Köşe Yazıları

Bill Mollison’un ‘Sessiz Devrim’i artık onsuz devam edecek – Emet Değirmenci

Küreselleşmeye karşı yerelliğin önem kazandığı günümüz ekolojik bakış açısında yaşadığım yerlerde liderlerin oraya yansımasına bakarım. Mimaride, kamusal alan kullanımında, ekolojik değerlerde… Permakültürün doğduğu yer olan Avustralya da öyle benim için. Avustralya tektonik açıdan dünyanın en stabil kıtası olmakla birlikte kuraklık ve tuzlanma sorunları ve madenciliğin yol açtığı sorunlar açısından başta gelmektedir. Elbette yerli halk Aborijin sorununa ciddi adım atılmaması ise bunların en başında yer alır. İyi ki beyaz adamın baskın baskıcı kültürü karşısında çözüm için çabalayanlar burayı yaşanılır hale getirmeye çalışıyor.

Permakültürün babası Tasmanyalı Bill Mollison’un Avustralya’da özellikle su tasarrufuna dayalı gıda, teknik ve stratejileri kıtaya damgasını vurmuş durumda. Mollison, 1928’de Tasmanya’nın bir balıkçı kasabası olan Stanley Bass Strait’de doğmuş. 24 Eylül 2016’da 88 yaşında onu bu dünyadan başka bir evrene uğurladık. Mollison her zamanki ironik haliyle, “Benim için öldü derlerse yalan söylüyorlardır. Ölürsem ağaç dikin” demiş. Öyle de oldu. Yalnızca Avustralya’da değil onun yolunu izleyenler dünyanın farklı coğrafyalarında o günlerde onun adına ağaç diktiler.

Bill Mollison

Bill Mollison

Doğaya karşı değil, Doğayla birlikte

Bill Mollison’un öğretilerinin yansımasını Avustralya’nın birçok yerindeki özellikle organik gıda yetiştirmeye yönelik çabalarda 10 yıl sonra Avustralya’ya döndüğümde daha net farkediyorum. Avustralya’da artık çoğu orta sınıf evde, okulda permakültür bahçesi, kütüphanelerinde permakültür kitapları ve yerel kamusal kütüphanelerde ise adeta permakültüre ilişkin raflar var. Mollison her ne kadar permakültürün patentini alıp şirketlerin kullanımından ve hatta üniversitelerden dahi sakındıysa da sağlığında dahi üniversiteler öğretim programlarına permakültürü almış durumda.

Mollison permakültürün kafasındaki doğuşunu Tasmanya’daki ormanları kanguru gibi yerli memelilerin yerel ekosistemin bileşenleri arasındaki interaksiyonunu izleyerek nasıl yeniden yaratabileceği üzerine gözlem ve deneyimlerine dayandırır.

1967’de Roma Kulübünün çevre tahribi ve tüketim hakkındaki yorumu üzerine ise toplumsal çabalardan elini eteğini çekip yalnızca çöküşü seyretmeye karar vereceğini söylemişti. Ancak uzun yıllardır toplumsal sorumluluğa kafa yoran birinin elbette bu şekilde köşesine çekilmesi beklenemezdi. 1974’de uzun yılların birikimi olan kalıcı tarım (permanent agriculture) üzerine “Permakültür Bir” kitabını yayınlar. Kitap; endüstriyel tarıma bir eleştiri olmakla birlikte en önemli vurgusu endüstriyel ve doğal tarımın can alıcı sloganlarından olan Doğaya karşı değil, Doğayla birlikte çalış prensipleri üzerinedir. Kitap o zamana kadar benzeri düşünceleri paylaşan insanlar tarafından hayranlıkla karşılanır.

37

Mollison permakültürü kurumsallaştırmaya yönelerek 1978’de Permakültür Enstitüsünü kurar. Verimli yaşamına hızla devam edip biz tasarımcılar için el altı kitabı olan kara kaplı kitap Bir Tasarımcının El Kitabı (Permaculture Designers’ Manual) ise 1988’de yayınlar. Burada permakültür tekniklerinin ayrıntıları ile o teknik ve konseptlerin mantığı gösterilir.

