Her Yerde Sanat derneği ile Sosyal Sirk okulu Sirkhane’yi konuştuk

Güzel şeyler de oluyor.

Üstelik tüketilemiyor öyle, hayallerimizi tamamlıyor ve umut veriyor.

Her Yerde Sanat Derneği’nin tüm varlık nedeni en sade haliyle bu. Eski Mardin’deki Hanlardan birinden uzun bacaklı çocukların gülüşleri yükseliyor. Sanki bütün çevreye yayılıyor. Suriye’den, Irak’tan, çevre köylerden gelmişler. Savaştan kaçıyorlar ya da sadece kendilerine bir yol arıyorlar. Bu yüzden buraya, gülüşleri yayılsın diye yazıyorum nerelerden geldiklerini. Her Yerde Sanat Derneğinin Sosyal Sirk okulu Sirkhanedeyse nereden geldiğin önemli değil. Sadece çocuk olmak yeterli.

İşte bu Han’da, Her Yerde Sanat’ta olup bitenleri organize eden Pınar (Demiral) ve Serdal’la (Adam) Mardin’de bir kafede buluştuk. Neler yaptıklarını anlattılar. Hayat devam ederken, “iyi şeyler de oluyor” deme gücünü arayanlar için anlamlı bir sohbete dönüştü.

15

Bahar Topçu: Her Yerde Sanat Derneğinin kuruluş felsefesinden bahsedelim mi? Dezavantajlı çocuklara ulaşmak için kurulmuş ve tabii ki de bölgedeki savaş koşullarından dolayı mülteci çocuklarla çalışmaya yoğunlaşmış durumdasınız..

Pınar Demiral: Evet, aynen öyle.

Bahar: Kimler, nasıl kurdu Her Yerde Sanat derneğini?

13

Pınar: Biz aslında 4 – 5 kişi, biri fotoğrafçı biri ressam biri Serdal diğeri ben, öğretmen bir arkadaşımız ve bazı gençler zaten çalışmalar yapıyorduk. Başka derneklerle çalışıyorduk, başka kurumlarla, bağımsız olarak, her birimizin farklı farklı alanlarda çalışmaları vardı. Aynı kafada ve aynı bakış açısında olduğumuzu hissettikten sonra dedik ki bunu artık tüzelleştirmemiz gerekiyor. Hızlı bir şekilde hemen tüzüğümüzü hazırladık. Felsefemiz belliydi zaten. Dezavantajlı çocuk ve gençler için uzun vadede sürdürülebilir, yaşamlarına dokunabilecek ve değiştirecek, onları etkileyebilecek çalışmalar yapmak istiyoruz, dedik. Bunun için de dönem, yer, etnik, dil, din hiç önemli değil.

14

Serdal Adam: Zaten isminin ‘Her Yerde Sanat’ olmasının nedeni de bu. Herhangi bir mekânla sınırlı kalmamak için oluşturmaya çalıştık. Biz çocukların köylerine, yaşam alanlarına, onlara biz bir şeyleri taşıyalım istedik. Biraz daha mobil bir kafaydı.

Sosyal Sirk fikri en başından beri vardı yani. Sirkhane gibi bir okul fikrine nasıl ulaştınız? Bu da en başından beri hedeflediğiniz bir şey miydi?

Pınar: Biz yaklaşık beş yıldır Mardin’de bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. İlk başladığımızda ne yapmak istediğimize tam olarak karar vererek yapmaya başlamadık aslında. İlk başta bir fikrimiz vardı, “festival yapmak istiyorduk” Zamanla bu bölgedeki çocukların o festivallere dâhil oluş biçimlerini gördükçe bunun yeterli olmadığını ve bunun aslında eğitimlerle, daha yerele yayılarak, yerelden beslenerek ilerlemesi gerektiğini hissettik.

Sirk, sanat, müzik bunların hepsi bizim için bir araç. Sosyal bir değişim için dezavantajlı çocuklarla çalışırken onlara kuvvetli bir araç verebilmek için herhangi bir araç seçilir. Biz de bize en yakın, en mantıklı, güvenli ve inandığımız şey olan sosyal sirki bulduk. 2014 yılında Irak’tan Şengal’den, IŞİD’den kaçan gruplar Mardin’e geldiler ve ilk önce burada bir otogara yerleştirildiler. O sırada bizim de sosyal sirk festivalimiz gerçekleşiyordu. 20 ülkeden yaklaşık seksen tane sirk sanatçısı eğitmen Mardin’deydi. Ve biz 25 gün boyunca bu kampta, 80’e yakın insanla bir program çıkardık. Kampta her gün düzenli eğitimler yapılmaya başlandı. İlk aşamadaki amacımız 16 kişilik ergen yaşta, eğitmen olabilecek bir grup seçip onlara eğitmen eğitimi vermekti. Gerekli malzemeleri de bırakacaktık ki biz kampa gidemediğimiz zaman onlar kampta yaşarken bu gibi etkinlikleri diğer çocuklar ve gençlerle gerçekleştirebileceklerdi.

