İstanbul’a kar yağdı – Prof. Dr. Levent Kurnaz

Az önce markete gidip döndüm, evimizin önündeki sokağın ortasında 40-50 santimetre kar vardı. Sanırım Cuma günü kar başladığından beri kimse küremek için girmemişti sokağa. Biri küremek için girdiği zaman da daha garip bir sorunla karşılaşacağız hepimiz: Servisle okula giden çocuklar gidebilecek, ama arabaların önü bir metre karla kaplanacağı için kimse arabasını o karın altından çıkartamayacak. En yakın toplu taşıma da bir kilometre ötede olduğu için ulaşım ciddi bir sorun olacak.

Peki bunun suçlusu kim?

Bu sorunun cevabını vermeye eski bir anıyla başlamak gerekiyor: 1993 kışında ABD’de bir radyo istasyonunda Cumartesi geceleri 01:00-06:00 arası program yapıyordum. Gece uyanık kalabilmek için de 16:00-20:00 arası kestiriyordum. Bir Cumartesi uykumun ortasında telefon çaldı. İstasyondan imdat çağrısı. Kar geliyormuş ve 22:00-01:00 arası program yapan arkadaş programa gelemiyormuş, “Sen erken gelir misin?” dediler. Ben 21:00 gibi yola bir çıktım ki şehrin ana caddesinde 60 ila 80 santimetre arasında kar var. İstasyon normal yürüyüşle yarım saat. Ben kara bata çıka yola düştüm. Ara sokaklardan birinin çıkışında bir araç bekliyor, el etti, ben de bindim. “Yolda yarım metreden fazla kar var, bir yere gidemezsin” dedim, “Ben buranın kara yolu şefiyim, az sonra beni almaya gelecekler” dedi. Gerçekten de az sonra kar küreyici geldi ve bize yolu açtı. Türk aklıyla “Ee peki şimdiye kadar yolu neden temizlemediniz?” diye sordum. Bana garip garip baktı ve “Kar yağarken yol mu temizlenir?” dedi. “Meteoroloji karın sabah altıda duracağını söylüyor, biz de o saatte temizlemeye başlayacağız”. Gerçekten de benim programın sonuna doğru kar durdu ve bir saatte tüm yollar temizlenmişti.

Buradan epey ders almak gerekiyor:

  1. Kar yağarken yollar temizlenmez.
  2. Eğer acil bir ihtiyaç varsa kar küreyici acil ihtiyacı olan aracın önüne düşüp ona yolu açar.
  3. Acil araç itfaiye veya ambulanstır.
  4. Geri kalan kişiler kar durana kadar evlerinde oturup araçlarını dışarıya çıkartmazlar.
  5. Devlet kurumları meteorolojiye güvenir ve onların öngörülerine göre planlama yaparlar.
  6. Herkes kurallara uyduğu zaman kar büyük şehirler için bir felaket olmak zorunda değildir.

İstanbul’da bu kadar kar yağdığı zaman durum neden felaket oluyor peki? Bu dersler bağlamında düşünmeye çalışalım:

Öncelikle ben kahin değilim ve basit fiziksel verilere dayanarak 18 Kasım’da bir mesaj yazmışım Twitter’da: “Bu bize felaket kar gelecek demek: The North Pole is an insane 36 degrees warmer than normal as winter descends”. Yani Kuzey Kutbu’na kış gelmesine rağmen sıcaklık normalden 36 derece daha yüksek. Bu 36 derece Fahrenheit olduğu için bizim anladığımıza çevirirsek 18 Kasım’da Kuzey Kutup Bölgesi normalden tam 20 derece daha sıcaktı. Bu sıcaklık bugünlere kadar devam ettiğinden ülkemiz bu kadar soğuk hava gördü ve kar yağışı aldı.

Bu çoğumuza garip gelebilir. Kuzeyde hava daha sıcak ama burası daha soğuk ve bunların tümü de küresel ısınmanın bir sonucu.

Evet, küresel ısınmanın bir sonucu olarak Kuzey Buz Denizi’ndeki buzlar hızla eriyor. Kuzey Kutbu’nda, güneyden farklı olarak bir kara parçası yok. Yani, buzla kaplı olsa da o buzun altında bir kara yok, denizin üzerindeki buz var sadece. Bu buzun ortalama kalınlığı da sadece 3 metre, kolayca eriyebilir. Küresel ısınmadan dolayı bu buz tabakasının alanı gittikçe küçülüyor. Buz eridiğinde altındaki koyu renkli okyanus görünmeye başlıyor. Koyu renk ısıyı daha fazla emdiğinden kar ve buzla kaplı olmasına oranla daha da fazla ısınıyor. Daha da fazla ısınan deniz suyu daha da fazla buzun erimesine neden oluyor ve bir döngü halinde Kutup Bölgesi her sene biraz daha sıcaklaşıyor.

