Onat Kutlar, ‘Yarın her zaman güzeldir’ – Ercüment Gürçay

Onat Kutlar bir yazısında “…Hiçbir kutsal amaç, hiçbir ideoloji, hiçbir hak, hiçbir öfke, hiçbir yetki doğrulamaz öldürmeyi…” diyordu. Ölüm, Onat Kutlar’ ı 1994 yılının 30 Aralık günü The Marmara Oteli’ nin lobisinde patlayan bir bomba ile buldu. Aynı yerde o gün 37. yaş gününü kutlayan, yüreği barış için çarpan bir başka aydın, arkeolog ve rehber Yasemin Cebenoyan hayata veda etmiş; Onat Kutlar bir süre daha yaşama tutunmaya çalışmıştı.

Ara Güler’ in objektifinden Onat Kutlar

O günlerde radikal İslamcı örgüt İBDA-C yılbaşı yaklaşırken, Noel kutlamalarına karşı Beyoğlu’nda eylem yapacağını duyurmuştu, ama polis o gün güvenlik önlemi almak yerine, broşür dağıtmakla meşguldü. The Marmara Oteli’ne patlamadan hemen önce gelmişler ve masalara ‘polise güvenin’ yazılı broşürler bırakmışlardı. Bombacı otelin güvenliğinden rahatça geçmiş ve paltosunun cebinde taşıdığı bombayı Opera Pastanesi’ nin port mantosuna bırakabilmişti.

Cumhuriyet, 31Aralık1994

Olayın faili kısa bir süre sonra yakalanmış ve suçunu itiraf etmişti. Eylemi PKK adına yapmıştı.  Pişmanlık yasasından yararlanan fail cezasının tümünü çekmeden 9 yıl sonra serbest bırakılmıştı. Dava 2007’ de bitip de fail 11 yıl cezaya mahkûm edildiğinde çoktan salıverilmişti zaten. Sonrasında ne oldu? Yakalanıp geri kalan süreyi yattı mı acaba? PKK, Onat Kutlar gibi Kürt sorununa duyarlı birini öldürmüş olmaktan gurur duyacak değildi ve eylemi savunmamıştı da, ama eylemin sorumluluğunu da reddetmemişti. Yasemin Cebenoyan’ ın kardeşi Cüneyt Cebenoyan’ ın özür dilenmesi veya sorumluluğun reddedilmesi yönündeki çağrısı da bir sonuç vermemişti.

Semih Poroy’ un çizgileriyle Onat Kutlar Piyer Loti’ de/ 1994

Onat Kutlar, her yeni yılın ilk sabahında arkadaşlarını toplayıp Eyüp’teki Piyerloti Kahvesi’ ne gider ve yeni yıla hep birlikte kahve içerek ‘hoş bulduk’ derlermiş. Olayın yaşandığı yılbaşı öncesinde de gazetedeki köşesinden okurlarını Eyüp’ e, Piyer Loti’ ye çay içmeye davet ettiği son yazısı, ölümle yaşam arasında savaş verirken, 1 Ocak 1995’ de yayımlanır. O son yazısında sanki bugünü anlatmış Kutlar: “…Gökyüzü de, Haliç de, kent de daha kirli. 1995, bir bahar aydınlığı ile başlamıyor. Yaşadığımız kent, ülke ve yeryüzü ölümler, kıyımlar, savaşlar, haksızlıklar, ilkellikler, aldatmalar, kirlilikler, çirkinlikler içinde…”

Onat Kutlar da bombadan on gün sonra 11 Ocak 1995’ te hayata veda etmişti.

Cumhuriyet, 15 Ocak 1995

Onat Kutlar 15 Ocak’ ta binlerce insanın katılımıyla ve alkışlarla son yolculuğuna uğurlandı. Hatırlıyorum, Aşiyan Mezarlığı’ nda kasvetli, ölümlerle daha da kirlenmiş- kurşuni bir gökyüzü ve yağmur vardı.

Cumhuriyet/ 15 Ocak 1995

Ne yazık ki bugün de yaşamdan çok ölümün kokusu dolaşıyor kentin üzerinde. İstanbul bugün daha da kirli. Sokaklar erken boşalıyor, hemen kendi kuytularına çekiliyor insanlar.   Bugün de terör, çağdaş (!) dünyanın en büyük belası. Sessizce, hiç önemsenmeden öylece ölüp giden ya da öldüren insanlar bugün de varlar. Ve bugünden geriye doğru dönüp baktığımızda artık çok iyi biliyoruz ki hiçbir zaman, hiçbir şiddetin kazananı olmuyor!