16

O festival, özellikle farklı ülkelerden gelen sirk eğitmenleri açısından nasıl geçti?

Pınar: Bu 16 kişilik grup için gelen eğitmenler çok şaşırmıştı. Normalde gelirler eğitim verirler, akşam olur ve herkes evine gider şeklinde alışmışken; burada öyle olmadı. Sabah 9’da hazır bir şekilde geliyorlardı ve gece saat 12’ye kadar. Eğitmenler de öyle bir yüksek enerjiye girmişlerdi ki artık onlarda inanamıyordu. Çocuklar istedikçe onlar da daha çok vermek istiyordu çünkü. Zaten gelen eğitmenler de böyleydi. Karşılıklı böyle bir süreç başladı. Sadece gelin, tahta bacak eğitimi alın, zamanınızı geçirin şeklinde yapmadık. Amaç sosyal sirk pedagojisi içinde onların bir araçla hem hayata tutunmalarını hem bir yetenek elde etmelerini sağlamaktı.

Bu eğitimleri alan çocuklar şimdi nerde, neler yapıyor biliyor musunuz?

O zamandan, yani 2014 Eylül ayından beri bu grupla iletişimimiz devam ediyor. Bir bölümü yasal yollarla bir kısmı Yunanistan üzerinden Almanya’ya gitti. Kimi farklı yerlere gitti. Ama iletişimimiz hiç bitmiyor. Onlar da oradaki sosyal sirklerle iletişime geçtiler ve kopmaz bir bağ oluştu. Geçen hafta Almanya’da bir buluşma gerçekleşti. Kampta çekilmiş fotoğrafların sergilendiği bir sergide bir araya geldiler ve Mardin’den Almanya’ya göç etmiş ekip birbirini buldu. Oradaki başka insanlara da eğitim vererek devam ettiler. Ve umarım bitmeyecek, çoğalarak devam edecektir diye tahmin ediyorum.

Burada kalanlar da Diyar ve abisi Şiyar.

Diyar ve Bahar :)

Diyar ve Bahar :)

Diyar’ın özel bir şeyi var, kampta mesela yanında başka birisi daha vardı. Kamptan çıkıp bizim yanımıza, derneğe gelir – oturur, her şeyi izlerdi. Ve Diyar çok ufaktı o zaman. Görüntü olarak bile daha cılızdı falan. 15 yaşındaydı, şimdi 17. Tek kelime İngilizce bilmiyordu. Top çevirme, hiçbir şey bilmiyordu. Ve kamptan çıkıp, gelip, bizim kapının gelişindeki yükseltiye oturuyordu.

İnsanlar iniyor – çıkıyor, önünden geçiyorlarken hiçbir şey yapmadan orada öylece oturur, izlerdi. Bir yandan kampta eğitim alıyorlardı, bir yandan da buraya gelip buradaki aktivitelere katılmaya çalışıyorlardı. Çünkü o kaldıkları kamp Mardin merkezine yürüme mesafesiydi diyebilirim. Bir final gösterisi olacaktı Mardin müzesinin önünde, o gün yine gelmişlerdi kamptan. Biz de onları alıp direk gösterinin içine koyduk. Hiçbir şey bilmiyorlar; ama onları öyle bir konumlandırdık ki bilmelerine gerek kalmadan, bir şekilde sahnenin bir parçası olabildiler.

Diyar hala mesela, 2 – 3 hafta önce bu konuda konuştuk, diyor ki hayatımda unutulmaz bir andı, Gösteriye çıktım, yüzlerce insan beni seyretti. Mesela o, tamamıyla kendisini bıraktı bu sosyal sirke, bize. Ve onlar daha sonra, bizim çalıştığımız Yezidi grup (Diyar ve Şiyar Irak’tan gelen Yezidi’ler) başka kamplara gittiler. Nusaybin’de bir kampa yerleştirildiler. Biz Nusaybin’deki kampla iletişime geçtik. İşte izinler aldık. Goethe Enstitüsü bizimle iletişime geçti, Almanya’dan bir tahta bacak tiyatrosunu getirtip bizimle bir çalışma yapmak istiyordu. İstanbul’a gittik bir toplantı yapmak için. Kampla iletişime geçtik ve ilk olarak çalıştığımız bu 16 kişilik kamp grubunu Mardin’e davet ettik 15 günlüğüne. Ve Yurtdışından gelen bu tiyatro ve Geothe Enstitüsüyle çalışmaya başladık. Ve, o çalışma da bizim bu tahta bacak alanında yaptığımız bütün bu işler için bizi çok farklı bir yere taşımaya başladı.

