‘Kapitalizm var olduğu sürece Sarah Kane’in ruhu acı çekmeye devam edecek!’

Şüphesiz savaş berbat bir şeydir. Ülkelerin dağılması, yıkılması, yüzlerce insanın ölmesi hiçbir iyi gerekçe ile açıklanamaz. Bunun böyle olduğunu bile bile, kayıp kanyonların sessizliğinde tutunacak bir dal bulabilir mi insan? Söz gelimi, savaş coğrafyalarının, zorunlu göçler üzerinden, başka diyarlara emanet hediyeler olarak sunduğu kültür sanat insanları bu veçhede değerlendirilebilir mi?

Böyle bir değerlendirilmeye kalkışılsa, herhalde bu konuda en savurgan ülke olarak 3. Reich Almanyası çıkar karşımıza ama Ekim Devrimi sonrası Rusya’da fena sayılmaz. 1453 İstanbul’un fethi, 1492 Engizisyonu, 1618-1648 arası otuz yıl savaşları, yakın tarihten 1979 İran İslam devrimi, 1980 12 Eylül askeri darbesi, 1991 Sovyetlerin çöküşü, 1990-1995 arası Yugoslavya iç savaşı ve son olarak Suriye’deki iç savaş! Tüm bu kötü kaderli coğrafyalar, en kıymetli kültür sanat insanlarını “emanet hediyeler” gibi savuruyor şimdilik iyi kaderli coğrafyalar. Söz savrulmalardan açılmışken ülkemiz de pek çok hüzünlü hediyeler kabul etmiştir. İşte bu hediyelerden biri olarak gördüğüm, değerli tiyatro insanı Bilge Emin ile hem balkan tiyatrosu hem Türkiye tiyatrosu hem de yeni çalışmaları ile ilgili bir söyleşi yaptım. Keyifle okumanız dileği ile…

***

Murat AKDAĞ : İstanbul’da yeni bir oyun çalışıyorsun. 4.48 Psikoz! Bu çalışmanı çok merak ediyorum ama seni bulmuşken, sana önce, Balkan Tiyatrosunu sormak isterim. Sen bizim için biraz Balkanlar’a açılan kapı gibisin. Ne söylemek istersin Balkan Tiyatrosu ilgili?

Bilge Emin

Bilge Emin

Bilge EMİN : Balkanlarda köklü bir tiyatro geleneği var. Orada tiyatro bir kültür sanat aktivitesi değil. Hayatın parçası olarak görülüyor. Örneğin benim çocukluğumda yani bundan 25 – 30 sene önce, mutlaka haftada bir gün tiyatroya gidilirdi ve tiyatroya gitmeden önce, oynanacak oyunun metni okunurdu. Oyunu gördükten sonra da iş bitmezdi. Herkes evde, okulda sokakta izledikleri oyunları tartışırdı. Biz eve geldiğimizde, izlediğimiz oyunla ilgili yazılar yazardır

M. AKDAĞ : Bu tiyatro hareketliliğini neye bağlıyorsun?

B. EMİN : Balkanların tarih boyunca yaşadığı hareketliliğe bağlıyorum. Balkan coğrafyası, belli aralıklarla hep savaş coğrafyası olmuş. Halk, bu savaş ortamının acılarını dindirmek için tiyatroya sarılmış gibi geliyor. Bir de, Balkanlar, batıdan doğuya geçiş noktasının ucunda da olsa duygu olarak doğu kültürü, biçim olarak batı kültürü üzerinde şekillenir. Tiyatro hayatındaki biçimsel hareketlilik Avrupa’daki tiyatro kültürünün hareketliliğe paralel ilerler.

M.AKDAĞ : Anladım. Türkiye’deki tiyatro camiası seni önce Balkan dillerinden yaptığın tiyatro çevirileri ile tanıdı. Kaç oyun çevirdiğini söyleyebilir misin?

B. EMİN : Tabi söylerim. Sırpçadan ve Makedoncadan çevirdiğim, sahnelenmiş ya da sahnelenmeyi bekleyen yaklaşık 15 tane oyun var.