***

Onat Kutlar 25 Ocak 1936’da doğmuş, ilk ve orta öğrenimini memleketi Gaziantep’te tamamlamıştı. İstanbul Hukuk Fakültesi’ndeki öğrenimini de son sınıfta yarıda bırakmıştı.

Vezneciler- Site Öğrenci Yurdu

Sonra felsefe öğrenimi için Paris’e gitmişti.

Demir Özlü ve bir yabancı arkadaşı ile Paris’ te/1961

Türkiye’ye döndükten sonra bir süre Doğan Kardeş dergisinde sekreterlik yapmış; 1956 yılında, “a Dergisi “nin kurucuları arasında yer almıştı.

Aydınlar Dilekçesi Davası/ 1984

1960’ lı yıllardan itibaren Türkiye İşçi Partisi gibi ilerici hareketleri destekleyen Kutlar Şili ile Dayanışma Gecesi ve benzeri etkinliklerde konuşmacı olarak da yer almış; Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamına karşı arkadaşlarıyla birlikte bir kampanya örgütlemiş; 12 Eylül’ den sonra kaleme alınan Aydınlar Dilekçesi’ nin de örgütleyicilerinden olmuş ve 1984’ te bu davadan yargılanmıştı.

12 Eylül’ e karşı duruşun naif bir anlatımı olan Yeter ki Kararmasın kitabını da 1985’ de yayımlanmıştı.

Yeter ki Karamasın- 1985

1968 olaylarının Türkiye’ye yansımasıyla başlayan dönemin; aşk, ateş ve anarşi günlerinin altın çıkaran insanlarındandı Onat Kutlar. Ferit Edgü’ nün deyimiyle O ‘yazın dünyamızın dekatloncusu’ ydu. Öykü, şiir, deneme, senaryo…edebiyatın hemen her alanında eşsiz yapıtlar yarattı.

Onat Kutlar’ ın edebiyat yolculuğu “…Antep’ in fıstık ağaçlarının gölgesinde, portakal bahçelerinde…” yazdığı şiirlerle başlamıştı. 1952’de çeşitli dergilerde çıkan şiir ve hikâyeleriyle tanınmaya başlayan Onat Kutlar, edebiyattaki özgün yerini 1959’ da henüz 23 yaşındayken yazdığı İshak adlı öykü kitabıyla almıştı. 1960 yılı Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü de İshak’ a verilmişti.

İshak/ 1959

Fethi Naci, İshak’ ı dünya edebiyatında (Latin Amerika edebiyatçılarından çok daha önce) büyülü gerçekçilik akımının ilk örneklerinden birisi olarak tanımlıyordu. Duru ve yalın bir anlatıma karşın imgelerin sağladığı şiirsellikle derinlik kazanan İshak, kaleme alınışının 50.yılında YKY’ nın Elli Kuşağının İlk Kitapları Serisi nde yayımlandı ve hepsi numaralı sadece 3000 adet basıldı.  Türk edebiyatının en önemli kitaplarından İshak bugün 58 yaşında. Hala genç ve hepimize söyleyeceği şeyler hala var.  Peki, kimdi bu İshak?  “…Tuhaf bir yaratık. Yıllardır mehtaplı gecelerde bir ağaca tüneyip yeryüzünü gözetler İshak. Tahtakuruları gibi alışkanlıklarının alçak duvarları arasında yaşamayı seven bir yığın insanın çekip iyimser bir çamura batırdığı teraziyi, dengede tutmaya çabalayan biri” Her birimizin hayatına bir dönem bir biçimde dâhil olmuş İshaklardan bir tanesiydi yani.

Onat Kutlar 1965’te Türk Sinematek Derneği‘ni kurmuş, 1976’ ya kadar Türkiye’ye dünya sinemasının kapılarını açan Türk Sinematek Derneği’ni yönetmişti. Arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’ u tıpkı Paris gibi sinemalı- şenlikli bir kente çevirmişlerdi. Bu deneyim bugün de birçok genç sinemacıya ilham vermeye devam ediyor.

Sinematek salonunda

Sinematek 12 Eylül darbesi günlerinde kapatılmıştı.

Onat Kutlar film bobinleriyle

Arkadaşlarıyla birlikte Yeni Sinema dergisini çıkaran Kutlar 1985’te Berlin Film Festivali‘nde jüri üyeliği yapmıştı.