Çocuklara bu şekilde mi ulaşıyorsunuz?

Serdal: Gösterilerde ilgi duyuyor, dikkatle izliyor mesela. Çocukların motivasyonu yerine gelmesi için bir şeyler yapalım diye gösteriler yaptık kamplarda. Oradan bir bağlantı kuruluyor. Bu sayede başka aktivite, gösteriler oluyor. Bunun sayesinde başka insanlar katılmaya başlıyor. Mesela Pınar birkaç tane ufak gösteri yaptı okullar içerisinde. O çocuklar sonra oradan gelmeye başladı. Bağlantı aslında bu şekilde oluyor. Daha çok dışarıda yapılan gösterilerle..

Diyar sihirbazlık yapmayı öğretiyor.

Diyar sihirbazlık yapmayı öğretiyor.

Çocuklar çok mutlu. Peki, aileler nasıl tepki veriyor, onlarla da görüşüyor musunuz?

Pınar: Mardin’li aileler, bizim çevremizde olan aileler bize güveniyorlar, çocuklarını gönderiyorlar. Uzakta olan aileler hemen göndermek istemeyebiliyorlar çünkü bilmiyorlar nedir, nasıldır, nasıl bir yer.. Belki çocuk bir şekilde ailesini ikna ediyor. Göçmen ailelerde kampta yaşayan aileler zaten çocuklarındaki değişimi, yaşamlarına kattıkları artı değeri fark ettikleri için çok sevinerek, isteyerek gönderiyorlar çocuklarını. Onlar için bir umut kaynağı olduğu için. Mardin merkezde yaşayan göçmen aileler yine öyle. Çünkü çocuklarının hani okula gitme durumları yok. Onlar da geliyorlar, emek veriyorlar, yardımcı oluyorlar, çalışıyorlar bizimle birlikte. Yani sahiplenmeyen ve çocuğuna sorun çıkaran aile sayısı gerçekten çok çok az oldu şimdiye kadar karşılaştığımız.

Yeni yürüttüğümüz programda Suriyeli bir okul müdürümüz var. Suriye’deki bir okuldan emekli. Burada işsizdi, biz onun yardımını istedik. Hem çok saygı duyulan bir insan hem de bizden çok çok daha deneyimli. Onun sayesinde şu anda okula gelen bütün çocukların ailelerinin evlerini tek tek ziyaret ettik. Anlatıldı böyle bir eğitim verileceği. Çok uzak köylerden gelen çocuklar var. Biz sonuçta bir devlet kurumu değiliz. Böyle bir güvence de veremiyoruz. Buna rağmen aile güvenip her hafta çocuğunu buraya gönderiyor ve ondaki gelişimi gördüğü zaman daha da fazla destekliyor.

Yani daha ne olsun. Ama gerçekten şu anda, şu da olsaydı iyi olurdu, şunu da yapmak istiyoruz, dediğiniz bir şey var mı ya da bir şeyler?

Pınar: Var tabi.

Serdal: Bir sürü var. Benim aklıma ilk gelen, mahallelerde kurmak istediğimiz küçük, prototip eğitim merkezleri.

Nasıl yani? Gezici sirkhaneler mi?

Serdal: Yo, Sabit. Ama çok basit. Geniş bir salon. Tek katlı olabilir. Her türlü eğitimi verebileceğin ortama uygun. Basit bir merkez.

Pınar: 6 metre tavan yüksekliği sirke uygun olması açısından gerekli.

Bu arada sadece sirk eğitimleri vermiyorsunuz..

Pınar: Müzik, dans, Türkçe, İngilizce… Ama yani fiziksel koşullar bizi çok zorluyor eğitimler açısından. Eski Mardin’de, bir Haneyi kiraladık ve orayı bir Sirk okulu olarak kullanmaya çalışıyoruz. Koşullar gerçekten zorlayıcı oluyor. Birçok yanıyla fiziksel işler, bizim enerjimizi ve zamanımızı alıyor. Sınıfı sığdırmaya çalışıyoruz falan..

Çocukların çok daha iyi bir eğitim alabilmeleri açısından Serdal’ın dediği gibi, kafamızda böyle, basit bir tip ama çok kullanışlı olabilecek yüksek tavanlı, dört duvarlı, zemini uygun olan bir mekâna ihtiyacımız var. Ve bunun mümkünse daha varoş mahallelerde, daha çok göçmenlerin ve dezavantajlı, fakir çocukların yaşadığı mahallelerde kurmak istiyoruz. Aslında biz ona Sirk Okulu diyoruz.

Serdal: Tek sınıflı geniş bir alan sadece. Ama çok çok ciddi bir etki yaratır. Bizim kafamızda böyle bir plan var ama bunu nasıl gerçekleştiririz, bakalım

Bunu yerel yöneticiler nasıl görüyor? Valiler, belediye çalışanları, hatta belki din insanları yaptıklarınızı görüyorlar mı?

