Fosil yakıtlardan çıkış stratejisini bugün yaratmalıyız

Federal Almanya Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığından Yeşiller Partili Rainer Baake‘nin The Guardian‘da yayımlanan yazısını Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Özgürel Başaran‘ın çevirisiyle sunuyoruz.

***

Enerji verimliliği ve yenilenebilirlik, iklim değişikliğiyle savaşmak için vazgeçilmez silahlar, ancak asıl zorluk fosil yakıt  kaynaklarını yerin altında tutmak.

germany

Berlin çatılarında solar paneller. Görsel: Rolf Schulten/Bloomberg/Getty ımages

Aralık 2015’te Paris’teki BM İklim Zirvesi’nde 195 ülke çığır açıcı bir uzlaşma sağladı. Son derece tehlikeli ve geri döndürülemez iklim değişikliğini önlemek için, küresel ısınmayı 20C altında tutmak için anlaşma sağlandı.

Uluslararası toplumun emisyon “bütçesi” 1000 gigatondan az miktarda karbondioksite karşılık geliyor. Paris anlaşması yıllık küresel salımların olabildiğince çabuk azaltılmasını, bütçenin sıkılaştırılmasını ve birkaç on yıl içinde net sera gazı salımını sıfıra indirmeyi hedefliyor.

Petrol, kömür ve gaz yakılmasını bu bütçeye göre sınırlamak, halen yer altında bulunan fosil yakıt kaynakları düşünüldüğünde son derece zor. Eğer bilinen bütün kaynakları enerji üretmek için kullanacak olursak, küresel salımlar yaklaşık 15,000 gigaton karbondioksite karşılık gelecek. Öyleyse küresel ısınmayı 20C ile sınırlamak şu anlama geliyor: 15,000 gigaton karbondioksitin en az 14,000 kadarını yer altında bırakmamız gerekiyor.

Gerçekte, sorunumuz fosil yakıt kaynaklarının azlığı değil, tam tersi. Petrol, kömür ve gaz kullanımından vazgeçmek için bir stratejiye sahip değiliz. Enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji iklim değişikliği ile mücadelenin vazgeçilmez ögeleri, ama bunlar bize özel şirketlerin ve bireylerin neden fosil yakıtları çıkarmaktan, pazarlamaktan ve tüketmekten vazgeçmeleri gerektiğini söylemiyor.

Aslında enerji verimliliği ve yenilenebilir enerjilerle ilgili ilerleme sorunu daha da kötüleştirebiilir. Fosil yakıt kaynaklarının fazla miktarda sağlanabilmesi fiyatlarını düşürür ve  kullanılmalarını daha da çekici kılabilir. Bu çekicilik çok fazla: fosil yakıt sanayisi kar, iş olanakları ve düşük enerji bedelleri sunuyor.

Paris Antlaşması, çocuklarımıza ve torunlarımıza şunu söylüyor: “Sizi iklim değişikliğinin tehlikeleriyle karşı karşıya bırakmayacağız.” Eğer sözümüzü tutacaksak, karbonsuzlaşma dışında bir seçeneğimiz yok. Üretim ve tüketimimiz karbonsuz olmalı. Bu konuda sanayileşmiş ülkelerin önderlik etmeleri yönünde uluslararası fikir birliği mevcut.

Almanya iklim ve enerji alanında geçiş hedeflerini Paris’te verilen kararlara göre değiştirmek zorunda değil. Alman parlamentosunda temsil edilen partiler Almanya’nın sera gazlarını 2050’ye kadar 1990 seviyesine kıyasla %80-95 azaltması konusunda görüş birliğine ulaştılar. Federal hükümet ve parlamentonun kabul ettiği ara hedeflere göre sera gazı salımlarının 2020’de % 40, 2030’da % 55% ve 2040’ta % 70% düzeyinde azaltılması öngörülüyor.

Bu zor dönemi ekonomimizde esaslı bir modernleşme sağlanması için bir fırsat olarak görmeliyiz. Fosil yakıtlar, yerlerini enerji verimliliği teknolojilerine ve yenilenebilir enerjiye yapılan yatırımlara bırakıyor.  Burada sayısallama önemli bir rol oynuyor. Kısaca: petrol, kömür ve gazı en geç 2050’de akıllı ve sürdürülebilir yatırımlarla değiştireceğiz. Bunu yaparak yüksek nitelikli büyüme ve iş olanakları yaratacağız.

Eğer bu dönüşüm sadece iklim konusunda değil ekonomi alanında da bir başarı öyküsüne dönüşecekse, önümüzdeki on yıllarda bir paradigma değişimine ihtiyacımız var.

En önemlisi, yanlış yönlendirilmiş yatırımlardan kaçınmak. 2050’ye kadar tam bir dönüşüm gerçekleştirmek istiyorsak, önümüzde 35 yıl var. 2050 sonrası hedeflenerek fosil yakıt altyapılarına yapılacak yatırımlar  bunları yapan şirketler için başarısızlıkla sonuçlanacak ve gelecekte pahalı onarım çalışmaları yapmalarını zorunlu kılacak. İleri görüşlü, yenilikçi bir yaklaşımla çıkmaz yola girmekten, yatırımların boşa gitmesinden ve istihdam kayıplarından kaçınmamızı sağlamak için doğru politikalar hemen uygulamaya konmalıdır.

Bu yüzden, verimlilik ve yenilenebilir enerjiyi yeni “kural”, yeni yatırım standardı olarak ilan etmeliyiz. Fosil yakıt altyapılarına yapılacak yatırımlar istisna haline gelmeli. Bunları sadece hiçbir alternatif teknolojinin bulunmadığı ya da alternatifler orantısız ölçüde pahalı olduğu zaman yapmalıyız. Kural-istisna ilişkisini tersine çevirmeliyiz: bu bir paradigma değişimidir.