M. AKDAĞ : Harika. Bu oyunların büyük bir kısmı sahnelendi. Hepsi de harika oyunlar. Çevirmenliğin dışında sen aslında bir tiyatro yönetmenisin değil mi?

B. EMİN : Ben önce, Türkiye’de, Ankara Üniversitesi’nde iletişim okudum. Sonra Makendonya’da tiyatro rejisi okudum ve bir süredir, Türkiye’de ve Makedonya’da oyunlar yönetiyorum.

Bundan sonra da yine yönetmenlik çalışmalarıma devam edeceğim ama oyun çevirmeyi de sürdürürüm diye düşünüyorum. Tiyatro oyun metinlerinin, çeviri yolu ile uluslararası sanat ortamlarında dolaşımda olmasına katkı sumak güzel bir şey.

M. AKDAĞ : Kesinlikle öyle. Geçen yıl, İstanbul Devlet Tiyatrosu için yönettiğin “Eğer Bu Bir Film Olsaydı” oyunu ile Rotary Tiyatro Ödülleri tarafından “yılın yönetmeni” seçildin galiba?

27

B.EMİN : Evet. İstanbul’da yaptığım ilk iş ile ödüllendirilmek beni çok mutlu etti. “Eğer Bu Bir Film Olsaydı” çok güzel bir çalışma oldu. Oyun bu sezon da repertuarda olacak. Oyunumuz bu, “yerli yabancı oyun tartışmaları” içinde nerde duruyor bilmiyorum ama benim, Boşnak bir yazar olan, Almir Imširević’den çevirip yönettiğim bir oyun sahnede olacak. Üstelik 4.48 Psikoz ile eş zamanlı olarak iki rejim sahnelenecek İstanbul’da.

M.AKDAĞ : Bir de, bu sezon, Trabzon Devlet Tiyatrosu’nda bir rejin sahnelenecek galiba?

B.EMİN : Evet. Trabzon Devlet Tiyatrosu için Stanislav Stratiev’in “Boş Odalar” adlı oyununu Hüseyin Mevsim çevirisi ile yönetiyorum. Oyun Ekim Ayının sonuna doğru prömiyer yapacak.

M.AKDAĞ : Tipik bir “balkan göçmeni” durumu. Durmak bilmeden çalışıyorsun. Bir sezonda üç rejini izleyeceğiz yani?

B.EMİN : Aslında birde dördüncü iş var bu sezon için ama henüz dillendirmek istemiyorum. Yapacak çok iş var.

M. AKDAĞ : Merakla bekliyorum. Gelelim o zaman 4.48 Psikoz’a. Bir Sarah Kane metni sahneliyorsun. Nasıl doğdu bu proje?

 

26

B.EMİN : Projeyi ortaya, Deniz Hamzaoğlu attı. “4.48’i oynamak istiyorum yönetir misin?” dedi bende “Elbette yönetirim” dedim. Çalışmaya başladık.

Oyunu, YABANCI SAHNE ve ENTROPİ SAHNE ortak projesi olarak hazırlıyoruz. 1 Ekim’de prömiyer yapacağız. Tüm sezon da Kadıköy ENTROPİ SAHNE’de oynayacağız.

M. AKDAĞ : Sarah Kane, doksanlardan günümüze kadar gelen tiyatro dilinin kurucularından biri olarak gösteriliyor. Senin Sarah Kane ile ilgili düşüncelerin neler?

Sarah Kane

Sarah Kane

B.EMİN : Sarah Kane “in your face” akımı içinde çok özel bir yazar ama “4.48” Sarah Kane’in diğer dört oyunundan farklı bir yerde duruyor benim açımdan. Çünkü bu akımın belirgin özellikleri olan cinsellik, vahşet, dövüşme gibi şeyler bu oyunda yok.

“4.48” daha çok Sarah Kane’in içsel dünyası ile ilgili bir metin. Zaten pek çok yerde, 4.48, Sarah Kane’in “intihar mektubu” gibi algılanıyor ama özellikle Sarah Kane’in kardeşi bu kanıda değil.

İngiltere’deki bazı eleştirmenler de bu iddiaya karşı çıkıyor.

M.AKDAĞ : Sen bu iddiaların neresinde duruyorsun?

