John Berger ile ‘Umulmadık Topraklara’ yolculuk… – Ercüment Gürçay

Görme Biçimleri sanat eğitimi alan veya sanata ilgi duyan birçok insanın başucunda 40 küsur yıldır duran bir kitap. Birçoğumuz gibi ben de John Berger’ ı bu kitabıyla tanıdım. Berger’ in 1972’ de hazırlayıp sunduğu, 4 bölüm halinde yayımlanan BBC yapımı Ways of Seeing belgeseli hemen o yıllarda sanat algısı ve eleştirisini, sanat tarihini köklü biçimde etkilemişti. Bu belgeseli 4 bölüm tekmili birden (Türkçe alt yazılı versiyonuyla) bir kez daha izleyebilmeniz için paylaşıyorum.

Görme Biçimleri/ BBC- 1972

John Berger/ 1975

Berger, bu belgeselde bahsi geçen önemli bazı görüşleri daha sonra birkaç arkadaşıyla kitaplaştırdı. Berger 7 denemeden oluşan kitabın amacını kısaca “…Bir sorular süreci başlatmak…” olarak özetliyordu. Kitap amacına ulaştı, sorular soruları takip etti, sorulara yanıtlar bulunmaya çalışıldı, çalışılıyor. Yazar Zeki Coşkun bir yazısına “…Onun açtığı çığır ‘görsel kültür’ ü üniversitelerde, sanat dünyasında başlı başına bir disiplin- inceleme alanı olarak ortaya çıkartacaktır…” notunu düşüyordu. 1978’ de dilimize çevrilen Görme Biçimleri, resme, fotoğrafa, televizyona, sinemaya ve daha genel anlamda hayata bakışımızı – görme biçimlerimizi değiştirdi.

Görme Biçimleri/ 1978

John Berger sanat hayatına resimle başlar, 1940’ lı yıllarda sergiler açar ve resim eğitimi verir. Sonra resmi bırakır ve hayatını “Görme Siyaseti” ne adar. Sanat eleştirmeni, senaryo yazarı, belgesel yazarı, romancı ve şair kimliğiyle tanınan Berger’ ı çağımızın en önemli düşünürlerinden birisi olarak tanımlamak mümkün. Ama Zeki Coşkun’ un, Berger’ ın kendi tanımından yola çıkarak yaptığı anımsatmayla en çok hoşuma giden tanım “hikâye anlatıcısı” tanımı oldu: “… Meslek yaşamına ressam, eğitmen, eleştirmen olarak başlasa da John Berger, kendisini hep ‘hikâye anlatıcısı’ olarak tanımlayacaktır. Yayımlanan ilk kitabı ‘Zamanımızın Bir Ressamı’ bir anlatıdır. İkinci Dünya Savaşı öncesi Londra’ya sığınan devrimci ressam Janos Lavin kimliğinde estetik, sanat, siyaset, göç, kimlik meselelerini konu eder. Macar hükümeti, Berger’in yarattığı ‘kurgusal’ karakter olan Lavin ’in resimlerinin nerede olduğunu soracaktır yazardan!

…Hikâye anlatıcılığının tek bir formu yok. Ama temel bir niteliği var. Hikâye anlatmayı ‘sınırdan geçiş izni alan bir kaçakçı olmaya’ benzeten Berger için “bir hikâye, daima bir kurtarma operasyonudur.” O nedenle de olgu, durum, kişi, yapıt, yaşantı, konu ettiği her neyse onu anlama, yorumlama ya da eleştirmek için ‘yüz yüze’ ilişkiyi seçer. Deneme, eleştiri, öykü, roman, kuram, tüm yazdıklarına içkindir ‘hikâye anlatıcılığı’. Anlatmak için, önce anlamak, anlamlandırmak gerekir.

Hayata ve sanata bakma dersleri: Zeki Coşkun- Cumhuriyet/ 1988

Dünyadaki ilk ‘anlatıcılar’ ise şairlerdir. Kimi dilbilimcilere göre dil, şiirle birlikte doğmuştur. Şiir bir ifade biçimi, söz sanatı, edebiyat türü olmadan önce, dilin –ve anlamın- kendisidir.

Görsel disiplinle biçimlenen algı ve düşünce biçimini dille bütünleyen John Berger, bu yönüyle romandan öyküye, denemeye, her yazdığında ‘anlatı’ ve ‘anlatım ’ın vazgeçilmez öğesi olarak şiire yer vermiştir.

