Niksar’da Cahit Külebi’nin anılarına yolculuk

Niksar’da Karşıbağ mahallesinde dut ağaçlarının tepesinde geçen çocukluğumu ararken kendiminkileri unutup, çocukluğu benim gibi Niksar’da geçmiş Cahit Külebi’nin anılarının izini sürerken buluyorum kendimi.

Cahit Külebi

Cahit Külebi

“ ….

Irmaklar gibi uzaklaşır
Bir türkü kadar uzak
Tekerler iki çizgi bırakır,
Hamutlar şak şak eder, dön geri bak. ‘

Bambaşka iki zamanda aynı sokaklarda ayak izlerimiz olan Niksar’da, Cahit Külebi’nin hep özlemle andığı bu şehirde, onun adımları ile dolaşmak için yakın dostu eski edebiyat öğretmeni Hami Karslı’dan yardım istiyorum. Cahit Külebi’yi ondan dinlemek istediğimi söylediğimde büyük bir nezaketle kabul ediyor. Çamiçi’nin yeşillikleri içindeki evinde buluşuyoruz. Hami Karslı: “ Sanatçı – sanatın hangi dalında boy gösterirse göstersin- kendini yurdunun hatta tüm dünyanın sorunlarından sorumlu tutar. Sanatını yaparken bu sorunları işler. “ derken Cahit Külebi’nin de sadece yöremizle ilgili şiirlerine yer verilmesini sindiremediğini onun anti emperyalist bir yurtsever olduğunu vurguluyor. “Cahit abi’nin çağdaş bir düşünceye sahip olduğu tartışma götürmeyecek kadar açıktır, çağdaş olmayan bir şair şu dizeleri yazabilir miydi ?” diyor Hami Karslı. 

Hami Karslı

Hami Karslı

Ve karmaşa bir kara bulut olmuş

Ne güneş açar, ne yağmur yağar,

Kurt sürüleri…öldüren öldürene

İnsanın değeri yok sinek kadar.

İnsanın değeri yok sinek kadar,

Yalan, kandırmaca, vurgun,

Halkımızın bir ucu savurmacada,

Bir ucuysa dibinde yoksulluğun.

…  .  .   .”

“ Amerikan emperyalizminin Türkiye’yi kıskaca aldığı dönemde Külebi “Amerika“şiirinde şunları söylüyor.”
AMERİKA

Önce Kristof Kolomb buldu Amerika’yı
Sonra biz.
Umutlar azaldı, günden güne, mutluluklar
Ve ekmeğimiz.
Bir çocuk ağlarsa dağ başında
Gözyaşında Amerika akar.
Vurdularsa birini, kanı şorladıysa
Bilin ki o kurşunlarda Amerika var.
Kişi kişiye köle tutulduysa, asıldıysa
Darağaçlarında Amerika var.
Ama biz yine de direneceğiz
Sonuncumuza kadar.”

Turgut Uyar, Cahit Külebi için, “Bütün ezilmişliğini de keyfini de duyurur Anadolu insanının”, der. Şiirinin toplumsal kökleri öylesine derindedir ki, O, Anadolu insanın nefesidir. Onun şiirlerinde insan ete kemiğe bürünür. Gerçek insanın, gerçek hikayesini anlatır. Şiirleri buram buram yaşam kokar.

Leylekli Köprü

Leylekli Köprü

Hami Karslı ile sohbetimizde onun Niksar’daki anılarından da bahsediyoruz. Ankara’da, İstanbul’da yaşadığı yıllarda da ne Niksar’la ne Niksar’lılarla bağını koparmış Cahit Külebi. Külebi’nin Niksar’ına dönebilmek için Niksar’daki en sevdiğim yer olan Arasta Çarşısında, bir Roma Köprüsü olan Leylekli Köprü’nün hemen yanındaki Adalı’nın Kahvesi’ne (eski adı Mahvel)  oturup bir kahve söylüyorum. Külebi’nin “ İçi Sevda Dolu Yolculuk “ kitabını açıp Külebi’nin Niksar’ına doğru yolculuğa çıkıyorum.

