Organik Tarım Temel Eğitimi’nden Kayseri notları – Serdar İskit

Kayseri’de birileri varmış, çiftçiler ve okul çocukları için solucan eğitimi düzenliyorlarmış. İlk kez Huriye (Kara) Ana’dan böyle duydumdu kahramanlarımızı. Huriye Ana ile ne zaman sohbet etsek konu döner dolaşır “esencanlara” (solucanlara) oradan da hooop Kayseri ve oradaki cevval ekibe gelirdi illa ki.

Öyle anlatıyordu ki masal kahramanlarına dönüşüverdiler zihnimde. Merak ederdim kimdi bu güzellikleri iş edinenler? İki yıl önce IFOAM’a gideceğimizi duyunca deyiverdiydi Huriye Ana “Kayseri’den Yeşim de oralarda olur, bul tanış mutlaka” diye. İlk orada tanıştım Yeşim Bekyürek ile. Çatının altında konuşulan, hal edilen konular toprak, insan, küçük çiftçi, onarıcı tarım gibi sıcacık konular da olsa, mekan büyük, insan çok tanışmışlık az. Eee böyle bir ortamda bizimki de sıradan bir merhabayla, nasılsınızla, haayla, hııyla cismen bir tanışma oluvermişti, kısacık…

Oya Ayman

O kocaman ortamda insan karşıdakini tanıyamıyor ki hakkını versin, kim olduğunu idrak etsin. O tanışmışlıktan anladığım doktoralı çalışkan bir ziraat mühendisi olduğu idi. Aradan bir yıl geçti geçmedi Oya (Ayman) aradı Kayseri’den bir destek çağrısı var ne dersin diye. Konu ekolojiye giriş olunca gayri ihtiyari sordum “arayan Yeşim hanım mı?”. Nerden bildin deyince ben de Kayseri ve Ekoloji deyince bildiğim tek bir isim var onu söyledim dedim, gülüştük. Yeşim Bekyürek ile asıl tanışmamız işte bu Kayseri eğitimi ile oldu. O güne kadar duyduğum bölük pörçük parçalar o zaman yerine oturduy ve Huriye Ana’nın teveccühüne neden bu kadar mazhar olduğunu anladım kahramanlarımızın. İki örgütçü kadın, küçük üretici için yıllardır birlikte dayanışarak projeler geliştirmişlerdi. İkinci kahramanımız da işte bu noktada belirivermişti, Oluş Molu. Kayseri’de bu hikayenin kahramanı çok olsa da, ben ikisini tanıyınca benim kahramanlarım onlar oluverdi, diğerlerine de selam olsun, hakları ve gönülleri kalmasın.

Kapadokya Organik Tarım Üreticileri Birliği Derneği (KAPTAR)

Çok değil bundan 7 yıl önce kurmuşlardı Kapadokya Organik Tarım Üreticileri Birliği Derneği (KAPTAR)’ni. Onların hayalleri ve bu hayalin peşine takılan küçük çiftçiler Talas ve Kocasinan Ekolojik Pazarlarını gerçek kılmışlardı. Hayaller sürsün diyeydi bu eğitim de. Herkes neye hizmet ettiğini bilsin ki niyet sağlam olsun diye.

Mercan Yurdakuler Uluengin

Geçen yıl ekipte Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin en bi gediklilerinden ve yeni çiftçilerimizden Oya, Zehirsiz Ev’in hanımı ve dahi yazar-çevirmen Mercan (Yurdakuler Uluengin) ve bendeniz vardık. Ekolojik Pazar’ın üreticilerinden yirmisi ile buluşmuş ve hayret, hayranlık, sevgi ve minnet dolu karşılıklı alışverişle geçirmiştik iki koca günü. Hayret iki taraflıydı; onlar bizim anlattıklarımıza, biz de onların Allah vergisi sahip olduklarına.

“Nedir gerçek gıda?” dememle avcumda bir torba bulmam bir oldu

Hayranlık dedim ya! Bakın şöyle oldu mesela; konu gerçek gıda, hasbelkader ben anlatıyorum. Girizgah olsun diye iki elimi yana açarak “Nedir gerçek gıda?” dememle avcumda bir torba bulmam bir oldu. Hep bahsedilir hazır cevaplık, kıvrak zeka falan diye, bu kadarı az bulunur doğrusu. Soruyu laf olsun diye sormuşum, konuya devam edeceğim, beklemek falan gibi bir niyetim yok aklımca. O arada Menekşe Hanım bir lahzada bize armağan olsun diye getirdiği tarhanasından benim payıma düşeni avcuma koyuverivermişti. Tam anlamıyla “Hakkımı avcuma verdi” yani! Tarhananın içerisindekilerin tamamının atasından kalanla yetiştirildiğine mi, kendi ellerince yetiştirildiğine mi, hangi birine hayret edecek, hayranlık duyacaksın ki? Bilemedik… Oya da bir lahzada olup biteni resmedivermişti sağolsun. Böylesi ortamlar niyet tazelemek ve güçlenmek için çok iyi geliyor doğrusu. Üçümüz de şükran, minnet ve sevgi hisleri ile ayrıldık Kayseri’den. Ayrılırken de bir çoğu “sizi burada daha çook göreceğiz, özletmeyeceğiz merak etmeyin” demişlerdi de anlamamışız o zaman.

