Kaşlarımın ekonomi politiği – Şirvan Akan

Bir cumartesi gecesi, evdeyim. Ertesi gün sevgilimin ailesiyle tanışacağım, o yüzden heyecanlıyım. Odağımı onların beni sevmelerinden ziyade, onları tanımaya çevirmekle meşgulüm. Bu rahatlığın olabilmesi için kendimle barışık olsam fena olmaz. Kafam nasıl göründüğüme takılmasın diye bakımlar yapıyorum. Kaşlarıma şekil verirken içeriden annem, tuhaf bir sesle sesleniyor: “İstanbul’da….” Anlamadım ki ne dediğini, ne dedi acaba? Tam duyamadım gibi sanki ama… İçimi hafif bir sinir kaplıyor; “yahu, işim var şu an…” Kaşlarımı almaya devam ediyorum. İçeriden televizyonun sesinin yükseldiğini duyuyorum. İçimdeki huzursuzluk büyüyor. Kaşlarımı almaya devam etmeye devam ediyorum. Annemin tam duyamadığım, kulağıma anlaşılmaz heceler olarak gelen sesi, kafamda yankılanıyor. Kaşlarımı almaya devam etmeye devam etmeye devam ediyorum. Annemin tam duyamadığım, kafamda yankılanan anlaşılmaz heceleri, birbirine eklenerek anlamlı bir cümlecik oluşturmaya başlıyor. İçimi büyük bir öfke kaplıyor. Kaşlarımı almaya devam etmiyorum, kaşlarımı yoluyorum. Nefret ettiğim bir suçluluğa kapılıyorum. ”İstanbul’da patlama oldu ve ben geri zekalı gibi kaşlarımı alıyorum!” On dakika önce, her şey ne kadar spritüeldi. Kendimle barışık olmak, insan tanımak filan. Hani en fazla kendimle barışık olmak için neden kaşlarımı aldığımı sorgulardım. Ne kadar heyecanlıydı, ne kadar hayata dairdi. Şimdiyse hayatlar biterken hayata dair şeylere devam ettiğim için kendimden nefret ediyorum.

 

Normalden üç kat daha ince hale gelmiş kaşlarla sonunda annemin yanına, salona gitmeyi, televizyona bakmayı başarıyorum. Artık nefret ve öfkenin ateşi, yerini hüznün ve yasın topraklanmasına bırakıyor. Üzüntüm ve yasım, suçluluk ve kendinden nefrete nazaran daha yapıcı bir yer aslında benim için.

Artık iç dünyamda zor sorular sorma zamanı. Ne yapabilirim? Kendimi suçlamam bir şeyi değiştirir mi? Bir şeyleri lanetlemem işe yarar mı? Sahi, ben ne işe yararım? Ne var elimde, neye sahibim, hangi armağanları sunabilirim de bir şeylere katkıda bulunabilirim?

Bir arada dururum

Herhangi bir şeyi etkileyecek kadar tanınmış değilim. Siyasi bağlantılarım yok. Bir şeye itiraz etmek istesem nereye gideceğimi bile bilmem. Şiddet içeren herhangi bir şeyi de ruhum kaldırmaz, silinir gidiveririm. Ama galiba yapabildiğim bir şey var… Deneyim bakayım… Hmm, olabiliyor gibi sanki… Ben, annemin yanına gider, annemle bir arada dururum. Erkek ve kadınlığın ötesinde, sevgilimin bir insan olduğunu kabul ederim, anlaşmazlıkların içinden geçerim, sevgilimle bir arada dururum. Sevgilimin ailesiyle tanışır, onların tarihlerini dinler, onlarla bir arada dururum. Çikolata alırken hatır sormayı hatırlarım, bakkal amcayla bir arada dururum. Kaşlarımı kuaförde aldırmaya karar veririm, kuaförle bir arada dururum. Sokakta gezdirilen köpeğin önünü kesip sarılırım, köpekle bir arada dururum. Okulumun mezunlar buluşmasına giderim, tüm eski kırgınlıkları, görüş ayrılıklarını, sanat anlayışı farklılıklarını unuturum, onlarla bir arada dururum. Bir şeyler karalarım, bu satırları okuyanlarla bir arada dururum. Bir tiyatro oyunu yazarım, oynayan dostlarımla, izleyen seyircilerimizle bir arada dururum. Bir kitap okurum, Eduardo Galeano’nun dünyasıyla bir arada dururum. Her şey bittiğinde, benim hiçbir işe yaramayan, naif kızın teki olduğum ortaya çıkarsa, yanımda kimsecikler kalmazsa ve günün enayisi ben olursam, kaşlarımı da saçlarımı da kazırım, çırılçıplak kalırım, kendi kalbimle bir arada dururum. Benim de günlerimin sonu gelebilir. Bu gezegene düşen göktaşları bile hayatı bitiremedi ki. Toprağın altına girerim, böceklere, çiçeklere, ağaçlara, dağlara karışırım, doğayla bir arada dururum.

Evet, bugün için sunabileceğim armağanım buymuş: Ben, bir arada dururum!

Kendi armağanlarınızın bol bol ifade bulduğu bir yıl olsun.

Sevgiyle,

Şirvan

 

 

Şirvan Akan

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Pin on Pinterest0Email this to someonePrint this page