Berlin Film Şenliği/ 1985

1994 Fransa’dan “L’Ordre des Arts et des Lettres” nişanı Türk Sinematek’ indeki çalışmaları nedeniyle Onat Kutlar’ a verilmişti.

Sinema Bir Şenliktir/ 1984

Sinemaya dair yazılarını Sinema Bir Şenliktir kitabında toplayan Kutlar kitabın bir yerinde rastlantılara dair “…Rastlantılar yaşamın gümüş anahtarlarıdır. Kimi zaman insana cennetin kapılarını bile açar. Derin sularda yaşayan bu gümüş balıkları, duyarlı bir göz, açılmaktan korkmayan bir yürek ve “bilinmeyene” olta savuracak bilek ister” der. Onu sevenler iyi ki rastlamışız Onat Kutlar’ a.

Kuruluşundan başlayarak İstanbul Film Festivali Düzenleme Kurulu, 1981 yılından ölümüne kadar da İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı İcra Kurulu üyesi olan Kutlar, 1978’de, Kültür Bakanlığı Sinema Yapım ve Gösterim Merkezi’ nin kuruluş çalışmaları içinde yer almıştı.

Cumhuriyet Gazetesi’ nde çıkan yazıları Gündemdeki Sanatçı ve Gündemdeki Konu kitaplarında toplanmıştı.

Uzun süren sinema macerasından sonra, 1980’ li yıllarda edebiyata dönmek isteyen Onat Kutlar öykülerini yazarken izlediği yöntemi “Ben bu öykülerde, yazının bana verdiği olanaklarla, bu garip kuşun uçuşunu, onu durdurmadan, anlatmaya çalışıyorum” diye tanımlıyordu.

İshak kitabına girmeyen Volan Kayışı ve İntihar, 1980’ den sonra yazdığı Karameke, Sığla Ağacı, Mühür ün yanı sıra dosyalarda kalmış öbür adsız anlatıları Ferit Edgü tarafından yayına hazırlanmış ve YKY’ de yayınlanmıştı.

1989’da İranlı şair Füruğ Ferruhzad ’ın şiirlerinden bir seçmeyi yakın dostu Celal Hosrovşahi ile birlikte çevirerek Sonsuz Günbatımı adıyla yayımlamıştı.

Unutulmuş Kent adlı şiir kitabı da ölümünden sonra 1996’da Fransa’da Rauyamont Vakfı tarafından yayınlanmıştı.

Onat Kutlar, Yusuf ile Kenan (1979), Hazal (1979) ve Hakkâri’de Bir Mevsim (1982) gibi yurtdışı ve yurtiçi festivallerde çok ödüllü filmlerin senaryolarına da imzasını atmıştı.

Ferit Edgü’ nün fantastik romanı “O” dan yola çıkarak Onat Kutlar’ ın Ferit Edgü ile birlikte yazdığı senaryoyu Erden Kral filme çekmişti. Filmin çekileceği mekânı bulmak için önce hep birlikte doğuya, Hakkâri’ ye gitmişler; zorlu bir yolculuktan sonra Hakkâri’ nin Oramar bölgesine, Pirkanis köyüne ulaşmışlardı. İstanbul’ da senaryonun yazılmasını takiben çekim bu köyde gerçekleşmişti. Filmde kentli öğretmeni Genco Erkal oynamış; filmin müziklerini Timur Selçuk yapmıştı. Kutlar’ a göre bu film ne bir belgeseldir, ne bir destan, ne avant-garde bir yapıt, ne de toplumsal içerikli bir köy filmi. Ama aynı zamanda hepsinden bir şeyleri de içerisinde barındıran bir filmdir. Sinema dünyasında hak ettiği ilgiyi gören film 1983’ de CICAE, Fibreski, İnterfilm Otto Dibelius ve Berlin Film Festivali Gümüş Ayı ödüllerini almıştı.

Feyzullah Çınar ve Sinematek’ ten fotoğrafçı ve sinemacı Ömer Pekmez ile

Bir yazarın “…unutma ülkesinden bir adam…” diye tanımladığı Onat Kutlar geride Türkiye edebiyatının en seçkin örnekleri olan şiirlerinin yer aldığı Peralı Bir Aşk İçin Divan (1981) ve Unutulmuş Kent (1986) kitapları ile; düz yazıyı şiirin sınırında gezdiren öykü kitapları İshak (1959) ve Karameke ile denemelerini topladığı Bahar İsyancıdır (1986) ile; sinema yazılarının yer aldığı Sinema Bir Şenliktir (1984) kitabıyla, senaryolarını yazdığı filmlerle bugün de yaşıyor, unutulmadı.

