Akkuyu Bilirkişi Keşfi’ne ilave faz yarın. “Bilirkişi” raporu “Bitir işi” raporu olmasın!

Mersin/Akkuyu’da kurulması planlanan nükleer santral ile ilgili olarak bir diğer kader günü 5 Aralık Pazartesi (yarın). Zira bu sene 11 Temmuz’da gerçekleştirilen Bilirkişi keşif heyetindeki isimlerden İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Sismoloji Ana Bilim Dalında görevli Prof. Dr. Ali Osman Öncel’in OHAL kanun hükmünde kararnamesiyle görevinden azli neticesinde jeoloji ve jeofizik konularına mahsus Bilirkişi keşfi 17 Ekim tarihli haberimizde bahsettiğimiz gibi tekrarlanacak.

akkuyuda-kesif-ve-bilirkisi-incelemesi-yapildi-39531

Yeni duruma göre yarın Jeofizik bilirkişisi tayin edilen İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Mühendisliği Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Emin Demirbağ’a davanın müdahilleri tarafından bölgenin depremselliği ve  nükleer santralin kurulmasına uygun olup olmadığı hakkında hazırlanmış olan  dosyalar sunulacak, ardından saha turu yapılacak. Açıklamaya göre Bilirkişi Demirbağ’ın, 11 Temmuz’daki inceleme sürecini  video kayıtlarından izlemesiyle de  “gereksiz tekrar”dan kaçınılmış olacak.

Yeni bilir kişi atamasından mütevellit, normal şartlarda 11 Temmuz’u izleyen  3 ay içinde açıklanması beklenen keşif değerlendirme raporu da 5 Aralığı izleyen yeni bir tarihe ertelenmiş oldu.  Dolayısıyla 12 saat süren keşfe mukabil önceden hazırlanmış bir taslağı andırdığı için davacıları ve meseleyi takip eden herkesi hayal kırıklığına uğratan ilk değerlendirmenin  ardından keşfin çok önemli bir ayağının yeniden yapılacak olması,  yaşam savunucularına bir kez daha Akkuyu için çırpınma fırsatı veriyor, kısacası  havada ve de bu yazıda yine umut var, temenniler var.

akkuyu-da-bilirkisi-incelemede-cevreciler-eyl-8599400_x_o5 Aralık’ta keşfin sadece bir bilir kişi için yapılacak olması nedeniyle, Temmuz ayında katılım gösteren  davaya müdahil 13 sivil toplum örgütü ve ilgili 80 kişinin de orda olması öngörülmüyor. Benzer şekilde neredeyse toplam keşif süresi olan 12 saat boyunca Akkuyu NGS girişinde kapıyı yumruklayan halk da belki orada aynı katılımı gösteremeyecek ama Türkiye’de salt nükleer santral kurulmasını tartışanların değil yaşamın devamlılığını  savunan herkes meseleyi gündemine alacak, fiziken olamasa bile  gözüyle, kalbiyle, aklıyla orada olacak, olmalı!

Akkuyu bölgesinin depremselliği hayati !

Şüphesiz, yaşam savunucuları bir bölge salt sismik diye nükleer santral kurulmasına karşı çıkmaz. Zira Dünya, Çernobil felaketi, Üç Mil Adası gibi depremden bağımsız, tamamen insan hatasından kaynaklanan felaketleri de tecrübe etti. Nükleer santralin kurulması planlanan bölgenin deprem bölgesi olması, çevresinde fay hatlarının bulunması katlanılan riski arttırır. Maalesef  yakın bir tarihte yaşanan  Fukuşima Nükleer Felaketi gösterdi ki nükleer santraller eskimekte olan yer kabuğunun üstünde kurulmuş oldukları eski teknolojilerle bugün baş edilemez bir hal almıştır. Dünyada depremin en fazla yaşandığı Japonya’da nükleer santrallerin  bir biri ardına kurulduğu çok da eski olmayan 1970-1990 döneminde alt yapı gerekliliklerinin çok yetersiz olduğu anlaşılıyor. Öyle ki Fukuşima nükleer felaketinin elim sonuçlarıyla baş etmek zorunda kalan, maddi manevi yük altına giren Japonya’da  Hükümet, yapılan araştırmalarla ülkenin  batısında reaktörlerin tümünün altında aktif fay kırığı olduğu tespit edilince tüm santralleri kapatmak zorunda kalmıştır.  Fukuşima felaketinin üstünden neredeyse 6 yıl geçmek üzereyken hala toplam 3 santralinden  40’ ı devreye alınmış değil yani bu santraller hala kapalı durumda tutuluyor. Japonya’nın nükleer santral teknolojisini başka ülkelere ihraç etmesi de kendi ülkesinde yasalar ve halk nükleer santrallerin devreye alınmasına karşı durduğu içindir ancak bu başka bir yazının konusudur.

