Yeniden, hem de dışarıdan! – Şebnem Korur Fincancı

İçeride her gün sayfalar doldururken, üç günde yazıya nasıl başlayacağımın kararsızlığı ile baş başa kalakaldım. Sevgili meslektaşım, kardeşim Osman Öztürk’ün yazdığı gibi gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni, sevgili Fatih Polat’ın 13 yıl önce bizi “keşfetmesi!” bir yandan kendimizle ve toplumla yüzleşme, sorgulama alanı yarattı bizim gibi alan dışından olanlara gündeme kıyısından ilişme olanağı vererek ya, daha da önemlisi okumak gibi yazmanın da tadına varmamızı sağladı doğrusu. Gene de amatörlük işte, başlamak ara verince zor oluyor. Hele hücredeyken, günde 3-5 sayfa yazmazsam sözcükler içimden taşacakmış gibi hissederken, hapishane günlüklerimi tanıklıklarımla doldururken daha koğuşa geçmemle başlayan insan sıcağı ve o muhteşem kadınların kucaklaması, sesi sözün önüne geçiriverdi. Üstüne apar topar kapının dışına koymalarıyla birlikte, dışarıdaki dayanışmanın gücüne ilk elden tanıklık nefesimi kesti, duvarın ardında da umudumuzu pekiştirecek denli hissetmemize rağmen…

Sözümüzün umulmadık menzile ermesine yol açtıkları için teşekkür mü etmeli, Özgür Gündem ile dayanışmayı büyütmelerine şükran mı duymalı bilmem ama eminim bizi korkutma, sindirme girişimlerinin bumerang gibi dönüp onları vurması yeter onlara!

Hiç bitmeyen bir şiddet sarmalının orta yerinde dayanışma ruhumuza merhem olsa da, şu bir yıl içinde bombalarla parçalanan yüzlerce beden, ruhu paramparça binlerce insan, tanklarla yerle bir olan evler, namluların ucunda yok olan binlerce genç, yaşlı, çocuk kadın ile asıl olarak parmaklarımızın arasından hızla kayıp giden geleceğimiz hiç hız kesmedi biz tutsak edildik diye. Ahmet Nesin, Erol Önderoğlu ve benim tutsaklığımızın bu karanlık tablo içinden bir ışık huzmesini dünyaya sızdıran köşesinde dayanışmanın renkliliği ise umudumuz oldu.

Yerimin mahpushane olmadığı, dışarıda mücadeleye devam etmem gerektiği öğüdüyle uğurlandığım Bakırköy Kadın Hapishanesi eminim o çok şaşırtıcı kadın dayanışması ile diğerlerinden çok daha farklı ve olumlu özellikler barındırsa dahi, hiçbir insanın yeri mahpushane olmamalı ve onarıcı adaletin tüm adımları insanca yaşayacağımız bir toplumsal dönüşümün güçlü adımları ile birlikte zaman geçirmeksizin ileri, daha ileri taşınmalı.

Şunu ifade etmeliyim ki, duvarın bu tarafı ya da diğer yanı değil bizi özgür kılan! Özgürlük tüm baskılara, kısıtlamalara karşı hakikati söyleme inadımızda, o hakikati hayatlarımızın orta yerine taşıma kararlılığında. Nerede olursak olalım fark etmez. Hakikati arama inadımı tahmin ettiğimden çok daha fazla ve çok renkli, çok boyutlu bir uzama ulaştırabildiğimi görmek de bu mahpusluğun en iyi yanlarından biri oldu açıkçası. Zaman zaman tüm yaşananlar karşısında etrafımızı saran sessizlik, sevdalısı olduğum fantastik edebiyatın ruh emicileri gibi gücümüzü soğurmaya çalışsa da, içten tepmeli motorumun sınırlarını zorladığı bu dönemde tam yerinde ve zamanında bir müdahale ile tazelendik, güç kazandık. Ruh emicileri karanlık köşelerine geri gönderdik ya, rehavete kapılmamak gerekiyor. İçeride tutsak onlarca gazeteciyi, avukatı, siyasi mücadele yürüten binlerce insanı da almak, ölümleri durdurmak üzere direngen bir dayanışmayı daha da yaygınlaştırmak boynumuzun borcu.

Sesimizi söze, sözümüzü dirence dönüştüren özgürlüğün ve hakikatin peşinde büyüteceğimiz dayanışmalara selam olsun!

Şebnem Korur Fincancı

Şebnem Korur Fincancı

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Pin on Pinterest0Email this to someonePrint this page