Hafta SonuKitapManşet

12 Eylül’den Gezi’ye bir adsız kahraman: Ruhu Terbiyesiz Adam

0

Roman kahramanlarının düşünce dünyasında nasıl doğduğu, nasıl kişilik kazandığı sorusu belki de edebiyatın en temel tartışma konularından biri. Yazarın karakter yaratma aşamasına geçmeden önce onu hayalinde besleme, büyütme, olgunlaştırma süreci galiba konunun özünü oluşturuyor. Aslında bu süreç romancının dünyaya nereden baktığı ve hangi noktada durduğu olgusuyla da yakından ilişkili. Hayata bakılan pencerenin oradan izlenenlere, sözcüklere, imgelere, bunları birbirine bağlayan kurgunun bütününe anlam, renk ve biçim kazandırdığına ilişkin gerçek, Ferhan Şaylıman’ın beşinci romanı Ruhu Terbiyesiz Adam’da bir kez daha varlığını hissettiriyor.

61

Bu açıdan bakıldığında Şaylıman’ın, toplumsal fay hatlarımızda derin kırılmalarla savrulduğumuz bir aşamada altüst oluşumuzun yansımalarından kaçmadığını, aksine yaşanan acılara, kaygılara açık yüreklilikle dokunmayı hedeflediğini görüyoruz. Sıradan hayatların, temelleri geçmişte atılmış ilişki biçimleriyle, değer yargılarıyla, tercihlerle, kabullenişlerle bugünlerin hazırlanmasına öncülük ettiklerini anlatan bir kitap Ruhu Terbiyesiz Adam.

Şaylıman, romanı 12 Eylül’le Gezi olayları arasındaki bir zaman dilimine oturtarak kurgulamış. Aslında çok farklı noktalara dayanan bu iki toplumsal sarsıntının bazen sinir uçlarına kadar inilen kitapta, okuyucu adsız bir kahramanın dünyasında yolculuğa çıkarılmış. Kahramanımız alışılmış, kanıksanmış, kabul edilmiş, içselleştirilmiş ne varsa elinin tersiyle iten ve kendini daha kitabın ilk sayfalarında ‘’Kısa dönemler hariç hep işsizdim, düzensizdim, tektim ve terbiyesizdim.’’ diye tanımlayan birisi. Burada terbiyesiz kavramına alışılmışın dışında anlamlar yüklendiğini gözlüyoruz.

Ferhan Şaylıman

Ferhan Şaylıman

‘’Ruhu terbiye edilmiş adamlarla, terbiyesizler arasındaki fark, yaşam kadardır. İlki çizgili pijama, pofuduk terlik, televizyon ve mercimek çorbasını simgeler; diğeri her an her şeyin olabileceği bir belirsizlikler dünyasıdır. Arada kalıp ürkek tavşanı oynayanlar olsa da asıl mücadele terbiyelilerle terbiyesizlerin seçimleri arasında geçer.’’

Kahramanımızın romanda yalnızca düşünceleriyle değil, yaşam biçimiyle de aradaki farkı derinleştirme eğilimi, okuyucuyu hayata ilişkin gözlemlerini yeniden düşünmesini öneren sorularla dolu bir dünyaya yöneltiyor. Buket adındaki radyo programcısıyla TRT’nin tek kanal üzerinden yayın yaptığı günlerde başlayan arkadaşlıkları, onun kalbinde derin izler bırakır. İnsanın kendini, düşüncelerini çoğaltacak, dünyayı gerçekten anlamasını sağlayacak şeyleri sunulanın ötesinde arama çabasını, onların ilişkisinde bütün çıplaklığı ile gözleriz. Çünkü acılara dayanmanın, dayatılana pabuç bırakmamanın en kestirme yoludur hayatı çoğaltma çabası. Askeri diktatörlüğün ülkeyi kasıp kavurduğu dönemlerde karşısındakine güvenmenin ne demek olduğu anlatılırken, okuyucudan kendi deneyimleriyle yüzleşmesi de istenir.

Aslında Ruhu Terbiyesiz’in hayatında Buket’in dışında, üniversite yıllarından kalma bir sevgilisi vardır. Araya giren uzun yıllar ona duyduğu tutkuyu köreltmeye yetmez. Selda, albay olan babası Şevket Bey’in biçimlendirdiği kişiliği ile Buket’in tam tersi bir dünyanın insanıdır.

