Kültür-SanatManşet

“Herkes Evsiz, Herkes Mülteci”: Tiyatro Festivali’nde mülteciler var!

Gazetemizde bir süredir Tiyatro yazılarını paylaştığımız Tiyatro Tek Ağaç’dan Murat Akdağ, 3 Mayıs’ta başlayan 20. İstanbul Tiyatro Festivali’nde oyunları sahnelenecek Tiyatro emekçileri, oyuncuları ve yönetmenleri ile röportajlar yaptı.

Akdağ’ın röportajlarını sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz. Tüm tiyatro insanlarımıza iyi icralar, iyi icralara da bol alkışlar dileriz

Röportaj serisini okumak için tıklayınız

***

Tiyatro Festivalimiz tüm hızı ile devam ediyor. Ben şimdiden, hafızamda yıllarca taşıyacağım özel işler izledim bile. Üstelik, festival programı açıklandığından beri oynanacağı günü merakla beklediğim oyunlar henüz oynanmadı…

Bugün en merak ettiğim oyunlarda biri olan E-Mülteci.com’un yazarı ve yönetmeni Sedef Ecer ile söyleştik.

23

Sedef Ecer tiyatro kariyerinin büyük bölümünü Avrupa’da yazar, yönetmen, oyuncu olarak sürdürüyor. Yazdığı oyunlar, neredeyse tüm Avrupa dillerin’de sahnelenmiş durumda ama bugüne kadar, Sedef Ecer’in oyunları, ana dilinde Türkçe’de hiç sahnelenmedi. E-Mülteci.com bir ilk olacak. Bu ilki de yine İstanbul Tiyatro Festivali’ne (İTF) borçluyuz. Kendisine hem E-Mülteci.com’u hem de İT.F.’yi sorduk….

Murat Akdağ : Öncelikle hoş geldin Sedef. Sen tüm tiyatro çalışmalarını Fransa ve Belçika’da sürdürüyorsun. İlk defa yazdığın bir oyun Türkiye’de Türçe sahnelenecek. Bu buluşmayı İ.T.F.’ne borçlu olduğumuzu düşünüyorum. İ.T.F. ile ilgili neler söylemek istersin ?

Sedef Ecer

Sedef Ecer

Sedef Ecer: Evet kesinlikle. Bana en baştan beri destek verdi İTF. Fransızca yazdığım ilk oyundan bu yana Dikmen Hoca ve Leman Yılmaz benim dilime, soluğuma inandılar. Genel olarakta artık çok önemli bir festival haline geldi. Son yıllarda tiyatro çevrelerinin gayet iyi tanıdığı, prestijini kabullendiği bir etkinlik.

Bu arada Fransa ve Belçika dışında başka ülkeler de var, özellikle de Almanya artık benim için önemli bir ülke oldu, bu yıl Hamburg ve Stuttgart’ta önemli prodüksiyonlar olacak.

M. Akdağ : Harika bu vesile ile Almaya’da yaptığın çalışmalardan da haberdar olmuş olduk. Oyunun İKSV ve Compagnie Sur le seuil, Théâtre du Peuple, Médiathèque Françoise Sagan, MEO, L’Avant-Scène Théâtre ortak yapımı olarak sahneleniyor. İ.K.S.V.’yi tanıyoruz. Bize biraz diğer ortak yapımcıları tanıtır mısın?

S. Ecer : Théâtre du Peuple inanılmaz bir tiyatro. Bir çok tiyatrocunun « dünyanın en güzel tiyatro binası » diye nitelendirdiği 120 yıllık muhteşem bir ahşap bina. Ormanın ortasında ve her gece 700 kişiyle dolup taşıyor. Her sene bir çağdaş oyun yazarını konuk ediyor ve her frankofon oyun yazarı gibi benim de hayalimdi. Tiyatronun müdürü geçen yıl arayıp bu yıl beni seçtiklerini söyleyince havalara uçtum.

22

Onun dışındaki ortak yapımcılar göçmenlerle çalışma yürüttüğümüz bir kütüphane, prova salonunu sağlayan bir tiyatro kurumu ve Fransa’nın en köklü tiyatro yayınevi. Bir de sponsorlarımız var. Bana son iki projemde destek olan Mavi ve Vespucci by VSP. Ne kadar teşekkür etsem azdır, onlarsız asla olmazdı.

M. Akdağ : E-Mülteci.com’dan bahsedelim biraz da. Oyunun tanıtım metninde “üç kısa dijital trajikomedi” yazıyor. Bu tanım merak uyandırıcı. Neler söylemek istersin?

S. Ecer : Kimsenin evinin kalmadığı artık herkesin bir mülteciye dönüştüğü bir dünya hayal ettim. Hükümetler falan bitmiş, tek muktedir « sınırların efendisi » gibi bir adam. Ve onun sınırları geçirttiği 3 kadının öyküsü anlatılıyor.