Öte yandan, Kuzey Kutup Bölgesi’nde yüksek basınç vardır. Yani yüzey soğuk olduğu için sıcak hava yükselemez, tam tersine yukarıdaki hava aşağıya doğru çökerek bir yüksek basınç alanı yaratır. Bunun tam tersine Ekvator’da yüzey çok sıcak olduğundan sıcak hava yükselir ve basıncın bu noktada düşük olmasına neden olur. Hava yüksek ve alçak basınç merkezleri etrafında döner. Kuzey Kutbu’ndaki yüksek basınç merkezi etrafında da dönen bir hava akımı vardır. Kuzey Kutbu ne kadar soğuk olursa oradaki basınç da o denli yüksek olur, bundan dolayı da kutup etrafında dönen hava akımı da o denli sıkı ve kuvvetli olur. Ancak kutup ısınacak olursa oradaki yüksek basınç azalır ve kutup etrafında dönen hava akımı da zayıflar. Zayıflayan bu hava akımı (Polar Jet) kutuptaki soğuk havayı yerinde tutmayı başaramaz ve bu soğuk hava bazı bölgelerde güney enlemlere doğru sarkar. Geçtiğimiz senelerde ABD’nin doğu kıyısına doğru sarkan bu soğuk hava önemli kar yağışlarına neden olmuştu.

Kısacası, Kuzey Kutbu ne derece sıcak olursa ülkemizde de kış aylarının soğuk ve kar yağışlı geçme olasılığı o derece artar.

Peki meteoroloji günlerdir “kar geliyor” demesine rağmen neden yeterince ciddiye almadı kişiler?

Öncelikle şunu bilmemiz gerekiyor, hava tahmini son derece zor bir iştir. Bir yanda önemli miktarda temel bilgi, diğer yanda da deneyim gerektirir. Bilgi ve deneyim birlikte bulunmadığı zaman da hatalı tahminler yapılması normaldir. Bu hatalı tahminler çoğu zaman başımıza önemli belalar açmaz ama kar yağışında olduğu gibi bir kez hata yapılacak olursa bu hata, hata yapanın peşini uzun süre bırakmaz. Bu nedenle de böylesi deneyime sıkı sıkıya bağlı alanlarda diğer devlet kuruluşlarında görülen rotasyonun görülmemesi gerekir.

Şimdi kendinizi hava tahmini yapan meteoroloji uzmanının yerine koyun: Yaptığınız hesaplara ve modellere göre hayatı etkileyecek ölçüde kar yağması ihtimali %20. “Hayatı etkileyecek ölçüde kar beklenebilir” duyurusu yapar mıydınız? Bu sorunun cevabı bir önceki tahmininize verilen tepkilerde gizli. En kolay çözüm aslında %20 ihtimal bile olsa “kar bekleniyor” duyurusu yapmaktır. Böylelikle kar yağacak olursa dediğiniz tutmuş olur, yağmayacak olursa da “aman canım zaten bunların dedikleri de tutmuyor” der geçerler. Ama tam tersi olsa ve duyuru yapmasanız ve kar yağsa herkes sizin varlığınızı ve bilginizi sorgulamaya başlar. Bu nedenle de meteoroloji son dönemde uyarı sınırını son derece düşürdü ve kar ihtimali çok az da olsa uyarı yapmaya başladı. Bunun sonucu olarak da Yalancı Çoban Sendromu denen olayla karşılaşmaya başladık. Yani genel anlamda meteorolojinin kar yağışı uyarıları “geçen sefer de yağacak demişlerdi fazla bir şey yağmadı, onun için boş verin siz, biz işimize bakalım” ile karşılanmaya başladı.

Kısaca, bunun çözümü bir yanda eğitim ve deneyimle meteorolojinin tahmin yeteneğini geliştirirken öte yanda hava durumu tahmininin ne kadar zor bir iş olduğunu anlayarak hatalı tahminlerin sonucunda kurumları ve kişileri sorgulamamaktan geçiyor.

Bizim mahallede yolun üzerinde 40 santimetre kar varken yarın çocukların okula gidebileceğine fazla ihtimal vermiyorum. Ama Sayın Vali hala okulların açık olup olmadığına dair bir uyarı yayımlamıyor. Az önce meteorolojiden günün geri kalanında kar yağışının artarak devam edeceğine dair bir uyarı geldi. Eminim bu uyarıyı Sayın Vali bizden çok daha önce edinmiştir. Peki o zaman neden eyleme geçilmiyor? Bunun cevabı sadece biz, sade vatandaşların değil devlet kurumlarının da birbirlerinin verdiği bilgilere fazla güvenememesinde yatıyor. Tüm kurumlarımızı güvenilir yapmak hepimizin bir sorumluluğudur aslında.

Son olarak, bize düşen, böyle durumlarda elimizden geldiğince yerimizden kıpırdamamaktır. Özellikle İstanbul gibi en ufak sorunda kilitlenen bir şehirde yaşıyorsak kar yağdığında mecbur değilsek evden çıkmamakta fayda vardır. Tabii becerebilirsek.

 

Prof. Dr. Levent Kurnaz

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği Araştırma Merkezi Müdürü

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+2Share on LinkedIn3Pin on Pinterest0Email this to someonePrint this page