Moğolistan’da bir hafta, ya da ekolojik yaşamın sınırları

Bir balık için okyanusun baş döndürücü derinlikleri neyse, bir kuş için gökyüzünün engin masmaviliği neyse, koyunlar, atlar ve Moğollar için de Moğolistan’ın uçsuz bucaksız yemyeşilliği işte öyle.

IMG_1981

Az gittik, uz gittik tarih kitaplarına inanırsak, kimilerimizin atalarının yıllarca at sırtında batıya doğru dörtnala gittiği düzlükleri, isyankar nehirleri ve geçit vermeyen başı karlı sıradağları tepeden seyrederek bir masal dünyasına indik. Başkent Ulan Batur’un dışına çıkar çıkmaz kendimizi zamansız bir coğrafyada bulduk.

Yaz ortasında bile eksilmeyen, solmayan, sonsuzluğa doğru göz alabildiğine uzarmış gibi görünen yeşillikler arasında özgürce koşuşturan atlar, başıboş dolaşan koyun sürüleri, miskin develer, tembelce geviş getiren öküzler Moğolistan’da geçirdiğim haftanın zihnimde iz bırakan görüntüleri. Her bir görüntüyü yaşı belirsiz bir Moğol kadını  ya da yüzündeki sert çizgiler kayaya çizilmiş gibi duran Moğol erkekleri veya gülen gözlerinde mutluluğun ışıltısı yansıyan Moğol çocukları tamamlıyor.

IMG_1637

Moğolistan’da bir noktadan diğerine giderken ya yol yok demek gerek ya da her yer yol! Boşuna “her Moğol kendi yolunda gider” dememişler. Hiç bir sınırın olmadığı dümdüz topraklarda bin bir baharatın kokusunun yayıldığı otların üzerinde daha önce geçmiş bir aracın belirsiz izlerinden de gidebiliyorsunuz veya kendinize yeni bir yol çiziyorsunuz. Saatler boyu ne bir köy, ne bir kasaba ya da medeniyeti temsil eden bir işaret görmeden yol alırken arasından geçtiğiniz koyun sürüsünün yakınlarında bir Moğol ailenin çadırına rastlıyorsunuz. Ger dedikleri, yurt diye de adlandırabileceğimiz ve her biri bir aileyi barındıran bu beyaz keçe çadırların arasında kilometrelerce mesafe bulunuyor. Gerler yeşilliğin ortasında minnacık beyaz lekeler gibi duruyor

Yurtlarda  yaşayan Moğollar göçebe kültürünün günümüzdeki uzantıları. Yaşamları  yüzyıl öncesinden, belki de binlerce yıl öncesinden hiç farklı değil. Bu insanlarla konuşurken yanı başınızdan Bilge Kağan’ın bir ulağının veya Cengiz Han’ın savaşçılarının geçivermesi kimseyi şaşırtmayacak sanki.

Göçebe Moğollar ekolojik yaşam düşleyenler için belki de son örnek, yoksa hayal gibi mi demek lazım?

IMG_1751 (2)

Doğayla iç içe yaşadıklarını söylemeye zaten gerek yok. Hayvanlarıyla beraber güneşi, yıldızları ve mevsimleri takip ediyorlar. Zorlu kışlara meydan okuyor, soğuk gecelere göğüs geriyorlar, dinmeyen yağmurlara, geçit vermeyen derelere, sağır eden gökgürültülü fırtınalara karşı hayvanlarıyla beraber mücadele ediyorlar. Sayısız yıldızın parıldadığı karanlık gecelerde, yakıcı güneşin altındaki uzun yaz günlerinde koyunlarını, keçilerini, öküzlerini, develerini ve atlarını kendilerinden önce gözetiyorlar.

Allahtan her şeyden herkese yetecek kadar var, sular bol, çayırlar sonsuz ve mavi gökyüzü sınırsız.

Moğolistan’ın yüzölçümü yaklaşık bir buçuk milyon kilometrekare, yani Türkiye’nin neredeyse iki katı, nüfusuysa üç milyondan az. Güneyde, Çin sınırındaki Gobi çölünü saymazsak her yer uçsuz bucaksız meralarla kaplı. Yeryüzünde kilometre kare başına en az insanın yaşadığı ülke Moğolistan herhalde. Buna karşı 60 milyon koyun, keçi, at, deve ve yak öküzü varlığıyla kişi başı en fazla evcil hayvanın yine bu coğrafyada yaşadığını öğreniyoruz.

Ülke nüfusunun yarısını barındıran bir buçuk milyon nüfusuyla başkent Ulan Batur göçebelikten yerleşikliğe geçişin tanığı gibi. Sovyetler etkisindeki kamu binalarının ve son yıllarda kapitalist entegrasyonun sembolü gökdelenlerin hemen etrafında hala yurtlarda yaşamın sürdüğü mahalleler uzanıyor. Başkent dışında nüfusu 5 000 ile 25 000 dışında değişen başka insan yerleşimleri olsa da onları şehir tanımına sokmak zor. Yani başkent Ulan Batur dışında yaşayanların neredeyse tamamı göçebe yaşamını sürdürüyor.