Hakkında yazılan yazılardan oluşan Onat Kutlar Kitabı 2006’ da Turgut Çeviker tarafından yayına hazırlanmıştı.

2016’ da İstanbul’ da Onat Kutlar’ ın anısına “Sinematek yaşıyor: Onat Kutlar anısına 50. yılda 50 film ve 50 sunum” başlıklı bir dizi etkinlik gerçekleştirilmişti. Yeşil Gazete’ ye haberini yapmıştık.

Onat Kutlar’ a Mektup Var, YKY, 2016

Onat Kutlar’ ın dostları 2016’ da da ona mektuplarıyla seslendiler. Sinematek yıllarından başlayıp ölümüne kadar usta-çırak ilişkisiyle harmanlanan dostluğunu bugün de yüreğinde duyumsayan Hülya Uçansu’ nun yayına hazırladığı ve YKY’ de yayımlanan “Onat Kutlar’ a Mektup Var” kitabında Ülkü Tamer, Ömer Pekmez, Vecdi Sayar, Adnan Özyalçıner, Arif Keskiner, Aydın Engin, Oya Bayar, Demir Özlü, Ferit Edgü, Doğan Hızlan, Jak Şalom, Cevat Çapan, Erden Kıral, Atilla Dorsay, Ersin Salman, Murat Belge, Celal Hosrovşahi, Ara Güler, Gencay Gürsoy ve daha birçok arkadaşının mektupları yer alıyor. 1950’ den yakın zamana kadar Türkiye’ nin siyasi ve kültürel yaşamına dair bir tür “sözlü tarih” kitabı tadında okunan bu kitabı da diğer kitaplarını önerdiğim gibi herkese öneriyorum.

Bir senaryo için doğu gezisinde

Onat Kutlar reklam ajanslarında da çalışmıştı. 1980’ li yıllarda abim Bülent ile aynı reklam ajansında, Repro’ da çalıştıkları sırada tanıştığım Onat Kutlar’ ı, bugün, bir elinde sigarası, diğerinde kahve fincanı; gizemli- bilge yüzü, insanın içine işleyen bozkır gülümsemesi ve türkülü- babacan ‘merhaba’ sıyla hatırlıyorum.

Eşi Filiz Kutlar’ ın objektifinden Onat Kutlar

“Biz ölümlü insanlarız. Yaşamayı ve baharı bu yüzden severiz. Doğan her şeye inanırız. Çocuklara, güneşe, bize düşler sunan ay ışığına. Sevdiğimiz kadınların boynunu okşamak isteriz ve çocuklarımızın. Günü kızarmış bir ekmek gibi tazeyken bölüşürüz ve akşamın kızıl tüyleriyle gelip sabahın yumurtaları üstüne oturmasını severiz. Karız şarabı acılarla da mayalanmış olsa, sarhoş eder bizi. Ve çocuklarımıza ekilmiş toprak kadar gerçek bir gelecek bırakmak isteriz. O sonsuz düşü… “ diyen ve doğu-batı ikilemini imbikten süzülen bir tat olarak önümüze koyan, yaşamın her alanına katılan, merakları, keşfetmeyi, öğrenmeyi kışkırtan, birikimlerden damıttıklarını hepimizle paylaşan, tepkisini ortaya koyan, yorumlarıyla, eleştirileriyle, önerileriyle yarını hazırlayan,  aydın sorumluluğunun bilincinde uyaran; Türk edebiyatında okuduğum en güzel öykülerin yazarı; akılla duyarlılığı, bilgiyle birikimi dizelerde buluşturan şair; denemeleriyle önümüzde ufuklar açan; yaşamımıza görüntünün bitmez tükenmez şeridini sokan, evrensel sinema kültürümü borçlu olduğum insanı, Zeynep Oral’ ın tanımıyla “yeni zamanların dervişi” Onat Kutlar’ ı çok sevdiğim bir şiiriyle anmak istiyorum: Ne kalacak bizden geriye: Akşamüstü oturdum yol kıyısına. / Düşündüm./ Ne kalacak bizden geriye?/ Balkan yaylasından ve/ Bozkırlardan/ Kafdağlarına giden şu bulut./ Sonsuz mevsimlerle esmerleşen/ Şu toprak ve derin çınar ağacı/ Biz yokken de vardı./// Çocukların şu gülen sarı feneri/ Ayışığı./ Ve ıssız balkonlarda/ Kırmızıbiberlerle üzgün yaşlıları/ Aynı mandalda kurutan güneş/ Çayırda gölgeler bırakacak/ Dalgın yeryüzünden çekilirken.///Kalabalık çarşılara tortusu çökecek/ Tüccarın kan pazarından/ Mezarlığa taşıdığı paranın./ Değirmeni döndüren ter ırmağı/ Kuruyunca ardında tuz kalacak/ Ve bir anı öfkeli işçilerden./// Sinirli kediler bir tekir şerit olacak./ Ve bir çöl esintisi/ Dörtnala kaybolan Arap atları./ Bir çavdar haritası çizecek/ Bozkırı terk eden tarla faresi./// Kuş tüyleri gökyüzünün camını/ Buzlu yazılarla donatacak./// Her şey değişiyor ama ne yapsak./ Duracak/ Tarihin uzun duvarı/ Taşlara kırmızı izler bırakan./ Ve aynı kıyıdan yürüyen köle/ Silecek kralların adını./ Gene de karanlık dağ/ Başlarında/ Yarın bir kin gibi hatırlanacak/ Kanlı soy ağacının dalları./ Kiraz ve kamıştan kavalımızın sesleri/ Dağılıyor havada/ Bir kuyu ağzından geçiyor gibi/  Rüzgârı mor fistanlı zamanın./  Bu güzel şarkı da unutulacak/ Kıyımlar acılar kanlar içinde./  Savrulurken yaşadığımız günler/ Bu soruyu mutlaka soracaksın./ Ne kaldı/ Ne kaldı bizden geriye?”