Solda Doğu limanı, sağda Batı limanı,orta kısım Nükleer ada (Foto: Pınar Demircan)

Akkuyu da sismik bölge

Bir tarafta, Japonya’da on yıllar önce kurulmuş olan nükleer santrallerin güvenliliği tartışma konusu olup güçlendirme işlemleri yapılırken üstelik bugünkü güvenlik koşulları sağlanamadığı için bu santraller devreye alınmazken  diğer tarafta  eski teknolojiler kullanılarak alınmış olan yer lisansıyla kurulmaya çalışılan bir  nükleer santralin tartışma konusu olması inanılır gibi değil. Bu durumu Akkuyu Nükleer santrali için yer lisansı veren ekipte yer alarak santrale onay vermiş olan Prof. Dr Tolga Yarman da “O zamanki kriterlerle bugünkü kriterler bir değil”şeklinde açıklıyorProf. Yarman 2008 Yılında da Akkuyu Nükleer Santralinin kurulmasına karşı imza veren 206 Bilim insanından biridir1 .

Nitekim Jeoloji Mühendisleri Odası tarafından yapılmış olan bir açıklamaya göre, 1991 yılındaki araştırmalar  nükleer santralin kurulacağı yerden 25 kilometre ötede aktif fay  hattı olduğunu gösterirken 1990 öncesindeki raporlarda  “Saha yakın çevresinde aktif fay hattı yoktur” diye bir ifade yer almakta. Bu konuda 1991 yılında Akkuyu’da sismolojik incelemeler yapan Prof. Dr. Mustafa Erdik‘in1990 yılındaki raporunun güncelliğini yitirdiğini ve yeni etütlere ihtiyaç olduğunu belirtmesi, bilimsel verilerin eksikliğini ortaya koyan önemli bir kanıt olarak kabul edilmektedir.2 Yine bu çalışma, Akkuyu bölgesinin geçmişte büyük depremlerin yaşadığını ve yakın gelecekte de büyük depremleri yaşayacağını söylemekte üstelik bu depremin 30 yıl içerisinde, 7 ve/veya  üstü şiddetinde olma olasılığının  %50 olduğuna işaret etmektedir. Diğer taraftan Fukuşima Nükleer santral faciasından sonra önceki test teknolojilerinin bugünkü altyapı hazırlığı için yeterli olmadığını Japonya örneğinden hareket eden İstanbul Teknik Üniversitesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr Cenk Yaltırak da Kozan fayının varlığından bahsederek  destekler. Yaltırak’a göre, Ecemiş Fayı’ndan ayrı Akdeniz’de sismik çalışmalarla saptanan, çökelleri ve deniz tabanını etkileyen fayların araştırılması gerekmektedir3. Evet gerekiyor, çünkü nükleer santrallerin yaşam alanlarımızda yaratacağı tahribatın bir toleransı yok. Çünkü maalesef bu tolerasyonsuzluk hali dünya genelinde devletler tarafından yalan ve gizlilikle, mağdur olan insanların kandırılmasıyla aşılmaya çalışılıyor.

Nükleer santral devrede değilken de deprem bir felaket

Sözkonusu olan bir nükleer santralse geri kalan her şey gerçekten teferruat. Buna en uygun örnek geçen hafta Japonya’da meydana gelen 7,3 şiddetindeki deprem olsa gerek. Faaliyette olmayan Fukuşima Dai-ni Nükleer santralinin 3. Ünitesinde havuz içerisinde mütemadiyen soğutulması gereken 2360 adet kullanılmış 184 adet kullanılmamış yakıt çubuğunu soğutma işleminde kullanılan pompaların arızalanarak durması, yedek pompaların da  devreye girememesi Japonya’nın hatta dünyanın yüreğini bir kez daha ağzına getirmedi mi? Yakıt çubukları soğutulamadığı için  28,7 dereceye yükselen ısının 55 derceye tırmanması yine yeniden bir Fukuşima yaşanmasına neden olabilirdi. Kısacası bir nükleer santralin tehlike yaratması için devrede değilken de kullanılmış ve/veya kullanılmamış yakıt çubuklarının orada bulunması kafi. (Diğer taraftan soğutma suyu sisteminin durması için deprem olması da gerekmiyor bir elektirk kesintisi veya mekanik bir arıza ile sorun yaşanması yeterli).

akkuyu-septYine de soruyoruz:  “Doğal afet planı var mı?”