Bu yılın başında bir topluluk destekli tarım projesi için aradığında sohbet ettik Yeşim hanımla kulak üstü telefonda. Birkaç ay sonra proje ne oldu diye merak edip ben aradım bu kez, çok sevindi. Meğer o da beni arayacakmış yeni bir projenin eğitim hazırlığı için. Konu bu kez Kent Bostanı. İçimden “ya hiç mi bitmez enerjiniz, zaten iki ekolojik pazarı yürütmek başlı başına iş, bir de kent bostanı…” diye geçti ama çaktırmadım doğal olarak. Biz de o sıralar bir kent bostanı çalışmasına başlıyoruz, kurgular temelde çok yakın, haydi bakalım tekrar bir hayret, hayranlık duyguları falan. Konuşmanın hulasası; Kayseri Belediyesi ile anlaşmışlar ve bir protokol yaparak ekolojik tarım yapmak konusunda istekli ve azimli üreticilere kent içerisinde bir arazide KAPTAR’ın gözetim ve desteği ile üretim olanağı sunmak üzere bir proje hazırlamışlar.

Eee çıkacak ürünler ne olacak diye soramıyorsun ki, o da düşünülmüş; onlar da bu alanın içerisinde hazırlanan dükkan ve tezgahlarda halka sunulacakmış. Ancaak, buna niyetli olan çiftçinin azmini göstermesi lazımmış. Yedi başlı müfredatı hatmedip organik tarım, ekolojik yaşam, toprak, arazide beklenmedik misafirlere ev sahipliği falan hepsini yalayıp yutmak lazımmış. Arazi yedi başlı müfredatın ağzındaymış yani! Buğday’dan beklentileri de belirlenen müfredata katkı sunması olunca Gizem (Altın Nance)’den alıp icazeti keyifle düştük Kayseri’nin karlı yollarına, bu kez Oya, Sema (İskit) ve ben.

Sema İskit

Daha yollara düşmeden başladı nezaket, itina. KAPTAR’ın bu konudaki becerilerine alışkındık zaten, buna bir de Kayseri Belediyesi eklenince şımarmanın sınırına erdik nerdeyse. Projenin Belediye’deki mimarlarından Neslihan (Balaban) hanım’ın özeni, bize rehberlik eden İbrahim’in kibarlığı ile yine başladık hayret ve hayranlık fasıllarına. Belediyenin kahramanları bundan ibaret değil tabi, adını anamadıklarıma selam olsun. Bu kez işimiz zordu bize sorarsanız. Kolay değildi, katılımcı sayısı 50’nin üzerinde dedilerdi de aklımız çıkmıştı, nasıl konuşur anlaşırız onca kişi ile diye. Salona girdik gözümüze uçsuz bucaksız gözüktü, daha da büyüdü içimizdeki his. Sonra… Sonra, onlar geldiler; sıcacık gülümsemeleri, kiminde çekingen kiminde sarıp sarmalayan bakışları ile, yeni kahramanlarımız.

Aralarında geçen yılın kahramanlarından Şükran, Neziha hanımlar, Bekir bey de var. Biz çift dikiş isteriz deyip gelmişler eğitime tekrar, sağ olsunlar. Kayseri’de ne çok kahraman tanıdık, iki kerede yüzü aşkın. Kahramanı bol bir memleket olsa gerek burası dedim içimden. Düşünsenize yedi başlı müfredat ile dövüşmekten, bir salona tıkılıp saatlerce bombardımana tutulmaktan erinmeyen, kiminin eli topraktan çıkmayan kimi bundan böyle çıkmasın isteyen elli kişiyi geçgin can. Eeee, ne dert kaldı ne de tasa tabi. Saatler saatleri, cevaplar soruları kovaladı, bir de ne görelim! Gelmişiz ilk günün sonuna.

Geçen yıl eğitimde tanışıp sonrasında da irtibatı, muhabbeti sürdürdüğümüz Neziha ve Bekir Polat çifti akşam yemeğine bırakmayız deyince, memnuniyetle düştük İncesu yollarına. Arıcılık yapıyor Polat ailesi ve bu yıl Erciyes eteklerinde sebze üretimini de kafalarına koymuşlar. Ekolojik Pazarın müdavimlerinden ikisi de ve bu yolda kızları Figen de yoldaşları olmuş. Mükellef bir Kayseri sofrası ile karnımızı, tatlı sohbetleri ile de gönlümüzü doyurdular sağolsunlar.

Ertesi gün kahramanlarımız daha da ısınmış geldiler. Herkes olanı biteni paylaşmış, ekmeği evde yapma, bundan böyle üstte başta ne varsa onla idare, gönüllü sadelik falan gırla gitmiş akşam evlerde. Kimi ekmeğin evde yapımına, diğeri kül suyu ile temizliğe razı olmuş. Başlangıç için değişim dönüşüm müjdeleri hiç fena değildi doğrusu. İkinci gün de su misali…

Günün sonunda bir de sınav var ama biz kahramanlardan daha heyecanlıyız nedense. Güle oynaya yaptık sınavı da, dedim ya hayretin hayranlığın sonu gelmedi şu Kayseri’de. Fotosuz olmaz tabi, salonda, sahnede, otururken, ayakta, dışarıda, merdivenlerde anları durdurup durdurup sabitledik hafıza kartlarına. Sıra helalleşmeye geldi, tek tek uğurladık kahramanlarımızı Yeşim hanımla birlikte. Sami bey ailesinin öteden beri ekegeldiği Kayseri lahanasını, Galip bey de turşusunu  getirmişler. Bu lezzet bizim açımızdan sürdürülebilir olsun diye tohumlarını da veriverdi Sami bey lahananın. Tohum aileden, ilk ekildiği zamanı bilen yok! Bildiğin servet yani. İşte böyle…

Yolcu ederlerken deyiverdiler “Bitti sanmayın, daha devam edecek hikaye…”. Bize de öyle geliyor, Kayseri’de bu kahramanlar oldukça çok gelip gideni olacak daha. Siz de gökten düşen elmalardan birine talipseniz kaçırmayın derim fırsatı.

 

 

Serdar İskit

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Pin on Pinterest0Email this to someonePrint this page