24

Kadınların trajedisi var ve ama bürlesk bir karakter olan kaçakçı bir takım komedi ögeleri taşıyor, o yüzden trajikomedi. « Dijital » tanımına gelince, o kadınları internette bıraktıkları ayak izlerinden takip ettiğimiz için sanal kimlikleri sözkonusu.

M. Akdağ : Yine oyunun tanıtım metnindeki distürübisyonda, video tasarım, ses tasarımı, müzik tasarımı canlı performans gibi ayrı disiplinleri bir arada kullandığını görülüyor. Oyunun biçimi ile ilgili neler söylemek istersin?

S. Ecer : Ben seyirciyi sıkmaktan korkan bir yazarım. Kullanabileceğim her türlü disiplini hikayeye hizmet edecek şekilde kurgulamaya çalışıyorum. Ama video kullanımı eğer yer varsa olmalı, durup dururken video kullanmanın manası yok, o zaman sinema yaparım. Sahnede etten kemikten oyuncu varsa hikayeyi o anlatır, video sadece destektir diye düşünürüm.

Müziğe gelince, ben bir müzik delisiyim. Kulağım fena değildir ve iyi oyuncuyu aynı zamanda iyi enstrümandır diye düşünürüm. Oyunları psikolojik olarak değil, ritmik olarak kurarım, mesela bu adagio bir sahne, bu presto bir sahne vs diye düşünürüm. Daha yazarken çello mu, akordeon mu kullanılabileceği kafamda belirlenir. Bu oyunu yazarken en baştan perküsyonu kullanacağımı hissettim ve bir karakter gibi algıladım. Ve vurmalı çağdaş operalar besteleyen bir virtüoz Richard ile çalışıyorum.

M. Akdağ : – Türkiye’de oyuncuların, genel olarak, klasik tiyatro dışındaki arayışara kapalı olduğu, bu tür disiplinler arası tiyatro çalışmalarına sıcak bakmadığı söyleniyor. Oyunun oyuncularla buluşması nasıl oldu?

S. Ecer : Türkiye için genel bir şey söylemem mümkün değil. Birlikte çalıştığım Fehmi Karaarslan benim işlerimi yakından tanıyan, benim gibi Fransız ekolünden yetişmiş bir oyuncu, benim metodumu yıllardır çok iyi biliyor.

25

Meltem de zaman içinde metodumu anladı ve o da zaten son derece hassas müzikalitesi olan, bedenini iyi kullanan bir oyuncu. Emrah Özdemir sesiyle katılıyor. Richard Dubelski ise daha önce beraber çalıştığım ve enstrümanlarıyla tüm sahneleri birbirine bağlayan bir performer.

M. Akdağ : Birde, sahne üzerinde değil ama videolarada oynayarak projeye destek veren Tilbe Saran, Okan Bayülgen, Ahu Türkpençe, Fırat Tanış gibi oyuncular var. Onların projede yer almaları nasıl gelişti?

S. Ecer : Çoğu eski dostlarım ve hepsi de beğendiğim sanatçılar. Benim için bir işte sevdiğim insanların olması çok önemli. Bu yaştan sonra sevmediğim, beğenmediğim insanlarla çalışacak halim yok. Hepsinden önce prensip okeyi aldım, sonra metni yolladım. Okuyunca çok yüreklendirdiler ve projeye dahil oldular. Ne kadar teşekkür etsem azdır, yoğun programlarında gelip hatır işi çekimlere katıldılar.

26

Bir de ekibin devamı çok önemli. Hüseyin Karabey gibi çok önemli uluslararası ödüller almış bir yönetmen yardımcı oldu. Leyla Okan harika bir kostüm tasarımı yaptı. Yüksel Aymaz zaten bir ışık sihirbazı. Oyunun estetiği hakikaten tam istediğim gibi oldu.

Ben oyuncuların yanısıra ses, ışık, video, müzik, kostüm, dekor tasarımcılarıyla de bire bir çalışmayı çok seviyorum. Oyunlarım başka yönetmenler tarafından sahneye konduğunda da hoşuma gidiyor ama kendim sahneye koyduğumda işin bu tarafından çok büyük mutluluk duyuyorum.

M. Akdağ : Son olarak oyunn gösterim yerlerini ve tarihlerini sorabilir miyim?

S. Ecer : Tabi… Oyunu, 9 mayı ve 10 mayıs tarihlerinde Üsküdar Stüdyo Sahne’de oynuyoruz.

27-Murat-Akdağ

 

Röportaj: Murat Akdağ

(Yeşil Gazete)

Kategori: Kültür-Sanat