Başıbozuk bir Ece Ayhan hatıratı – İnan Mayıs Aru

Ece’yle tanışmamız bu fotoğraftan birkaç yıl sonrasına denk gelir, 17 yaşımdaydım henüz, lise son sınıfta.

69

Çanakkale Biga’da üç kafadar – Dilara, Semih ve ben – Ece’nin İstanbul’da hastaneden çıktığını Çanakkale’deki evine döndüğünü duymuş, onu ziyaret etmeye karar vermiştik. Adresi Çanakkale Kordon’un sonunda arka sokaklarda kalan Yalı Han’ın işletmecilerinden öğrenmiştik zira yeğeni de bir süre burada Han’da çalışmıştı.

Yalı Han dediğimiz İzmir’deki Kızlarağası Han’ın biraz daha minyatürü, bir avluya bakan eski bir han yapısı bahçesinde işletilen bir çaycı-bar. Çanakkale alternatif gençliğinin takıldığı mekân o zamanlar. Üst katlarda da eski han geleneğine uygun minik dükkânlar, atölyeler var, hepsi aynı avluya bakıyor. Çanakkale Jazz Derneği de ufak dükkânlardan birinde konuşlanmış. Derneği tek başına sürdüren abi de dinazor, free jazz, acid jazz’ı cazdan saymıyor, bütün gün Dizzie Gillespie’ler, Charlie Parker’lar, Bessie Smith’ler çalınıyor dükkânda, ama bu ayrı bir hikâye.

Velhasıl kelam Han’daki ağabeylerden Ece’nin adresini aldık ama bizi uyarmadan edemediler, “Aksi ihtiyarın tekidir, kapısını açacağını bile sanmayız, açsa da kovar sizi” diye. Biz ürke ürke aldığımız adrese gittik, kapıyı çaldık. Kapıda bir ihtiyar, zor yürüyor. “Ece Ayhan’ı görmeye gelmiştik,” diyebildik. “Aa, hoş geldiniz çocuklar, geçin içeri,” diye hemen buyur etti bizi, felci yeni atlatmış, bir bacağı hala pek tutmuyor.

Dilara’ya tutuna tutuna, iltifatlar ederek bizimle salona geçti yaşlı kurt. “Dolapta bira da var alın için, doktor bana yasakladı ama…” dedi. Biraları açtık sohbete daldık. Bir süre sonra dayanamayıp sorduk, “Senin için aksi ihtiyarın teki dediler, herkesi kovarmışsın ama bize pek öyle görünmedin” diye. Bizi sevmiş, yalnızdı da tabii o dönemde, sohbet etmeye gelen gideni yok pek. Aksi olduğu da doğru tabii, bizden iki hafta önce TRT’nin çekim ekibini kovalamış evden, “Neden şiir?” yollu abuk sorular sorulunca dayanamamış.

Ediplerin, Turgutların, Nilgünlerin masası, Bilge’nin Onat’ın maceraları

Bizimleyse saatlerce muhabbet etti sonra izin isteyip kalktık ama ben babam ayda bir falan onun sendika toplantıları için Çanakkale merkeze indikçe onunla birlikte merkeze inip Ece’yi ziyarete gidiyordum.

Nilgün Marmara, Ece Ayhan, Haydar Ergülen

Nilgün Marmara, Ece Ayhan, Haydar Ergülen

Kapıyı açar açmaz elime biraz para, alışveriş listesi, bir de çöp poşetlerini tutuşturur yollardı. Önce işleri halleder sonra sohbete giderdim. Neler anlatmazdı ki! O zamanlar daha hiç görmediğim yıllar öncesinin Beyoğlu’na, Cumhuriyet Meyhanesi’ne, Ediplerin, Turgutların, Nilgünlerin masasına, Ankara sokaklarına, Bilge’nin Onat’ın maceralarına ışınlanırdım adeta sohbetin içinde.