‘’Hayatlarımızda kara delikler oluşturan boşlukları işle, parayla, rütbeli ilişkilerle doldurma hırsı ne hüzünlü bir çabadır. Biz o boşlukları doldurmak için uğraştıkça yeni delikler açılır içimizde. Her delik daha çok iş, para, rütbe ve hırs demektir.’’

Bu düşünce onu çok sevmesine karşın önce ayrılıkla noktalanan ve araya giren uzun yılların ardından trajediye dönüşen ilişkilerinin özeti gibidir. Çünkü kahramanımız başından bu yana kendini hep şöyle ifade eder: ‘’Bana gelince kolaydım, açıktım, basittim, hesapsızdım, karmaşık değildim. Gizli hiçbir yanım yoktu. Hayatın bütün dayatmaları çıkarıldığında geriye kalandım. Ayrıksıydım. Seçmesini, elemesini beceren her gözün ucundan kıyısından takılabileceği bir adamdım.’’

Belki de romanda öne çıkan en temel kavram bu: Ayrıksılık. Sürüden ayrılanı kurt kapar uyarısının içinde gizli özne olarak duran ayrıksılık kavramı, bedel ödemeyi de gerektiren bir şeydir. Ruhu Terbiyesiz ile Buket’in, tanımların arasına sıkışmadan yaşama çabalarının nasıl bir parçalanmayla noktalandığını gördüğümüzde daha iyi anlarız bunu. Sıralı sekili ilişkiler dünyasında, sırasız ve sekisiz durma ısrarı kitapta hep ağırlığını hissettirir.

62

Bütün bu hesaplaşmaların, savrulmaların altını çizdikten sonra aslında romandaki genel anlatımın içine serpiştirilmiş farklı bir ayrıntıdan söz etmek mümkün. Şaylıman tam bir hayat panayırı sunuyor okuyucuya. 12 Eylül’ün karanlık günlerinde işinden atılan radyo programcısı Buket’ten, İkinci Dünya Savaşı’nda Hitler’in gözdesi, Berlin Filarmoni’nin tanrısal şefi Wilhelm Furtwangler’e; pavyon sanatçısı Sıla’dan, Herbert von Karajan’a; Sen Öldün Hasan ve Beygir Erhan’dan, İstvan Szabo’ya uzanan bir rengarenk ilişkiler yumağı kitabı adeta sarıp sarmalıyor. Peki kahramanımız bu yumağın hangi noktasında? O kurduğu hayallerle göz önünde olan ve altta görünmeyen her şeye rengini veren kişi aslında:

‘’Herkesin öküzü var; işte, evde, hayatın değişik alanlarında. Onlara öylesine gönülden bağlıyız ki kader deyip üstümüze binmelerine izin veriyoruz. Geçmişte kurduğum bir hayaldi bu: Örneğin bir sabah uyandığımızda bakmışız kimse işe gitmemiş. Tapu daireleri, bankalar, belediye binaları, bakanlıklar, noterler, döviz büroları, terminaller, havaalanları, alışveriş merkezleri, fabrikalar, atölyeler, pasajlar, pavyonlar, askeri birlikler bomboş. Silahın askeri, uçağın pilotu, otobüsün şoförü, makinenin işçisi, mağazanın tezgâhtarı, kaşeli evrakların memuru, belediyenin çöpçüsü, adliyenin mübaşiri, hapishanenin gardiyanı, karakolun polisi olmazsa ne olur? Hayat durur.’’

İlginçtir bu kitap 15 Temmuz darbesinin toplumda yarattığı sarsıntının en sıcak günlerinde yayımlandı. Roman şimdilerde yaşadığımız acılarla, geçmişin uzaklarda kalmış günleri arasında kurduğu çarpıcı bağlantılarla dikkat çekiyor. Yazıyı bunu örnekleyen bir saptamayla noktalayalım:

‘’Çoğunluğun taparcasına benimsediği kıstaslara bakarak boyun eğilen haklılık kavramıdır belki de dünyayı yaşanmaz kılan, cehenneme çeviren.’’

 

Ferhan Şaylıman
Ruhu Terbiyesiz Adam
Siyah Beyaz Yayınları

More in Hafta Sonu

You may also like

Comments

Comments are closed.