Pınar: Görenler var. Görmezden gelenler var. Ya da hiç görmeyenler var. Sanırım biraz kişiye göre değişiyor. Hani, bazı valiler çok ilgileniyor; bazı valiler hiç yokmuşuz gibi davranıyor. Bazı vali yardımcıları çok takdir edip yardımcı oluyor; bazıları olamıyor. Ama genel olarak belediye, valilik, kurumlar takdir edildik – hep takdir ediliyoruz (gülüyor) sanki biraz boş bir takdir oluyor ama olsun o da güzel bir şey. Takdir ediliyoruz yani. Yaptığımız çalışmalar beğeniliyor, sahipleniliyor.

Peki, bundan sonra neler yapacaksınız?

Pınar: Yaptığımız çalışmaların biraz daha sistematiğe oturması için şu anda çalışıyoruz, çabalıyoruz. Yani bir takım sistemler kurmamız lazım daha sürdürülebilir olması açısından. Yetişen yerel genç insanların istihdamı olması gerekiyor ilerleyen zamanlarda ki, bunu gerçekten destek olarak görebilsinler. Sonuçta, bizden sonra bu işi yapmak isteyen gençler var şu anda. 14 – 15 yaşında diyor ki ben büyüdüğümde sirk okulu açacağım.

Serdal’ın söylediği o anlamda da önemli aslında. Serdal’ın o söylediği prototip okullara belki yerleştirilebilir.

Serdal: O okullar, sürekli eğitimin devamını sağlayabilecek bir sistemin kurulması için anlamlı olacak yapabilirsek eğer. Halit de – Pınar’ın bahsettiği Suriyeli Müdür – zaten burayı bize devretmezseniz birkaç yıl sonra elinizden alacağız zaten diyor.

19

Mardin’de şu anda sizin de organize ettiğiniz uluslararası sosyal sirk ve müzik festivalleri yapılıyor. Aslında çok da seviliyor bu festivaller hem yerel halk hem de gelen insanlar tarafından. Böyle bir dönemdeyse festivaller konusunda insanlar genellikler çekinceli, şimdiye kadar konuştuklarım hemen savaşın bitmesini istediklerini söyledi.

Pınar: Açıkçası bizim konudaki felsefemiz, bütün sosyal medya kanallarında web sitesinde yaptığımız işlerde kötücül, insanların içini boğan, zaten acılar üzerine beslenen bir tarzımız yok. Bu sorunların üstesinden gelebilmek için de zaten hepimiz bir şeyler yapmalıyız üzerine bir felsefemiz var ve bütün paylaşımlarımız da bu yönde. Ama şu anda, Mardin’de herhangi bir sorun olmamasına rağmen bölgede yaşanan ciddi bir yas durumu var açıkçası. Her gün ölümler duyuyoruz. Polis, asker, sivil, gerilla.. ve bu da bütün toplumda açıkçası bir çeşit cinnet hali yaratıyor. Bizim bir çekincemiz var bu yüzden.

Biz öyle düşünmesek de şu andaki ortamda çok ses getiren, insanları mutlu edecek bir müzik festivali için anda hareket edemiyoruz. Çok yakın, 13 – 22 Mayıs’ta Müzik Festivali var, gelecek insanlar var; ama sanki hiçbir şey olmayacakmış gibi davranıyoruz.

Mardin Müzik Festivali 2016 – davet videosu

Serdal: Uluslararası Sirk Festivali için mesela etkinlik yapıyorduk burada; ama etkinliğin duyurusunu yapmayıp, etkinliği yaptıktan sonra haberini yapıp yayınlıyorduk, böyle bir etkinlik yaptık..

Biz böyle bir kalabalık olarak toplanıyoruz bilgisini yaymaktan korkuyoruz aslında. Ama yine de böyle bir ortamda da bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Aslında şöyle bir şey var gibi hissediyor insan. Herkes bir yerden bir hareket, bir işaret bekliyor sanki. Bir hareketlilik olsun da biz de yaptığımız işlerde daha görünür olalım gibi bir hava var. Biz de festival için diyoruz bunu. Bir işaret olsa aslında, biz de hani cesaretlenip böyle bir şey yapıp ortam şenlensin isterdik. Sanki herkes gardını almış, bekliyor ama hayat da devam ediyor bir yandan.

Çok teşekkür ederim Yeşil Gazete’ye zaman ayırdığınız ve yaptığınız bu harika işler için

Pınar ve Serdal: Asıl biz teşekkür ederiz. Herkesi festivale, sirk okuluna ve Mardin’e bekliyoruz

20-Bahar Topçu

 

Röportaj: Bahar Topçu

(Yeşil Gazete)