Başıbozuk bir sohbetti Ece’ninki, daldan dala atlayarak hiç durmadan konuşurdu. O yaşta o kafayla anlattıklarının ne kadarını anlayabiliyordum bilemiyorum şimdi. Bir keresinde, “Gel çocuk, yerleş buraya yanımda yaşa, el ayak olursun bana,” demişti. Halen felcin etkisinde olduğundan yazamıyordu. O sıralar YKY’nin başında Enis Batur vardı, Ece’nin tüm kitaplarının yayın haklarını almıştı, karşılığında hem hastane masrafları, hem aylık ihtiyaçları karşılanıyordu. Bir de YKY’den sekreter kızı telefonla arayıp yazacaklarını dikte ettiriyordu. Ece telefonda anlatıyor, kız karşıda yazıyordu. Bir süre de yeğeni kalmış yanında, o yardım etmişti gündelik işlerine ama sonra çocuğu cigaralıkla yakalamışlar, denetimli serbestlik falan yok tabii o zamanlar, 2 yıl ceza kesmişler, içerideydi.

71

İşte şimdi bana, “Gel, kal yanımda!” diyordu, ne büyük nimet. Ama okulum vardı, hem bizimkilere desemki, “Ben evden ayrılıyorum, şu ihtiyar şairin yanında kalacağım”, diye muhtemelen ufak çaplı bir kıyamet kopardı. Ben aylık ziyaretlerime devam etmekle yetindim bir süre daha.

Efendisizler’de Ece röportajı

efendisizler

O sıralar İstanbul’da anarşistler Efendisizler dergisini çıkarıyor Tayfun’un da önayak olmasıyla. Dergi yaygın dağıtıma verilmiş, Yay-Sat’la Biga gibi küçük kasabalardaki gazete bayilerine bile ulaşıyor. Ben gazeteciden gelen tüm kopyaları çalıp, ücretsiz dağıtıyorum arkadaşlara tabii. Yüz yüze tanışmasak ve bırakın Facebook’u e-posta bile sınırlı imkânlarla kullanılsa da mektuplaşıyoruz bol bol o dönem herkesle. Efendisizler’e de yazıyorum mektup, Ece’yle röportaj yapmaya karar veriyoruz dergi için. Ece de kabul ediyor ama “Teyp meyp istemem diyor, kâğıt kalemle not alırsın.” Ancak benim kalemim Ece’nin zihninin hızına yetişemediğinden o röportajı bir türlü derli toplu bir hale getiremiyorum.

Meçhul Öğrenci Anıtı basılıyor tam sayfa o sayıda röportaj yerine. Ece o gün 70’lerin 80’lerin bilinmeyen anarşistlerinden bahsetmişti. “Sivil”lik bahsine girmiştik, 60’ların başında Anadolu’da kaymakamlık yaparken köylülerden öğrendiği bir hikâyeyi anlatmıştı. Ayıyla karşılaşınca tüm kıyafetlerini çıkarıp çırçıplak yürürmüş köylüler ayının üstüne, ayı da insanı öyle sivil halde görünce dönüp gidermiş arkasını. “Ben de çok ayı kaçırdım böyle,” demişti. Sonra bir gazete kâğıdı aldı eline, makasla bir parça kesip ikiye kıvırdı ve bir Moebius şeridi yaptı, “İşte anarşi bu, tek boyutlu bir evreni bükerek imkânsız görüneni mümkün kılmak,” dedi.

“Senin şair ölmüş”

1931 - 2002

1931 – 2002

O yaz okulu bitirince ben evden kaçtım, sonra geri döndüm. 2 yıl kaçışlar ve dönüşlerle, serseri mayınlıkla geçti. 2001’de üniversiteyi kazanıp, nihayet babamın rızalığını da alarak evden çıkıncaya kadar. O ara, yollarla başka bir dünyanın kapıları aralanmıştı, Ece’yi unutmuştum nicedir2002 yazında Biga’ya bizimkilerin yanına döndüğümde babam bir gün gazeteyi koydu önüme, “Senin şair ölmüş,” dedi.

Göçmüştü Ece, ardında şiir görünümünde bir dizi enigmatik tarih ve etik anlatısı bırakarak. “Ben şair değil etikçiyim,” derdi, resmi tarihin ötesine uzanan başıbozuk bir tarihin parçalarından yeni bir dil ve anlatı ördü ömrü boyunca.

Ağlamadım Ece’nin ölümüne, ölüme ağlamak âdetim değil, ancak özleyince gözyaşı dökerim ölülerimin ardından.

Uğurlar ola!

 

74-İnan Mayıs Aru

 

 

İnan Mayıs Aru

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page