‘Yıldız Savaşları’, iklim hareketine ‘kazanmaya’ dair neler öğretilebilir? – Cam Fenton

Bu yazı 350turkiye.org/ dan alınmıştır

350.org için Türkçe’ye çeviren Balaban Cerit

Şu anda dünyamızda etkisi görülen iki güç var. Bunlardan biri, ekolojik çöküş, yükselen neo-faşist ideolojiler ve ekonomik istikrarsızlıktan oluşan bir karmaşa halinde… Diğeri ise, hayret verici bir şekilde yeni “Yıldız Savaşları” filmlerimizin olması.

Bu güçler pek alakalı gözükmüyor olabilir; ama kendi direniş ruhunun başlarında Asi İttifakı’na karşı bir yakınlık olduğunu gören bir örgütleyici olarak, böylesi bir anda Han, Luke ve Leia’dan öğrenmemiz gereken önemli bir ders olduğunu düşünüyorum: İsyanlar, beklenmedik şekillerde savaştıklarında, muazzam zorluklara rağmen kazanırlar. Bunun tersine, hasımlarının zemininde mücadele ettiklerinde kaybederler.

Cadılar Bayramı için sadece bir değil, iki kez Darth Vader olarak giyinen David Koch. (Twitter/Koch Industries)

Orijinal “Yıldız Savaşları” üçlemesinde en büyük Asi zaferleri, Yavin Savaşı ile Endor Savaşı oldu (bu kurgusal evrenin askeri geçmişine aşina olmayanlar için: İlk Ölüm Yıldızını havaya uçurdukları zaman ile ikinci Ölüm Yıldızını havaya uçurdukları zaman). Diğer taraftan Asilerin en büyük yenilgisi Hoth Savaşı’nda oldu; burada İmparatorluk buz kesmiş bir gezegen üzerinde gizlenmiş Asi üssünü keşfetti ve bir kara saldırısında bunu ortadan kaldırdı.

İlk iki örnekte Asiler akıllıca taktikler kullanarak, İmparatorluğun planlarındaki temel bir zayıflıktan faydalandılar. İlk Ölüm Yıldızı ortadan kaldırılırken Luke Skywalker, uzay büyücüsü güçlerini kullanarak, ‘milyonda bir şans’ gerektiren bir atış yaptı: Anlaşıldığı üzere büyüklüğü bir “womp” sıçanı kadar olan dar bir egzoz deliğinden aşağı bir torpil gönderdi. İkinci Ölüm Yıldızı yok edilirken de Asiler yıldızın kalkanlarını devre dışı bıraktılar ve büyük kötü İmparator’un onlara hazırladığı tuzağın da üstesinden geldiler. Ama bunu başarmadan önce, Endor adındaki ormanlık bir uyduda İmparatorluk işgali altında ezilen ve aşağılanan yerel bir halk olan Ewoklarla ittifak kurdular.

Madalyonun tersinden bakarsak, Hoth Savaşı, filmlerde Asilerin İmparatorluk tarafından ciddi bir hezimete uğratıldığı az sayıdaki durumdan biridir. Ayrıca ekranda Asiler ile İmparatorluğu geleneksel savaş halindeyken gördüğümüz tek yer; üstelik İmparatorluğun önüne gelen her şeyi yıkan gücünün çok hakim olduğu bir savaş meydanında. Hatta genç Skywalker uzay büyücülüğü ile tek başına bir dizi İmparatorluk Walker’ını yok etmeseydi, Hoth Savaşı’nın daha da kötü bitebileceği iddia edilebilir.

Asiler gibi toplumsal hareketler de karşı çıktıkları güçlerden farklıdır. Hasımları ve baskı uygulayanlarının sahip olduğu kaynaklara veya güç imkanlarına asla sahip olmazlar. Bunu dikkate alınca, böylesi bir hasımla geleneksel bir çatışmaya girişmek saçma gözüküyor. Zira, Hoth’daki Asilere çok benzer şekilde, İmparatorluk güçleri bu türden bir savaşta çok daha güçlüler. Yine de çoğu aktivist, farkında olsun ya da olmasın, hasımlarıyla bir kara savaşı yapmaya çok kararlı gözüküyor. Burada ele alınması gereken bir vaka, iklim hareketindeki “blokajcılık” stratejisidir.

Naomi Klein’ın “This Changes Everything” (İşte Bu Her Şeyi Değiştirir) adlı kitabıyla popüler olarak kullanılmaya başlanan blokajcılık, dünyanın dört bir yanında fosil yakıtların çıkarılmasına karşı yerelleşen direnişlere konulan akıllıca bir tanımlayıcıydı. Bu terim orijinal olarak fosil yakıt projelerine karşı yürütülen çok sayıda kampanyayı tarif ediyordu. İster Almanya’da bir kömür madeni,  Kanada’da bir boru hattı veya kuzeybatı ABD’de değişik fosil yakıt ihraç projelerinden biri olsun. Bu kampanyalar esas olarak altyapıya odaklanmış olsa da, projeyi durduracak siyasi veya toplumsal eylemliliği tetikleyecek ahlaki öfkeyi ateşlemek için olay yerinde çatışmaları kullanıyorlardı. Gerçekte projeyi var olmaktan çıkaracak blokajlara kalkışmıyorlardı.

