Köşe Yazıları

Biz cehennemde miyiz Aslı? – Tekgül Arı

Aslı Erdoğan yalnız değildir…

Sözcükler öyle bir dağılıyor ki içimde, cümle olmak istemiyorlar.

Aslı mı? Hadi canım! Bir yanlışlık olmalı.

14

Cümleleri oluşturan her bir harf oyuyor içimi, Aslı. Boğazım bir mengene, sıkıyor sesimi. Çok susuyorum şimdi. Susarak cezalandırmak isteğim, kendime. Karanlık öyle bir çökmüş ki omuzumuza! Sen o yükü atmak için çok düşünüyor, yazıyor, fikrini söylüyorsun, cana kıymıyor, yiten canlara, şehirlere yanıyorsun.

Bu gece ağır ve ben, kilitli dudaklarıma inat içimle konuşuyorum. Yok, kavga ediyorum, Aslı. Seni gözaltına almalarını sindiremiyorum. Derin bir düşüncenin altını oyuyorum gece boyunca, güne döner miyim? Özgür düşünce, ısrarla barış, kardeşlik, güzel ülke, diyorsun sadece. Demokrasi hani, diyorum. İnsanı ayıktırıyorsun Aslı, doğruları ünleyerek. Gücümü somuruyor sana yapılan haksızlık. Orada takılıp kalıyorum, gün dönmüyor. Fena, diyorum çok fena insanlar-sistemi elinde tutanlar. Haberlerde gözüm, tutuklanmışsın Aslı. “Sözcükler kâğıda işlemiyor,” diyor sosyal medya hesabında Nazlı Karabıyık. Midemde kramplar. Acısın çok acısın ki sana yapılan haksızlığın önüne geçsin. Geçmiyor Aslı. Senin bir cümlenle, insanlığınla ışıkları bulanım ben.

Titrek ellerin damarları mor atıyor. Pembe rüyalara dalanlar gülüyor. Kırmızıyı seven damarlar hep silah tutuyor. Ötekileştirilenler; ormanlar, kuşlar, atlar, böcekler… ne varsa bugün tekrar tekrar ölüyor. Ses çıktı mı, bir terör örgütüne yamıyorlar hemencecik bizi. Sana yaptıkları da bu. Düşünceni özgürce ifade ettiğin için böylesi bir suçlama. İşte bize kalan böylesi bir dünyada, farklı seslere tahammül edemeyen bu sistem, hep kanla tamamlıyor dönüşünü.

İnsanlar ne çok susuyorlar Aslı! Ne çok izliyorlar…

Seninle Ankara’da bir imza gününde karşılaşmıştık. Ben yeni doğum yapmış, sancılı günlerden geçiyordum. Yazamadığım için ölüyordum belki. Sen yazarken ölüyordun. Sancılar çakışır mı? Bakışında yakalamıştım seni. Olduğun gibi yazdığın gibiydin. Kitaplarına daldım, dokundum ruhuna Aslı. Gördüm içini, bırakır mıyım hiç seni?

Hayatın bizlere verip verebileceği tek ödül, tek armağan, sevgi dolu bir insandır ve biz böyle bir insanı, ilk fırsatta katlederiz. Sonra da, ömür boyu, bu asla bağışlanmayan günahın lanetini sırtımızda taşırız.”(Kabuk Adam)

Bugün bir mezarlığa girdim. Nedenini bilmiyorum Aslı. Öfkeliydim ve oradaki ölülere kızdım. Susarak, vurarak, kırarak, ayırarak omzumuza yükledikleri acıları haykırdım topraklarına. Ruhlarına gitmiş midir? Ha bir Fatiha da okudum onlara, hadi, bize bıraktığınız lanetinizle cennetinizde mutlu olun, dedim. Sonra Kırmızı Pelerinli Kent kitabında söylediğin söz aklıma geldi.

“Yeniden doğmadan önce cehennemi aşmak gerekiyordu belki…”

Biz cehennemde miyiz şimdi Aslı?

Biz çemberin dışındayız ve etrafımız alevlerle sarılmış. İnsanı sözle ayıktırmak için kıpırdadığımız an, birileri kolumuzdan, kafamızdan tutup kendi içine çekmeye çalışıyor. İçine girmeyince işkenceyle, ölümle tehdit ediyor bizi.

‘Yıldırımlar, karanlık, lamba, hayal, çiğ, kabarcık, rüya, şimşek çakması ve bir bulut: Dünyaya böyle bakmalıyız.’diyorsun bana Bir Kez Daha kitabından.

Dönüp çemberin dışında olanlara bakıyorum. Nasıl da azız, diyorum. Çemberin içinde olanların elini tutup hızla çeksek, gelirler mi? Sonra diyorum ki kendini dışarıya atanların elleri öyle çok olsa ki çembere uzansa, biri birinin elini tutsa, boşta kalan eli bir diğeri tutsa, onun elini de başka biri, böyle tutuna tutuna çember yarılıp yangınlar sönse… Yarın seni serbest bıraksalar…

Bu cehennemi böyle aşar mıyız Aslı?

Yeniden doğar mıyız?

Nazlı’nın dediği gibi, benim sözcükler ne yaparsam yapayım kâğıda işlemiyor, sen mazgalın arkasında olunca Aslı.

13-Tekgül-Arı

 

 

Tekgül Arı