1999 yılındaTürkiye’nin acıyla tecrübe ettiği depremlerden sonra yeni deprem yönetmeliğine göre binalar inşa ediliyorsa da deprem sözkonusu olduğunda insanların bir arada toplanabileceği boş tutulması gereken geniş alanlar inaşaatlara, rezidanslara, AVM’lere teslim durumda.  Özellikle son iki yıldır öne çıkan haberler deprem halinde değerlendirilmesi gereken boş alanların bu özelliğini yitirdiği yönünde4. 20 milyon kişinin yaşadığı İstanbul’da bile deprem karşısında yetkililer tarafından duyarsızlık ve plansızlık hakimken  ÇED başvurusunun yargıya intikal ettiği süreçte bir nükleer santralin doğal afet planınınolup olmadığı kesinlikle kamuoyuna açıklanmalıdır. Hele ki bir nükleer santral için bir ÇED başvurusu sözkonusuysa  Doğal afet planının önceden hazır olması gereklidir, şarttır. 

2004 Yılında Adapazarı Pamukova’da hızlı değil, alt yapısı zorlanarak “hızlandırılmış” tren haline davetiye çıkarılan kaza neticesinde ölen 41 kişinin, Soma’da iş güvenliği şartları yetersiz olduğu için dumandan kurtulamayan 301 madencinin, Kasım ayında Şirvan’da toprak kayması neticesinde ölen 8 madencinin, Adana’da bir yurt binası yangın yönetmeliklerine uygun olarak tesis edilmediği ve yangın çıkış kapısı kitli olduğu için can veren 11 çocuğun ve daha nicelerinin akıbeti düşünülürse bir nükleer santral söz konusuysa ÇED aşamasında bir  doğal afet planının niçin olması gerektiği daha iyi anlaşılır.

Nükleer santral felaketinin şu ayırıcı özelliği yadsınamaz:

Bir nükleer santralde meydana gelen kaza/nükleer felaket  doğal afet sonucu bile olsa doğal değildir, etkileri havaya yayılan izotopların yarılanma sürelerine göre 30 yıldan 100 yıla kadar yüzyıllarca sürebilir.  Nükleer felaket sonrasında yaşanılan yerlere dönmek kanser olmak riskini göze almayanlar için ancak  hükümeti tazminatları kesmesiyle, insanların radyasyona maruziyetle açlık ve açıkta kalmak arasında tercih yapmak bırakılmasıyla  olur. Bir felaket halinde dünya standartına göre bölgede 30 Kilometre yarıçaplı alan tahliye edilir ama gerçekte  yayılan radyasyon dünyayı dolaşmaya ve zehrini herkese akıtmaya muktedirdir .

“Bitir işi raporu” olmasın!

Sonuç olarak siyasi karar vericilerin yetki alanına, nükleer santral kurulsun kurulmasın gibi kendi ömürlerinin süresinin bile dışına taşan etkiler yaratacak konular giriyorsa, o karar verici görev insanı olduğu kadar “vicdan sahibi” bir insan olarak da değerlendirme yapabilmelidir. Bilirkişi Demirbağ’ın, yaşamı tehdit etme olasılığı her zaman söz konusu olacak, yaşanmış kaza ve felaketlerle, yüklediği yüksek maliyetlerle takkesi düşmüş keli görünmüş  nükleer santralin kurulmasına dair ne tek başına  ne de başkalarıyla vebalini taşımasının  mümkün olmayacağı kararları almamasını diliyoruz. Diliyoruz ki, Bilir kişi raporu Davacıların öne çıkardığı  hassasiyetlerle değerlendirilebilsin, diliyoruz ki önceki örneklerinden farklı olarak bu bilir kişi raporu ezbere, santrale ne olursa olsun geçit vermek üzere hazırlanmasın. Diliyoruz ki Bilir kişi raporu, “Bitir işi raporu” olmasın!

28-Pınar-Demircan

1: http://www.nukleersiz.org/raporlar/206-imzali-bilim-insanlari-bildirisi-29012008

2:http://eski.jmo.org.tr/resimler/ekle /24461dcd3571e66_ek.pdf?dergi=HABERBULTENI

3:http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/diger/236986/Deprem__Tsunami_ve_Akkuyu_Santrali_nin_Yer_Secimi.html

4:http://bianet.org/bianet/kent/177811-imo-istanbul-avm-lere-teslim-edildi-depreme-hazir-degil

 

Pınar Demircan

(Yeşil Gazete)

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page