Berger’ ın şiirleri 2016’ da, 90. Yaş gününde, Cevat Çapan’ ın çevirisiyle Ayrıntı’ da yayımlandı

Dizelerle hikâyeler kurar, anlatır; manzaralar, görüntüler çizer, senaryolar yazar, filmleştirir. ‘Yedinci Adam’, adını Attila Josef’in ‘Yedinci’ şiirinden alır. İşkenceyi konu ettiği (Türkçe bir denemeler seçkisine de adını veren) ‘Şiirin Saati’ yazısını şu satırlarla noktalar: “(G)ünümüzde zenginlerin haksız yere elde ettikleri zenginliklerini korumak için yaptıkları korkunç canavarlıklara karşı dünyada en keskin biçimde karşı duran güç şiirdir. İşte bu yüzden fırınların saati aynı zamanda şiirin de saatidir.”

İşçi bir aileden gelen Berger’ ın çocukluğu Londra’ da göçmenlerin yaşadığı bir semtte geçer. Berger çocukluk yıllarında yaşadıkları ve gördükleriyle yaşamının sonraki dönemlerinde ezilen-dışlanan, her türden sürgün ve göçmenlerin gözü, dili, sözü, sözcüsü olur. Berger’ ın yapıtlarının ana temasıdır göç ve göçmenlik.

Yedinci Adam/ 2011

Berger “Yedinci Adam” ı 1973- 1974 yıllarında Jean Mohr ile birlikte kaleme alır. Kitap 1975 yılında yayımlanır. 1970’ ler Avrupa’ da her 7 kişiden birisinin “göçmen işçi” olduğu yıllardır ve Berger, Yedinci Adam’la ‘yeni-sömürgecilik’ olarak adlandırdığı göçmen işçiliği meselesini yetkin biçimde çözümleyip gündeme taşır.

***

Burada Berger bahsine kısa bir ara verip, bildiklerinizin tekrarı da olsa, günümüzde ağırlığını giderek daha çok hissettiğimiz “göç” olgusuna ve gelecekte bütün insanlığı derinden etkileyecek olan yeni bir kavrama, “iklim değişikliği/ iklim mülteciliği” kavramına (olabildiği kadar) kısaca değinmek istiyorum:

Göç olgusu insanlık tarihi kadar eski bir olgu. Büyük yolculuk birkaç bin meraklı- öncü kâşifin 40- 60 bin yıl kadar önce Afrika’ dan yola çıkmasıyla başlamıştı. Öncülerin binlerce yıl süren yolculuk boyunca akli ve fiziki yeteneklerini geliştirmek için bolca zamanları vardı ve öyle de yaptılar. Bu yürüyüş daha küçük gruplara halinde farklı yönlere doğru sürdü. Dünyanın farklı coğrafyalarında farklı insan tipleri- diller- dinler gelişti. Gün geldi bazıları sonsuza kadar yürümenin anlamsız olacağını düşündü ve diğerlerini de ikna ederek yerleşecek yerler aramaya başladılar. Başlangıçta bu yerler genellikle su kaynaklarının yakınında, yumuşak iklimi olan, verimli topraklar oldu. İş aletleri ürettiler ve doğaya- toprağa hâkim olmaya başladılar. İlk zamanlarda her şey güzel gidiyordu. Birlikte üretip, üretileni ihtiyaçları kadar paylaşıp- kullanıyorlardı. Sonra bir gün bazı ‘aklı evveller’ üretilenden daha çok pay almaları gerektiğine kanaat getirdiler ve sonrası bildiğimiz tarih!

Zaman ilerledikçe güçlü olan zayıf olana ve aynı zamanda da insana bahsedilmiş bir kaynak olarak gördüğü doğaya hükmetti. Bugün insanlık, doğadaki bütün canlılar ile birlikte yeni bir yok oluşun eşiğinde. On binlerce yıldan beri evimiz olan, yaşlı-yorgun gezegenimiz, özellikle son 50—60 yıldır insan kaynaklı nedenlerle daha çok kirlendi ve iklimsel- ekolojik döngüleri değişti. Bilim adamları gelişmeler bu yönde devam ederse sürdürülebilir bir yaşam için önümüzde sadece birkaç on yıl olduğunu söylüyorlar.