Peki, göçebelerin bu ekolojik yaşamlarını sürdürebilmeleri daha ne kadar mümkün? Geniş coğrafyada yayılan göçebe Moğolların çok yakın zamana kadar pazarla ilişkileri yerleşim yerlerinin uzaklığı ve çetin iklim koşulları nedeniyle neredeyse hiç yokmuş. Kendine yeterli bir ekonomi sürdüren halk pazar için peynir bile üretmiyor. Ekilir arazi yok denecek kadar az. Yumurtaların Rusya’dan ithal edildiği marketlerin raflarında şık ambalajlar içinde Hollanda peynirleri, Çin’den gelen meyve ve sebzeler satılıyor.

Sonsuz steplerde şimdiden atlı çobanların yanı sıra yol alan çoğu Japon veya Kore malı arazi araçları manzaranın bir parçası olmaya başlamış. Ger kamplarda konaklayan ve göçebe kültürünü yerinde ve en otantik haliyle görmek isteyen turistler bu süreci daha da hızlandıracağa benziyor. Göçebe yaşam tarzına rağmen okuryazar oranı son derece yüksek Moğolların kendilerini tüketim dünyasının girdabından kurtarması neredeyse imkansız. Şimdiden bir çok göçebe çoban birbirleriyle cep telefonlarıyla haberleşiyor. Özellikle gençler arasında geleneksel giysili insanların azaldığını hemen gözlemlemek mümkün.

IMG_1811

Göçebe yaşam tarzının bugüne kadar sürdürülebilmesinin temelinde uçsuz bucaksız meralar bulunuyor. Tarımsal üretim yapılan arazilerin son derece az olduğu ülkede Moğollar için sınırsız bir hareket alanı mevcut. Bu sınırsız hareket edebilme imkanı göçebe Moğollara hem kendine yeterli ekonominin altyapısını, hem de çok düşkün oldukları özgürlüğü sağlıyor.

İşte  can alıcı soru burada karşımıza çıkıyor: Moğollar doğayla iç içe yaşadıkları geleneksel yaşam tarzlarını daha ne kadar sürdürebilecek? Tüketim alışkanlıklarının değişmesiyle kendine yeterli olmamaya başlamaları ve pazara entegre olmaları tabii ki bir tehdit. Ama bu, nedenleri ve sonuçları ile kendilerinin baş edecekleri bir sorun. Moğolların geleneksel yaşamlarına esas büyük tehdit dışsal olacak gibi görünüyor.

Ulan Batur’da yerleşen şehirliler şimdiden küresel ekonomi ile bütünleşmiş sayılabilir. Ülke dış ödemeler dengesini ancak doğal kaynaklarını paraya çevirerek sağlayabileceğini düşünenlerce yönetiliyor. Zengin maden yatakları çok uluslu şirketlerin iştahını kabartıyor, bir çok maden imtiyazı verilmiş bile. Çoğunluğunu dev Kore ve Çin dev şirketlerinin öncülüğünde modern tarımsal işletmeler, entegre hayvancılık tesisleri  ve iç tüketimi karşılamaya yönelik sanayi kurulması için sayılı günler var gibi görünüyor. Eğer yönetim sorunu bir kalkınma sorunu olarak görür ve ona uygun davranırsa çok geçmeden madenler, enerji santralleri, iç pazarı büyütecek yollar, endüstriyel çiftlikler ve bilumum çılgın projeler için imtiyaz ve teşvik bekleyen yatırımcılar Moğolistan’ı küresel sistemin sıradan bir aktörü haline getirmek için gözlerini dikmiş, hazır bekliyor.

Açılacak her maden ocağı, tarımsal üretim için çevrilecek her tarla, her fabrika, her enerji tesisi o sonsuz yeşilliğin ortasındaki kara deliklere mi dönüşecek? Çok geçmeden göçebelerin yüzyıllardır hayvanlarıyla birlikte konup göçtükleri meraları daralarak birbirlerinden kopacak, dereleri şirketlerin elinde geçit vermez hale gelecek, övündükleri mavi gökyüzleri kirlenecek, yani yaşam alanları Moğollara yabancılaşacak, giderek yok mu olacak?

Doğayla bütünleşen göçebe Moğol ekolojik yaşamı varlığını acaba nereye kadar sürdürebilecek?

Benzer gelişmeler başka zamanlarda, başka coğrafyalarda çoktan yaşandı, bitti. Oysa bugünkü Moğolistan başka bir yaşam tarzının hala mümkün olduğunu bütün insanlığa gösterebilecek belki de son örnek.

66-mahmut-boynudelik

 

Mahmut Boynudelik

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Pin on Pinterest0Email this to someonePrint this page