Farklı sektörler için yeni  “kural”, yani enerji verimliliği ve yenilenebilir enerjiye yatırım yapmak ne anlama geliyor?

Elektrik üretimi sera gazı salımlarında açık arayla en fazla paya sahip. Isınma ve ulaşım sektörlerinin karbonsuzlaşması ancak ısınma ve ulaşımda daha fazla elektrik kullanarak olanaklı olacağından, elektrik üretim sektörü de büyüyecek. Bu elektrik sıfır karbon üreten yenilenebilir kaynaklardan, özellikle de rüzgar ve güneşten üretilmeli. Bu teknolojilere yatırım yapmaya devam etmeliyiz.

Fosil yakıt kullanan elektrik santralleri 40 yıl veya daha fazla ömre sahip. 2050 sonrasına uzanacak ve çıkmaza sürüklenecek yanlış yönlendirilmiş yatırımlardan kaçınmak için kömürlü elektrik santrallerinden ve açık madencilikten acilen vazgeçmeliyiz.  Gazlı elektrik santraller, görece az karbon salımlarıyla, istisna kategorisine girebilir çünkü enerji güvenliği için kontrol edilebilir nitelikte santrallere gerek duyuyoruz; ancak doğal gaz da yavaş yavaş yerini sıfır karbon üreten seçeneklere bırakmalı.

Karbondioksitle ilgili bütün salım kaynakları arasında binalar, yaklaşık 100 yılla en fazla ömre sahip.  Bu yüzden yenilenebilir enerji ve elektrik üretimiyle birlikte sıfır karbon salımı sağlayacak bütün yeni binalar için bir verimlilik standardı belirlemeliyiz. Bunun için gereken teknolojilere sahibiz ve bunlar ucuz maliyetlerle yararlanılabilir durumda, bu nedenle bu tip bir standart bir kaç yıl önceden yapılacak duyuru ile yürürlüğe girebilir.

Var olan bina stoğuyla ilgili zorluklar daha fazla. Bu binalar gaz ya da petrole dayalı olarak ısıtılıyor ve orta derecede yalıtımlı. Kısa dönemde verimli yoğuşmalı sistemleri kullanarak karbon salınımlarından tasarruf edebilir. Isıtma sistemleri 20 yıllık bir ömre sahip olduğu için 2030’dan başlayarak fosil yakıtlı ısıtma sistemlerine yapılan yatırımlar durmalı, böylece geçiş dönemi 2050’ye kadar bitebilir. Bunu düşük maliyetle sağlamanın tek yolu, bina kaplamasında yalıtımın uygun biçimde yapılması.

Ulaşım sektöründe çok daha büyük zorluklar çıkabilir. Raylı sistemlerin büyük bölümü elektriğe bağlanmış bulunuyor fakat kara, hava ve deniz yollarında neredeyse bütün yolcu ve yük taşımacılığı fosil yakıtlara bağımlı. Elektrikli ulaşım özel ulaşımda enerji dönüşümünü sağlama şansını sunuyor. 2050’de benzin ve dizel kullanımını bırakmış olmak istiyorsak, 20 yıllık bir süre içinde, yani 2030’da, fosile dayalı motorlardan yenilenebilir enerjiye dayalı motorlara  geçiş yapmış olmamız gerekiyor. O zaman yeni alınan araçların salınımları sıfır düzeyinde olmalıdır. Bu yüzden, devletlerin ve otomotiv sanayisinin ulaşım sektöründe kararlı bir yatırım stratejisi izlemesi için oluşturulacak bir yol haritası elzem.

Enerji dönüşümündeki paradigma değişimi bütün sektörlere uygulanamaz. İşleme gibi alanlardaki sanayi emisyonları ve tarım kaynaklı metan gazı salımlarından verimliliğin artması ya da yenilenebilir enerjiye geçiş yoluyla tamamen kaçınılamaz. Bu salımlar eğer alternatif teknolojiler üretemezsek devam edecek. Ancak salımların büyük bölümü açık arayla petrol, kömür ve gaz yakılmasından kaynaklanıyor.

Bu nedenle yatırım süreçlerinde, bu yüzyılın ortasına kadar kapsamlı bir karbonsuzlaşma yaklaşımı içeren ve düşük maliyetli bir dönüşüm dikkate alınmalı. Fosilden çıkış için kesin olarak belirlenmiş bir takvimle, enerji verimliliğine ve yenilebilir enerjiye yapılan yatırımlar kural, fosil yakıtlara yapılan yatırımlar istisna haline gelmeli.

Bu ileriye dönük politikayı benimseyerek, yatırımların yanlış yönlendirilmesinden ve çıkmaza sürüklenmesinden kaçınmış olacağız. Bu, Almanya’nın sürdürülebilir kalkınma yolunu izlemesini sağlarken fosil yakıt yatırımlarında hesaplanamayan ekonomik risklere yol açacak.

Paris sonrasında, ulusların en akıllı ve maliyet verimliliği en yüksek modernleşme politikaları geliştirmek için yarıştığını görüyoruz. Gerçekleştirdiği enerji dönüşümü sayesinde Almanya öncülük ediyor. Bu öncü pozisyonu sürdüreceksek çok çalışmalıyız.

 

Haberin İngilizce Orijinali

Yazı: Rainer Baake

Yeşil Gazete için çeviri: Özgürel Başaran

(Yeşil Gazete, The Guardian)