Ruhunuzdaki yaraya dokunan hikayeler, ‘Küllerin Şehveti’ – Cihan Oğuz

 

Şeyma Koç çok genç bir öykücü. 1994 doğumlu. Henüz 22 yaşında. Dergilerde yayımlanan öyküleriyle dikkat çekmişti. İlk kitabı “Küllerin Şehveti” ise bulunduğu o yaşın değil, daha olgun yaşların yapıtı.

İlk öykü “Çilekeşin Mezarı”, yalnızlığı sorgulayan satırlarıyla, yazarın okuru kitabın bütününe hazırlamaya başladığının kanıtı. Tanrının yalnızlığı ile insanın yalnızlığı arasındaki benzerlikler, odağında ölümün yer aldığı bir atmosferde, sarsıcı kelimelerle irdeleniyor. Şeyma Koç, öykünün ağlarını örerken, sadece kahramanları ile zaman/mekân boyutunu katmıyor işin içine. Zaten okuyanı şaşırtan üstünlüğü de burada ortaya çıkıyor yazarın: Her birinin hayatını kendisi yaşamışçasına oluşturduğu karakterler, o kısacık öykülerde, hayata ilişkin metaforlarla buluşuyor.

Küllerin Şehveti: Yarım Kalmış Bir Flamenko”, kitabın en uzun ve en çarpıcı öyküsü. 41 sayfa. Kısa bir roman, novella gibi. İspanya’da geçen hazin bir aşkın hikâyesi. Öykü, erkek sevgilinin ağzından yazılmasına rağmen, şaşırtıcı bir ruh kavrayışına; okuyanı sokak sokak gezdirmeyi ve karakterleri ilmik ilmik tahlil etmeyi başaracak kadar ustaca betimlemelere sahip. Bir süre sonra ayrı ülkelerde yaşamak zorunda kalan iki genç sevgilinin, mektuplaşmaların kesilmesiyle başlayan kadersizliğinin dile getirildiği trajik bir öykü.

Kar Yıldızı” adlı öykü de bir trajediyi anlatıyor. Bu kez sahnede “toplumun cehenneme yakıştırdığı” bir işi yapan fahişe var. Koç, son dakikalarını yaşamakta olan fahişenin, aynı odadaki ‘müşterisi’ ile karşılaşmasını şöyle anlatıyor:

Kadının adama dikilen gözlerinde bir neşe durdu birden. Sarhoş bir neşe… Dudaklarının kıyısında duran sigarası, izmarite dayanmıştı. Dudaklarını yakıyor olmalıydı; ama bu acıya rağmen gözlerindeki o neşe de neydi? Sigarasının kalan son parçasını ağzından bıraktı. Adam irkildi birden. Ayaklarının dibine düşen izmariti, siyah topuklu ayakkabısının ucuyla hırsla ezmeye başladı. İçinde fırlayan şiddetli öfkeyi, titreyen ayaklarının ucundaki sigarada bastırıyordu. Bastırıyordu! Ruhunun ve bedeninin ortak kararıyla linç ediyordu adeta. Dudaklarıysa avaz avaz bir hiddet içindeydi. İçindeki bağıran sesleri, rüzgârın iniltili seslerine karışan kahkahalarıyla bastırıyordu. Acı bir zevkin kahkahalarıydı bu ve adamın kulaklarını tırmalıyordu.

SİNEMATOGRAFİK ANLATIM 

Akuamarin Rengi Bir Toka” ve “Lavender Pembesi”, yine ustaca betimlemeleriyle dikkat çeken öyküler. Bu kısa öykülerde, hayatımızın çok arka plânında kalan çocuksu imgeler, dünyayla bağı tamamen kopmuş eşyalar, kaybolmuş zaman dilimleri ve özlenen insancıklar saklı.

Şeyma Koç, iddialı bir görsel yönetmenin, omuzuna aldığı klâsik kamerasıyla, bireylerden yola çıkarak büsbütün bir hayatı resmetmesi gibi titiz ve zorlu bir serüven peşinde. Öykülerde yoğun olarak beliren sinematografik anlatım da bunun göstergesi zaten. Sadece karakterlerin değil, onların yaşadıkları veya uğradıkları mekânların bile milim milim betimlenmesi; dahası bunun son derece ustaca bir üslupla yapılması, Şeyma Koç’un kaleminin ve zihin dünyasının ne kadar rafine ve duyarlıklı olduğuna işaret.

Şeyma Koç

İşte tam da bu edebî görselliğe örnek oluşturan, kitabın en iddialı öykülerinden “Belgrat’ta Bir Gece”, bu kez hayalleri, zamanı ve geçmişi sorguluyor. Kahramanlardan birinin dile getirdiği “Benim kurduğum hayaller, geleceğe ait değil, geçmişin kırıklarını onarmaya çalışıyor. Hayaller, bazen geçmişi telafi etmek için var olurlar” sözü, benzersiz bir aforizma olarak hafızaya kazınıyor.

YA AŞK?

Ve “Karamela Şekerleri”… Kitabın bu 31 sayfalık en uzun ikinci öyküsü, içten içe aşkı sorguluyor:

“-Yaşandıkça, tamamlanmaya doğru koşar hikâyeler, yani her ilişki bitmek için başlar.

-Ya bitmesini istemediğin hikâyeler?

-Hiç başlamamalı. Belki de… Sahip olmaktan çok, tadına varmak daha mutluluk verici.

-Anlık mutluluklar yani?

-Kesintisiz mutluluk anları yaşayamıyorum.

-Bence mümkün!

-Kesintisiz olmayan bir hayatta, nasıl sürekli mutlu olabilir ki insan? Söylesene, yaşamlarımız ölüme yazgılıyken, nasıl?

Karamela şekerleriyle simgelenen, yazarın da karakter olarak içine karıştığı bu hüzünlü öykü, olağanüstü anlatımı, sağlam kurgusu ve sürpriz finaliyle dikkat çekiyor. Tiryakisi olduğunuz usta bir yazarın kaleme aldığı satırları okur gibi giriyorsunuz o dünyaya.

Şeyma Koç, titizlikle oluşturduğu kurgusal yapıya, hüznün ve aşkın can acıtıcı boyutunu ekleyerek, sarsıcı bir hikâye tarzı oluşturmuş. Bazen o hikâyelerden birinin kahramanı olmak için can atarken, bazen de geçmişte ruhunuzda açılmış bir yaraya dokunan o kelimelerle delik deşik oluyorsunuz.

 

*Şeyma Koç, Küllerin Şehveti, Cinius Yayınları, Kasım 2015, 132 sayfa.

 

Cihan Oğuz

cihanoguz@yahoo.com

 

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Pin on Pinterest0Email this to someonePrint this page