Değişen iklim döngüsü ve ona bağlı gezegenin bozulan ekolojik dengesi, sınırları anlamsız kıldı ve artık Büyük Sahra’ nın güney batısındaki Senegalli bir köylü ile ABD’ nin gıda ihtiyacının büyük kısmını karşılayan en büyük tarım bölgesi olan Kaliforniya- Orta Vadi’ de yaşayan bir çiftçi benzer kelimelerle yaşadıkları gerçeği anlatıyorlar: “…Hava ısınıyor, bitkilerin su ihtiyacı daha da artıyor, ama iklim değişikliği nedeniyle yağmurlar mevsiminde yağmıyor, yer altı suları daha derinlere çekiliyor, su kaynakları yok oluyor ve toprak kuruyor!” Sıcaklık arttıkça tropikal bölgeler daha çok nemleniyor ama kurak topraklar daha çok su kaybediyor, kuruyor.

Asya’ da, Latin Amerika’ da ve diğer kıtalarda önemli miktarlarda tarım yapılan büyük sulak alanların durumu da Senegal ve Orta Vadi’ den pek farklı değil. Artık bu büyük tarım topraklarında sürdürülebilir tarımdan bahsedilemiyor. 10 dönüm toprağın ıslah edilebilmesi için 100-300 dolar yetiyorken çok daha büyük paralar otomobil gibi lüks tüketim ürünlerine veya savaş sanayisine- silahlanmaya harcanabiliyor. Oysaki bizleri uzak olmayan bir zamanda bekleyen en büyük tehlikenin adı bugün Yiyeceksiz bir gelecek!

Gezegeni asıl kirleten kuzeyin ‘uygar dünyası’ oldu. Bedelini ise genellikle güneyin yoksul insanları ödedi ve bugün de ödemeye devam ediyorlar. Basit bir örneklemeyle tüketim dünyasının totemini, otomobili ele alırsak; dünyada 7,5 milyar insan yaşıyor ve otomobil sayısı 1 milyar 250 bin adet. Bu sayı çok uzun olmayan bir zamanda 2 milyara ulaşacak. Bugün her altı kişiden birinin otomobili var. Yani otomobili olan bir kişi için 5 kişi büyük bir bedel ödemek zorunda kalıyor!

Fosil yakıt üreticisi büyük sermaye gruplarıyla yaklaşan tehlikeyi fark edenlerin mücadelesi bugün de devam ediyor. Enerji tekelleri, bilim insanlarının uyarılarıyla gelişmeye başlayan toplumsal algıyı geciktirmek için dezenformasyon–lobicilik faaliyetlerine milyonlarca dolar kaynak ayırıyorlar.

Enerji meselesi bölgesel savaşları da tetikliyor. Bugün radikal İslamcı gruplar (Boko Haram, El Kaide İŞİD vs) savaşmak için gereken insan kaynaklarını büyük ölçüde, tek doğal sermayeleri toprak olan ve artık o toprakları yaşamlarını idame ettirmeye yetmeyen, Sahra’ nın hemen güneyinde, batıdan doğuya doğru uzanan, ormanla çölün birleştiği kuşakta (Senegal- Nijer- Somali hattı) yer alan ülkelerdeki işsiz- geleceği olmayan gençlerden devşiriyor. İşsizlik- geleceksizlik gençler için bu cihatçı grupları cazip hale getiriyor. Buralarda gençler için iki seçenek var: Ya bir biçimde kuzeye doğru göç edip Avrupa’ ya kapağı atacaklar veya bu gruplara dahil olarak yeni topraklarda- yeni yaşam alanları kazanmak hayaliyle uygar dünyaya karşı savaşacaklar!

Bilim insanları iklim değişikliğinin bu hızla devam etmesi halinde yüzyılın sonunda 4 derecelik bir artışı kaçınılmaz görüyorlar ve bu durum, su- gıda savaşları ve 200 milyon ile 1 milyar arasında yeni “iklim mültecisi” anlamına geliyor!

Geçen yıllarda Ortadoğu’ da yaşanan savaşın itmesi ve daha iyi bir yaşam umuduyla yerini- yurdunu terk edip, ölümcül bir yolculuğa çıkan 1 milyon Suriyeli mülteciyle baş başa kalan ve ne yapacağını bilemeyen Avrupa’ yı çok daha yakın bir gelecekte daha büyük bir sorun bekliyor: Eğer dünya ülkeleri karbon emisyonlarını düşürecek kalıcı önlemler almazlarsa ve iklim değişikliği bu hızla devam ederse, 2045’ de günümüzden 40 – 60 bin yıl önce yola çıkan birkaç bin kişilik öncü kaşiflerden çok daha kalabalık sayıda, 60 milyon Afrikalı insan, açlık ve susuzluktan kaçarak, Büyük Sahra’ nın güneyinden, suya doğru, yoksul-yersiz- yurtsuz “İklim mültecileri” olarak yola çıkıp, bir sabah kendilerini “Umulmadık Topraklar” da, Kuzey Afrika’ da ve belki daha sonra Avrupa’ da bulacaklar…