B.EMİN : Ben bir intihar mektubu olduğunu düşünmüyorum. Metni, tiyatro oyun metni olarak yazılmış bir metin gibi yorumluyorum ve daha çok Sarah Kane’in doksanlardaki iç sızıntısı bugüne ne söyleyebilir, bunu araştırıyorum.

Tabi oyun “post dramatik” yapıya sahip olduğu için dramatuji yok, dramatik örgü yok, karakter yok. Bizim yaptığımızdan önce Dünyada ve Türkiye’de yapılan başka 4.48 Psikoz sahnelerine baktım. Genelde kadınlar oynuyor ya da altı kişi ile yedi kişi ile yapanlar var.

 

Bizim yorumumuzda bir erkek oyuncu, Deniz Hamzaoğlu oynuyor ve tek başına oynuyor. Zaten, Sarah Kane’in metninin cümlesi çift cinsiyetli bir cümle. Yaşadığımız dünyayı kaotik ortamında, düşünen bir bireyin içsel sıkıntılarını anlatıyor.

Deniz Hamzaoğlu

Deniz Hamzaoğlu

M.AKDAĞ : Belki bu noktayı biraz daha açmak gerekebilir…

B.EMİN : Açayım. Sarah Kane, daha ilk oyun metni “Blasted”i yazmaya başladığında Bosna’daki savaş esirleri kampındaki kadın tecavüzlerini öğreniyor ve yazdığı oyun metnini baştan aşağıya değiştiriyor.

Bütün oyunlarında dünyada yaşanan ölümlere, adaletsizliklere, kapitalizmin yarattığı vahşi ortama karşı bir isyan var.

4.48 Psikoz’da da, tüm bunlar yaşanırken, kendi içsel dünyasında neler olup bittiğine dair bir yüzleşme, bir iç hesaplaşma var. Zaten kendisi, bir röportajında, neden yazdığını anlatırken “Yazmak bir tedavi benim için” diyor. Bu benim için çok vurucu bir cümle idi ve oyunun yapısını bu cümle üzerine kurdum.

Mekanı bir akıl hastahanesi olarak yerleştirdim. Sarah Kane, yazarak kendisini iyileştiriyor, yazmadığı bir zaman geldiğinde de intihar ediyor.

M.AKDAĞ : Ve sen, Sarah Kane’in bu durumunun günümüz kaotik ortamında, düşünen bir bireyin durumu ile örtüştüğünü düşünüyorsun?

B.EMİN : Kesinlikle. Bugünün düşünen bireyinin iç sıkıntıları ile çok örtüşüyor. Yani Sarah Kane’in intiharından beri değişen bir şey yok. Kapitalizm var olduğu sürece de, Sarah Kane’in ruhu acı çekmeye devam edecek.

M.AKDAĞ : Anladım. Çok kuvvetli bir metinle boğuşuyorsun. Peki bu metni sahneye aktarırken çalıştığın ekipten biraz bahseder misin?

B.EMİN : Tabi. Zevkle. Harika bir ekiple çalışıyorum. Ben Makedonya’da da burada da hep Devlet Tiyatroları ile çalıştım. İlk defa bir özel tiyatro ile çalışıyorum ve bundan dolayı çok mutluyum.

Ödenekli kurumlarda prodüksiyon imkanı olarak çok güçlüsünüz ama her zaman tüm ekibin işin içine kendini koyduğunu görmek pek mümkün olmuyor. Özel tiyatrolarda ise tüm ekip ful konsantrasyon ile çalışıyor.

M.AKDAĞ : Söyleşi için çok teşekkür ederim. Eklemek istediğim bir şey yoksa, son olarak, oyunu oynanacağı yer ve tarihleri sorayım?

B.EMİN : Eklemek istediğim bir şey yok. Çok güzel bir çalışma yaptığımızı düşünüyoruz ve yaptığımız işin seyircide ne karşılığı olacağını çok merak ediyoruz. 4.48 Psikoz, 1 Ekim’de Kadıköy Entropi sahnede prömiyer yapacak ve tüm sezon Entropi sahnede oynamaya devam edecek.

 

Röportaj: Murat Akdağ

(Yeşil Gazete)