Bahar İsyancıdır/ 1986

Bahar İsyancıdır kitabının bir yerinde “…Yaşadığımız şu karabasan bir gerçeğin yansımasından başka bir şey değilse, ölümsüz gençlik ve bahar düşlerimiz nedir? Gerçek değil mi onlar? “diye soruyor ve “İstersen şimdi yalnız bunu düşünerek bekleyelim yarını. Yarın her zaman güzeldirdiyordu.

Bugün yeni bir yılın eşiğindeyiz ve Onat Kutlar’ ın Cumhuriyet’ te yayımlanan son yazısında “…Gökyüzü de, Haliç de, kent de daha kirli. 1995, bir bahar aydınlığı ile başlamıyor. Yaşadığımız kent, ülke ve yeryüzü ölümler, kıyımlar, savaşlar, haksızlıklar, ilkellikler, aldatmalar, kirlilikler, çirkinlikler içinde…” kelimeleriyle tanımladığı o kasvetli havayı ne yazık ki bugün de soluyoruz. “…2017 bir bahar aydınlığıyla başlamıyor” ne yazık ki. Mutsuz günlerin eksilmediği, aksine çoğaldığı günlerde yaşıyoruz. Ama her şeye ve her şeye rağmen bizler biliyoruz ki yarın her zaman güzeldir. Bu ülkede çekilen en güzel filmin adı bugün de hala Umut’ tur ve “…bizler henüz güzel günler, güneşli günler göreceğimize dair inancımızı yitirmedik, yitirmeye de niyetimiz yok.”

Yakında YKY, Onat Kutlar’ ın “Paris Notları” nı yayımlayacakmış. Genellikle medyatik vasatlığın egemen olduğu güncel edebiyat pazarında, Onat Kutlar’ ın, Türkçe’ nin tadını her seferinde bana daha çok hissettiren bütün kitaplarını- yazılarını defalarca okudum ve bu notları da merakla bekliyorum.

2008’ de aramızdan ayrılan Fethi Naci’ nin Onat Kutlar’ a seslendiği kelimelerinin sonuna bir kelime de ben ekleyerek Onat Kutlar’ a seslenmek istiyorum: “Güzel kitaplar okumak hep sevindirmiştir beni. Yaşa be Onat ABİ!”

Kaynaklar:

  • Onat Kutlar Kitabı, Turgut Çeviker, TÜRSAK, 2006
  • Onat Kutlar’ a Mektup Var, Hülya Uçansu, YKY, 2016
  • Evet, Yapabiliriz – Mahmut Boynudelik, Yeşil Gazete, 29/12/2016

 

 

Ercüment Gürçay

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn9Email this to someonePrint this page