ÇÖL: Ütopyaların yokluğunda muhtemel maceralar – Hira Doğrul

Küreselleşme, dünyanın gidişatı, iklim değişikliği, ekolojik felâketler ve “dünyayı değiştirmek” hakkında yazılmış alabildiğine gerçekçi, ayağı yere basan ve geniş perspektifli bir kitap, Çöl. Kitabın odağında tam bir demir leblebi soru yer alıyor: İklim değişikliğinin geri döndürülemez olduğunun, canlı türlerinin yok oluşunun giderek hızlanacağının artık kesinleştiği, çok ciddi toplumsal çalkantılar ve çatışmaların ufukta belirdiği şu dönemde, ne yapılabilir, ne yapabiliriz?

Bu konularda genel olarak karşımıza çıkan iyimser/kötümser, umut dolu/karamsar yaklaşımlardan uzak duran Çöl; “dünyayı kurtaramayacağımızı” ortaya koyuyor, bu gerçeğin gelecekteki olası açılımlarını sergiliyor ve bu açılımlar içindeki “gidecek, yaşanacak, sevişilecek ve direnilecek yerlerle” ilgileniyor. Her ne kadar mevzularını anarşist düşünce ve hareket perspektifinde ele alsa ve anarşistlere seslense de, şimdiye ve geleceğe dair, şehirleşme, teknolojikleşme ve özgürlüğü arayış sarmallarına dair son derece ufuk açıcı olabiliyor.

Çöl 125 sayfaya muazzam bir yoğunluk sıkıştırmış; perdeyi coşkulu, taşkın anti-kapitalist sokak gösterilerinin sönümlenişine ve gündelik gerçekliğe dokunamayışına, çok çeşitli STK girişimleri ve lobi faaliyetlerinin küresel ısınma eğrisini aşağı çekemeyişine ve kapitalizmin çökmeyeceğine, kılık değiştireceğine ışık tutarak açıyor. Kimi radikallerin temiz bir sayfa açılması umuduyla dört gözle bekledikleri büyük enerji çöküşü, dev kapital krizi ve ekolojik felâketlerin muhtemel sonuçlarını siyah/beyaz uçlara dalmadan ele alıyor. Esas darbeyi daha ziyade Güney Yarımkürenin, Tropik kuşak ile Akdeniz bölgesinin, özellikle de yoksulların alacağını, Kuzey yarımkürenin “gelişmiş” toplumları ve Ilıman kuşağın görece büyük bir çöküş yaşamayacağını öngörüyor. Sonuçta da, ne küresel bir özgürlükçü devrimin, ne ilkelliğe dönüşün ne de genel bir Mad Max dünyasının ortaya çıkmayacağını anlatıyor. Kitap, dünyanın bazı bölgelerinde çok sıkı koruma duvarlarının ardında ultra teknolojik hayatlar sürülürken, çoğu bölgedeyse çok düşük teknolojili, neredeyse avcı toplayıcı hayatların yaşanacağını ileri sürüyor.

Hem acıları, açmazları, trajedileri hem de kuram dışı yaratıcı çözümler, dayanışma örnekleri, özgürlük potansiyellerini yan yana ele alan metin boyunca, kâh Üçüncü Dünya’nın gecekondularına dalıyor, buradaki cehennemî koşulları ve yeni direniş, dayanışma biçimlerini öğreniyor, kâh dünyadaki sıcak ve soğuk çöllerin sınırlarını genişletmesine ve bunun ortaya çıkaracağı zorluklar ve olanaklara tanık oluyoruz. Bir yandan sayıları hızla artan mega kentlere ve modern kapitalin başkentlerine, buradaki yeni çelişkilere, çatışmalara, gözetim, sindirme biçimlerine ve bir denetleme aracı olarak yeni iletişim teknolojilerine; bir yandan da bu ortamda kurulmuş/kurulabilir yeterlilik ekonomilerine, güç birlikteliklerine göz atıyoruz. Biyoçeşitliliğin ne büyük bir hızla yok olduğu gerçeğiyle sarsılırken, doğanın muazzam “yeniden büyüyüp, serpilme gücü”ne bir kez daha hayret ediyoruz. İrdelenen tüm bu boyutlarda devletin ve iktidarın sinsice nasıl çalıştığı, işlediğine ışık tutuluyor: “En iyi saklanan devlet sırrı gündelik hayatın sefaletidir”.

Ekoloji camiasında sıklıkla gözardı edilen tahakkümcü yönetimler, sömürü düzeni ve sınıf çatışmalarının ekolojik trajedileri ortaya çıkaran temel nedenler olduğunu ileri süren Çöl‘e göre, “sınıf toplumu var olduğu sürece yabana karşı savaş devam edecek”. Önümüzdeki daha çok çatışma, toplumsal adaletsiz ve baskıcı yönetimlere gebe günlerde ise, yine de “pek çok özgürlük ve yaban ihtimali de mevcut”.

Kitap boyunca proleter ya da özgürlükçü bir devrimin olanaksızlığına, yıkıcı eylemler, sokak gösterileri odaklı bir muhalefet ve direniş yaklaşımının beyhudeliğine dikkat çekilirken, gerçek bir dönüşüm ve karşı kültür yaratımının toplumsal ilişkiler ağında, gündelik yaşamın tüm boyutlarını kapsayan bir “başka türlü davranma” pratiğine yaslandığında işlerlik kazandığı vurgulanıyor. Geleceğin karşı kültürü, mahallelinin elbirliğiyle yarattığı, baktığı, koruduğu ve paylaştığı bostanlarda; hiyerarşik olmayan birlikte yaşama, karar alma, üretme ve paylaşma kültürlerini içselleştirmiş toplulukların ekolojik tekniklerle yeşerttiği ücra, çorak topraklarda; yeni iklim koşullarına karşısında coğrafyasını terk etmeyip, yaratıcı çözümlerle hayatta kalmayı başarmış, kendi kendini idare eden yerli halklarda yeşerecek. Başa çıkılamayacak çok geniş kapsamlı toplumsal, hatta küresel meseleler yerine, burnumuzun dibindeki, “kendi etiğimizi yansıtabileceğimiz” meselelere odaklanıp, dezavantajları bizzat avantaja çevirebilenler yaratacak bu karşı kültürü.

ÇÖL’ün günümüz gerçekleri ve geleceğin olgularını çok ince bir bakışla yakalayabildiği, sürekli dem vurduğu “özgürlük ve yaban ihtimallerini” ise ferahlatıcı şekilde açamadığı kanaatindeyim. Çöl’ü okurken, “elimizden ne gelir?”i daha ete kemiğe büründürmek üzere bir yandan da Joanna Macy ile Chris Johnstone’un yazdığı (ve ismi dilimize talihsiz bir şekilde çevrilen) Aktif Umutu elinizin altında bulundurmanızı önerebilirim.

 

Kaos yayınları, İnan Mayıs Aru’nun editörlüğünü sürdürdüğü “uygarlık sorgulaması” serisinde birbirinden güçlü kitapları yayımlamaya devam ediyor.

ÇÖL
Özgün Adı: Desert
Yazar: Anonim
Çeviren: İnan Mayıs Aru
Kaos Yayınları

 

Hira Doğrul

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page