24

Niksar, o yıllarda “dört yüz evli, bin üç yüz kadar nüfuslu oldukça büyük bir kasaba”dır. Tokat’ın diğer ilçelerinden çok daha büyük. Bir Roma şehri olmasından mıdır, bir zamanlar başkentlik yapmış olmasından mı, yoksa Anadolu’daki ilk mederese’nin açıldığı yer olmasından mıdır bilinmez çevre kasabaların halkına göre daha kentli, daha gelişmiş bir kasabadır o zamanlar Niksar. Cahit Külebi’nin buradaki yıllarıyla alâkalı en önemli hatıraları; “gezici tiyatrolar”, “Niksar’da bir dahi Sait Hoca”, “Feryadi İsmail Hakkı Bey” “eski bir eşkıya olan Fadlılı Ali Çavuş” ile alakalıdır.

Cahit Külebi, gezici tiyatroların Niksar’a gelişini şöyle anlatır:

Hasan Bey’in tiyatrosunun birkaç kez geldiğini sanıyorum. Hasan Bey pehlivandı. Abla adlı kara kuru ve ne iş yaptığını bilmediğim bir kadın dikkatimi çekmişti. Kantocular ufak tefek zarif kızlardı. Özellikle bunlar içinde bir kez gelen Adalet, bütün Niksar’ı yakıp kavurdu. Eniştem de dâhil, bütün delikanlılar ondan dans dersi aldılar. Genellikle ertesi sabah Niksar’dan trupları ayrılacaksa, en son biri ‘Çayıra serdim postu’ yu söyler ve ‘Yarın Ünye’de buluşuruz inşallah’ diye bitirirdi. Bu sırada benim bile içime büyük bir boşluk, bir hüzün çökerdi. Adalet, tiyatrosuyla Ünye’ye gidince yıkım büyük oldu. Niksarlı delikanlılardan birkaçı da onun ardından gitti. Çarşamba’da göbeğinden vurdular diye haberler geldi.

Bu haber üzerine Cahit Külebi Niksarlı’ların çok üzüldüğünü belirtir. Fakat bu haberin doğru olmadığını şair, yıllar sonra 1938 yılında Almanya’da bir Alman arkadaşı ile bir gösteri izlemeye gittiğinde öğrenir. Bu gösteride Niksar’daki saf ve sade halinden çok farklı olsa da, bir zamanlar hepsinin hayallerini süsleyen Adalet ile tekrar karşılaşır.

29

Şairin çocukluk anılarından olan Sait Hoca ise, Niksar’da kendine göre buluşlar yapan, çok çalışkan bir kişidir. Cahit Külebi, Sait Hoca’yı da “Niksar’da Bir Dahi” başlığı altında anlatır.

Bizim Sait Hoca, altı dimkâne üstü keçe fabrikası olarak çalışan bir fabrika kurmuştu. İlgi duymadığım için çeltik bölümünü görmedim. İki oğlu vardı: Zeki, Hami. Yazları üçümüz kunduracı Yunus Usta’nın yanında çalışırdık. Kalfalık taslayıp her gün bir temiz dövdüğüm hocanın oğulları beni bir gün ilgi duyduğum keçe fabrikasına götürdüler. Keçe fabrikasının bulunduğu kat bir ayaktopu alanı kadar genişti. Başında kimse yoktu. Bütün aygıtlar kendi başlarına, Sait Hoca’nın izlencesine göre ileri geri gidiyor, böylece keçeyi dövüyordu. Sait Hoca öyle robotlar getirmişti ki, keçe olacak yapağıyı, aygıtın merdanesine bir bez içinde sarıyordu. Ondan sonrası işçisiz, Sait Hocasız, Tanrı’ya kalıyordu. Saptadığı gün gelip fabrikayı durduruyor, yeni keçeler sarıyordu.

Külebi’nin insanına sevgisi öylesine sahici ve doğal ki, bu onları anlatırken kullandığı dilde de zoraki olmayan ahenkle size ulaşıyor.

Kafamı kitaptan kaldırıp Ada’lının Kahvesi’nin balkonundan Külebi’nin ilkokulu okuduğu, eski Gaziahmet İlkokulu’nun meydanına doğru bakıyorum. Onun her gün okula doğru gidip gelirken geçtiği bu yollardan, ben yıllar sonra dedem Hacı Ali Boynudelik’in her pazartesi köylülerden aldığı koyun yoğurdunu almak için geçerdim. Zihnimde çocukluk anılarımız birbirine parmak uçlarıyla değer gibi karışırken görüyorum. Bir zamanlar ikimiz de ‘ Niksar’daki evimizde küçük bir kuş kadar hürdük.’

28-Şenay-Boynudelik

 

 

Şenay Boynudelik