28

Permakültür, yerel ve yerli kültürlerden epey nüve taşımaktadır. Mollison da dünyanın birçok yerinde gözlemler yaparak öğretilerine bunları taşımıştır. Örneğin, Karadeniz’de mısır, kabak ve fasülyenin hala birlikte ekilmesi gibi…

Kardeş bitkiler konsepti dediğimiz bu vb tekniklerle hem bitki köklerindeki mineral alış verişini sağlarken hem de zararlı böcekleri uzaklaştırıp yararlılarını çekmeyi amaçlarız. İklimlere göre farklı gıdalar yetiştirdiğimize göre örneğin tropikal bir iklimde (ki biz bunu mikro iklim yaratma teknikleriyle kendimiz de yaratabiliriz) Filipinlerde yerel insanların yaptığı gibi muz dikerken fasulye ve biber de birlikte dikilebilir.

Her mamul madde bir enerji ürünü olduğuna göre enerji tasarrufuna dayalı tasarım ve uygulamalar yapmak da permakültürde önemlidir. Buna insan enerjisi de dahildir. Çünkü biz kendimize ayırdığımız tembellik hakkımızı artırmak istiyoruz. Örneğin, toprağı her yıl altüst etmeden çok yıllık bitkilerle bir bahçe ya da gıda ormanı oluşturmak gibi.

Ben, Mollisonun’u 2008 de Yeni Zelanda‘da yapılan bir konferansta dinlemiştim. O koca Avustralya şapkasıyla karizmatik kişiliği daha da farkediliyordu.

29

Ölümünü duymadan iki gün önce Melbourne semt kütüphanelerinden birinde Jenny Allen’in permakültür kitabı, “Smart Permaculture Desing”in ön sözünü zevkle okuyup bu yaşta bu kadar keskin zeka diye düşünüp içimden daha nice uzun ömürler dilemiştim. Çünkü kitaptaki ön sözde o denli bir derinlik vardi ki ekosistem restorasyonunu doğru yaptığımızda binlerce biyoçeşitliliği kısa sürede geri kazanabileceğimizi iyi vurguluyordu.

38

Permakültürün bileşenleri arasında topluma ilişkin görünür ve görünmez yapılar olarak tanınan alanlarda var. Bunlar ekonomiden sağlığa kadar uzanır. Su, toprak, gıda enerji ise bunların başında gelir. Mollison’un radikal bir duruşla gıdamıza sahip çıkmamız gerektiğine işaret eden yorumlarından epey esinlendim. Yerele dayalı hikaye anlatıcılığını ise pek sevdim. Kadın ve ekoloji konusunda gözlem ve araştırma yapan biri olarak Mollison’un öğretilerine ve karizmatik liderliğine bu açıdan da bakıyorum.

Mollison, permakültürü politika dışı tutmaya çalıştıysa da kendisi sınıfsal bakış açısı taşıyan biriydi. Mesela en çok kızdığı şeylerden biri herkesin akılsızca çim tımar etmesi idi. ‘Biz onların köleleriydik’ sözü İngiliz üst sınıf ahalisinin bahçesindeki çimler ne kadar düzenli ve kısa kesilmişse o kadar itibar kazandıkları üzerine bir göndermedir.

https://www.youtube.com/watch?v=HBJzgq77TQI

Bill Mollison ne şanslı ki ektiği tohumların meyvalarını da gördü. Örneğin, dünyanın çeşitli iklim ve coğrafyalarında permakültüre dayanan Küresel Bahçıvan (Global Gardener) dizisinde vurguladığı gibi ilk NewYork’a adım attığında Bronx’daki ilk şifalı otlar bahçesinden bu yana bugün yalnızca New York’ta 1.000’den fazla kent tarımı yapan alan oluştu. Benzeri konsept Kuzey Amerika ve dünyanın birçok yerine kentsel toplum bahçeleri ve gıda ormanları olarak yayılıyor. Bugün 126 ülkede permakültür öğretilir hale geldi. İyimser olmak için nedenimiz var. Çabalarımız devam ettikçe Monsanto’nun yayılmacılığından daha fazla alanı gelecek kuşaklara kazandırabileceğiz.

Bill Mollison ve David Holmgren

Bill Mollison ve David Holmgren

Yenilenebilir enerjilerden organik tarıma kapitalizmin kendini yeşille boyamaya başladığı günümüzde Bill Mollison’un sessiz devrim olarak adlandırdığı permakültür hareketi ondan sonra nasıl evrilecek yaşayıp göreceğiz. Şu bir gerçek ki Mollison’un ve permakültürün ikinci babası David Holmgreen’in takipçileri kendini yenileyen gıda peyzajları başta olmak üzere ekosistem restorasyonuna devam edecektir!

permaculture.co.uk/news/bruce-charles-bill-mollison-1928-2016

25-emet-degirmenci

 

Emet Değirmenci

kendineyeterlitoplum.wordpress.com/emet-degirmenci