Bugün, Berger’in bıraktığı yerden devam ederek, yine sanatın diliyle, bütün insanlığın ve gezegendeki diğer canlıların sonu anlamına gelen iklim değişikliği meselesini ve meselenin en yakıcı sonuçlarından birisi olmaya aday iklim mülteciliğini gündemleştirebilir ve çok daha geniş kesimleri daha duyarlı hale getirebiliriz. Belki geçen yıl Artist 2016’ da “göç” meselesini gündemine alan “Umulmadık Topraklar” projesinin küratörleri Artist 2017’ de “iklim değişikliği” konusu etrafında, belki daha geniş bir zamana ve farklı mekanlara-sokağa da taşınabilecek “İklim Mülteciliği” ni konu alan bir dizi sanatsal etkinliği gerçekleştirebilir. Bu kez resim, heykel, video sanatları vs. gibi birçok sanat disiplininin yanına sokak sanatları, şiir-müzik de dahil edilebilir. Kasım 2015’ de “İklim İçin Hareketi” nin B.Ü’ de düzenlediği İklim Forumu’ nda bir “İklim İçin Şarkı Söyle” projesi gerçekleştirmiştik. Bu proje de Artist 2017’ de yeniden yapılabilir.

***

5 Kasım 2016 John Berger’ in 90. doğum günüydü. İstanbul’ a pek çok kez gelen John Berger, Murat Belge’ den Cevat Çapan’ a kadar Türkiyeli birçok yazarla sıkı dostlukları da olan bir yazardı. Türkiye’ deki yayımcısı METİS’ in 2016 TÜYAP Kitap Fuarı’ nda özel bir kutlama programı için yaptığı davete Berger “… bir kutlama istemiyorum… içinizden bir kutlamayı tercih ederim…” notuyla teşekkür ediyordu. TÜYAP Kitap Fuarı, Cevat Çapan’ ın da katıldığı bir söyleşide Berger’ ın hayatı ve şiirleri üzerine bir panel düzenleyerek usta yazara bir selam göndermişti. Benzer bir söyleşi de Artist 2016’ da gerçekleştirildi.

Geçen yıl kitap fuarıyla aynı günlerde gerçekleştirilen Artİst 2016- TÜYAP Sanat Fuarı önceki yıllardan farklı olarak göç- mültecilik meselesini konu alan, çok küratörlü “Umulmadık Topraklar” projesine yer vermişti. Yol sergisi de bu kapsamda fuarda yer aldı.

Yerinden Edilenler (1) https://www.facebook.com/zeki.coskun.372/videos/926930247410945/

Yerinden Edilenler (2) https://www.facebook.com/zeki.coskun.372/videos/926936324077004/

Videonun tamamı fuar boyunca Yol sergisinde gösterildi.

Yol sergisi sanatçıları

“Yol” un hazırlık çalışmaları, serginin küratörü Zeki Coşkun’ u yıllar sonra ailesinin 1970’ lerdeki hikayesi üzerinden bir kez daha Berger ile buluşturmuştu: “…Hem yeni bir keşif hem eski, kadim bir dostla buluşmak gibi John Berger’ la yolculuk… ilk ‘tanışma’ anımıza döndüm ben; 1975’te yayımlanan, 1978’de Türkçeye çevrilen ‘Yedinci Adam’a. Bilinmedik, yepyeni bin bir hikâye çıktı bizim ‘Alamancılar’ ın da yer aldığı göçmen işçilerle ilgili bu ilk belgesel-inceleme-yorum kitabından…” sonrasını “John Berger ile Yolculuk” panelinde Prof. Dr. Ferhat Özgür, “Yol” sergisi küratörü Yazar Zeki Coşkun ve Gazeteci Ali Duran Topuz’ un konuşmacı olarak katıldıkları panelde kaydettiğim videodan izleyebilirsiniz…

John Berger, 1962’de Londra’yı terk ederek Fransa-Belçika sınırında yerleştiği bir dağ köyünde 2 Ocak 2017’ de hayata veda etti. Yazıyı, Zeki Coşkun’ un panel konuşmasının sonunda John Berger’ a seslendiği cümleyle bitireyim: “Yol arkadaşımız, aktivisti John Berger’ a saygıyla.”

 

Ercüment Gürçay

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page