Gökyüzü mavi siyah: John Berger’den 10 şiir – Özlem Serpen

John Berger, İngiliz yazar, sanat eleştirmeni, ressam. Ve az bilinen bir diğer kimliği ile şair. O da pek çok yazar gibi edebi hayatına şiirle başlayanlardan. Bunu anlamak çok güç değil aslında. Gerek eleştirilerinde gerekse düz yazılarında o şiirsel üslup, kelimelerin biçimi ve ahengi ilk göze çarpan ayrıntılardan.

Ona göre şiir : ” Olayları sözcüklerle anlatmak o sözcüklerin duyulacağı ve anlattıkları olayların yargılanacağı umudunu da birlikte getirir. Tanrı tarafından ya da tarih tarafından yargılanacağı umudunu. Oysa hemen yanı başımızda olan ve bazen yanlışlıkla yalnız bir araç sanılan dil, kendine şiirin seslenmesiyle, inatçı ve gizemli bir biçimde, yargısını verir. Bu yargı herhangi bir ahlak yasasından açıkça farklıdır ama duydukları karşısında bir iyilik ve kötülük arasında önemli bir gösterge olur. Öyle ki şiir yoluyla dilin yalnızca bu ayrımı yapmak ve korumak için yaratıldığını görürüz.  İşte bu yüzden, günümüzde zenginlerin haksız yere elde ettiklerini korumak için yaptıkları korkunç canavarlıklara karşı dünyada  en kesin biçimde karşı duran güç şiirdir. İşte bu yüzden, fırınların saati aynı zamanda şiirin de saatidir. ”

Berger, diğer yazın türlerinde olduğu gibi şiirlerinde de ezilenlerin, yenilenlerin ve mücadele içinde olanların tarafını tutmuş, doğayı, dostluklarını ve aşklarını sözcükleriyle kucaklamıştır.

Gökyüzü mavi siyah;  Pages of the Wound ( Yaranın Sayfaları) adlı kitabındaki bütün şiirleri kapsamakla birlikte, portre çizimlerle Berger’in ressam olan yönünü de vurgulamaktadır.

2 Ocak 2017’de kaybettiğimiz Berger’in kendisini değil kısaca şiirini yazmak istedim. 90 yıllık yaşamının 80 yılını yazmaya ayırmış olan bu dehadan sayfalarca bahsedersek belki gerçekten hak ettiği değeri göstermiş oluruz.

Varlığı kitaplarıyla birlikte sürdürmeye devam edecek yaşamını. Işıklar içinde uyusun..

1. SÖZCÜKLER II

” Ağzımızdaki dil
ilk yaprağıdır omurganın
çevresinde dil ormanları
Dil
bir köstebek gibi
konuşmanın toprağında oyuklar açıyor
Dil
bir kuş gibi
yazılı sözcüğün kavislerinde uçuyor
Dil bağlı ve yapayalnız kendi ağzında”

2. GÖÇMEN SÖZCÜKLER

” Toprağın bir parçasına
anadilimin
bütün şivelerini gömdüm

orada karıncaların topladığı
çam pürleri gibi duruyorlar

bir gün bir başka yolcunun
tökezleyen çığlığı
uyarabilir onları

o zaman sıcak ve rahat
gece boyunca bir ninni gibi
duyacaktır doğruyu”

3. NAPALM
” Anne bırak ağlayayım
ne linotip
ne teleks
ne de kusursuz
demeç bültenleri
kimse suçlu değilmiş gibi
açıklayabilir felaketi
yaranın sayfaları kadar.

Anne bırak konuşayım
onların yıkılmışlığının haritalarını
resmetmeye
ne sıfatlar,
ne de o acılı aileleri
sınıflandırmaya
isimler yeter
acı çekmek fiili kadar.

Anadilim cümleyi
usulca çarpıyor
zindanın duvarına
Anne bırak da yazayım
inleyen o sesleri
yağan ateşler altında.”

4. TARİH

” Ölülerin nabızları
hep aynıdır
ardıçkuşunu gizleyen

sessizlik gibi.

Ölülerin gözleri
avuçlarımıza kazılıdır
ardıçkuşunu gizleyen

bu toprakta yürüyedurdukça biz.”

5. HOWE İÇİN 1909-1985

” Seni bilgisizliğimden
biliyorum
bir de utanarak
içini alıntılarla doldurduğun
bu bilgisizliğin boşluğundan

Seni suskunluğunun
buruk gülümsemesinden
biliyorum
bir de elbisenin yamalı kollarına gizlediğin
o gurur dolu boşluktan

Seni ölümden önceki
o andan biliyorum
bir de sözcüklerin ağıtıyla
Tanrı arasındaki boşluktan

Seni kızından biliyorum
bir de şimdikiyle
o zaman arasındaki
sözcüklerin boşluğundan”

6. UMUTSUZLUĞUN YEDİ YÜZEYİ

” Bir gün daha sağ kalabilmek için
her sabah
gerekli kırıntıları aramak ve bulmak.

Uyandığında  bu yasal sahrada
hak hukuk diye bir şey
olmadığını bilmek.

Geçen yıllar boyunca hiçbir şeyin
iyiye gitmeyip tersine kötüleştiğini
bizzat yaşayarak anlamak.
Nerdeyse hiçbir şeyi değiştirememenin
utancını duymak ve bunun seni
başka bir çıkmaza sürüklemesi.

Seni ve yakınlarını
umursamazca hiçe sayan
binlerce vaadi dinlemek.

Altında kaldıkları toz dumana
boyun eğmeyenlerin örneği.

Öldürülen yakınlarının
üzerine çöken ağırlığı
ve sayıları o kadar çok ki onların
masumiyetin sonsuza kadar yok olması bu yüzden.  ”

7. GÖKYÜZÜ MAVİ SİYAH

” Gökyüzü mavi siyah
sığırcıklar kanatlarını açıyor
mektup yazmak için
tüneklerinden ayrılıp
dönüyorlar.
Batan gün
dişleri altın gibi parlatıyor.
Bir et parçası gibi
yığılmış kalmışım bu şehirde. ”

8. 28 KASIM 1961

” Hiçbir kapı kapanamaz bugün
daha önce kapananlar üstüne.

Bir kız doğurdun bana
Gemiciler denizcilerine
Akşamları bir ev taşırlarsa nasıl.

Bildiğim birinden

iki kişi yarattın sen.

Elini tutuyorum
geceyi doldurmak için.

9. SABAHIN BEŞİ

” Sen benim bilmediklerimi
biliyorsun
ivintileri
düğmeleri
tokatinaları
mercimeği pişirmenin bir usulünü
metallarin nasıl göründüğünü

Ben de senin sırlarını biliyorum
onları dilimin altında saklıyorum
bizi birbirimize bağlayan bilmemek

Kitap kapandığında
sayfalar öğreniyor
ve yastık okuyor
kafamızın içindekileri”

10. EZBERLEMEK 

” Çıplak doğan kalbim
ninnilerle kundaklanmıştı.
Daha sonra tek başına
şiirler giydi üstüne.
Sırtımda gömlek
gibi taşıdım
okuduğum şiirleri.

Böylece yarım yüzyıl yaşadım
sözcüksüz seninle buluşuncaya kadar.

Bu gece öğreniyorum
sandalyenin arkasındaki gömleğimden
kaç yıl
ezberleyerek

seni beklediğimi. ”

Kaynakça : Gökyüzü Mavi Siyah, John Berger, Ayrıntı Yayınları

 

Derleyen: Özlem Geniş Serpen

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Pin on Pinterest0Email this to someonePrint this page