mutlu oldum açıkçası… Yönetmenimiz Aykut Tanrıkulu’na “İnsanlar beni hiç hareket edemiyor gibi algılamasın, ben sizin de gördüğünüz gibi evde dizlerimin üstünde hareket edip her işimi kendim görebiliyorum. Evin içinde tekerlekli sandalyeyi sadece yemek masasına rahat oturabilmek adına kullanıyorum. O açıdan tekerlekli sandalyeye kendi başıma binişimi mutlaka çekin” dedim ve kendisi bunu çekmekle kalmayıp o 1 dakika 42 saniyeye sığdırabilme duyarlılığını gösterdi.

Eh, böylesi insanlarla yapılan filmin sonucu da ortada zaten…

Y. G.: Engelsiz tribün deneyiminizi de sormak isterim. Neler değişti şimdi sizin ve sizinle birlikte engelsiz tribün deneyimini yaşayan diğer engelli taraftarlar için?

A. Ş.: Yakın bir geçmişe kadar engelliler olarak maçları zeminden ve refakatçimizden uzak seyretmek zorunda olduğumuz Tofaş Spor Salonunda artık bugün, refakatçimizle birlikte güzel bir açıdan ve belirli bir yükseklikten maç seyredebileceğimiz, Türkiye’de ilk olma özelliği taşıyan güzel bir “engelsiz tribün” var.

Ne değişti? Bir kere açı değişti… Artık zeminde değiliz. Yanı sıra refakatçimizle birlikte maç seyretme imkânımız var artık, zira eskiden biz zeminde, refakatçi tribünde oluyordu ve ihtiyaç anında engelli ve refakatçisinin birbirine ulaşması çok zordu. Maça birlikte geldiğimiz insanla, maç heyecanını birlikte yaşayamamak da cabası…

Bir de yapılan tribün zaten var olan bir tribünün engelli erişimine uygun hale getirilmiş şekli olduğundan, hep istediğimiz “herkes gibi, herkesle beraber” maç seyretme güzelliğini de beraberinde getirdiği için bana göre özel anlamı var.

Y.G.: Bundan sonraki süreç hakkında bilgi verebilir misiniz? Hem “Fiat Engelsiz Hareketi” adına hem de engelsiz tribünün diğer şehirlere yayılması anlamında soruyorum bunu

A. Ş.: Tribün olayı, işin “saha içi” kısmı… “Engelsiz tribün” kampanyası bu açıdan önemli mi, evet önemli… Çünkü ortam uygun değilse engellinin maçlara gelmesi bir şey ifade etmez. Evet ben kendi imkanlarımla, yakınlarımın desteği ile maçlara gidip geliyorum senelerdir… Ama spor sevip de maçlara gidemeyen, erişemeyen, ulaşamayan çok arkadaşımız olduğuna da eminim. Bu itibarla engellilerin spor salonlarına erişimi ve salonlarda rahat etmelerine yönelik de çalışmalar yapılması gerektiği kanaatindeyim. Süreçte bunlar da yapılması düşünülen şeyler arasında…

Ama ilk etapta salonları uygun hale getirmek gerek… Bunun da ben kişisel olarak takipçisi olacağım kadar, Tofaş’ın da kurumsal katkısının olacağını düşünüyorum. Bursa için düşünürsek, henüz bu şekilde tribün düzenlemesi olmayan Cengiz Göllü Voleybol Salonu‘nda da bu süreçte uygun bir tribün yapılanmasına gidilmesi, kişisel anlamda bu sahadaki en yakın hedefim…

 

Röportaj: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page