Bu türden eylemler soldaki bazı kişilerce romantik bir şekilde ifade edilse de, bu stratejik açıdan pek başarılı bir fikir değil. Fosil yakıt endüstrisinin çoğu insanın -ki buna ben de dahilim- hayal edebileceğinden daha fazla parası var.  Benim hayal gücüm ise beni “Yıldız Savaşları” hayranlarına özel kurgular yazmaya itti. Fosil yakıt endüstrisi neredeyse her seviyede karar vericilere doğrudan erişebiliyor; kolluk kuvvetleri ve devlet gücünün diğer dışavurumları üzerinde genellikle doğrudan etkiye sahip. Mahkeme emirlerinin yerine getirilmesini sağlamak veya çalışmalarını durdurmaya yönelik çabaları engellemek için polis gücü veya ordu çağırılmasını sağlayamadıkları bazı nadir durumlarda ise, özel güvenlik ve istihbarat alanında yükleniciler kiralama imkanlarına sahipler. Özetle, bir tür İmparatorluklar. Aslında David Koch’un Cadılar Bayramı için Darth Vader olarak giyindiği zamanı hatırlıyor musunuz? Bir değil, peşpeşe iki yıl yapmıştı.

Bu gerçeklik karşısında, küçük bir grup kararlı asinin fosil yakıt endüstrisiyle cepheden çatışabileceği ve bu sektörün milyarlarca dolarlık kasalarından; binlerce, hatta milyonlarca dolar eksilterek petrol krallarını kovabileceği düşüncesi pek olası görünmüyor. Hatta bu yaklaşım, hareketlerimizi, asilerin kazandığı bir senaryoya değil, Hoth Savaşı tarzı bir duruma daha çok yaklaştırıyor.

Yeni fosil yakıt projeleri inşa etmeye yönelik planlardaki “egzoz deliklerini” bulmalıyız. Bir projenin toplumsal ehliyeti veya yerel topluluk içerisindeki itibarı gibi zayıflıkları saptamalıyız; bu şekilde Kanada’daki katran kumu boru hatları yıllarca geciktirildi. Yerel izinler gibi daha kısıtlayıcı önlemlere ihtiyacımız var. Bunlar sayesinde Kaliforniya’da petrol treni projeleri engellendi ve Maine, Portland’da bir boru hattı bloke edilebildi.. Alberta’da bir boru hattı şirketini durdurmak için arazisinin üstteki altı inçini bir sanat eseri olarak tescilleyen sanatçı gibi ilham alabileceğimiz yaratıcı örnekler de var..

Keystone XL kampanyası bile – Trump’un bu zaferi iptal etme planlarını bir kenara koyarsak – bir tür egzoz deliği stratejisi idi. Sadece projeyi fiziksel olarak durdurmaya odaklanmaktansa, iklim konusunda hassas olan bir başkanın vereceği tekil bir karara odaklanıldı. Organizatörler projenin zengin savunucularını mali bir mücadelede yenmeye çalışmaktansa Nebraska’da benzeri olmayan bir ittifak ördüler; projenin tekrar hortlatılması durumunda bu ittifak, petrol boru hattı şirketinin başına bela olmaya devam edecek.

Tüm bunların üzerine, Standing Rock direnişi veya bu yılın önceki aylarında Kanada’da yerlilerin başını çektiği ve  Kuzey Kapısı boru hattına verilen onayı iptal ettiren hukuki mücadele gibi projeleri durdurmaya ve geciktirmeye devam eden, yerli halkların hakları için verdiği mücadelenin giderek artan gücü de var. Hatta ABD merkezli 52 şirket tarafından işletilen petrol, doğalgaz ve madencilik sahalarını inceleyen bir rapor, bu operasyonların %92’si gibi muazzam bir kısmının, yerli halkların verdiği haklar mücadelesi nedeniyle “[hissedarlar için] orta ila yüksek” risk taşıdığını saptadı.

Fosil yakıt imparatorluğu bu cephelerde nasıl savaşacağını bilmiyor. Davalarına giderek daha fazla yıldız sistemi katmalarını sağlayan Asi zaferleri gibi; iptal edilen her izin, sektörün kendi yaşam alanlarında olmasını reddeden her topluluk ve her küçük kazanım, başkalarına ilham verecektir.

Ama burada işin anahtarı, fosil yakıt imparatorluğu ile kendi zemininde mücadele etmekten kaçınmamız. Zayıf noktalarını bulmalıyız, stratejiler geliştirmeliyiz ve hedefi vurabileceğimiz o anları iyi kullanmalıyız. Önümüzü her zaman açıkça göremeyebiliriz; bazen de hedefi vuramayabiliriz; ama “Rogue One” filminin fragmanında Jynn Erso’nun dediği gibi, “İsyanlar umut üzerine kurulur”.

Bu yazı 350turkiye.org/ dan alınmıştır

Yazının İngilizce orjinali

Cam Fenton

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Pin on Pinterest0Email this to someonePrint this page