Hafta SonuKitapManşet

Kapağı açılan sandıktan taşanlar ya da Emanetimdeki Hayatlar – Fatma Nuran Avcı

Yaşananların acısı ne dayanılacak ne de tanımlanacak gibi değil. Böyle durumlarda sıcak anları yazmanın zorluğu karşımıza çıkıyor. Önce şaşkınlıktan kalemlerimiz durdu, şimdi öfke her yanımızı kapladı. Kaygı ve korku içinde bekliyoruz. Yarının belirsizliği günlük yaşam aktivitelerimizi elbette etkiliyor. Umutsuzluk, çaresizlik kavramlarını, yaşadığımız hayatın anlamsızlığını düşünüyoruz sık sık. Bu sürükleniş, evimizi, çocuklarımızı, sevdiklerimizi aklımızdan çıkaramamak yine her şeyin üstünde kendi yaşam mücadelemizi tuttuğumuzu gösteriyor. Her zaman ki gibi…

Biz toplum duyarlılığı deyince başkalarını merak etmek, kınamak olarak algılamışız yıllarca. Bundan ötesi de ne olacak. Dış görünüşe göre yargılar geliştirmişiz. Elmalar, armutlar, iyiler, kötüler… Birer etiket yapıştırıp yaşayıvermişiz. Kutsal terazilerimizin yanlış tartabileceğini düşünmek istemeden devam etmişiz nesilden nesle. Bildiklerimiz, kulaktan duyduklarımız yetmiş, yettirilmiş bir şekilde.

fırat pürselim

Yaklaşık iki ay önce Mehmet Fırat Pürselim’in bir söyleşisine katıldıktan sonra yazarın “Emanetimdeki Hayatlar ya da Acı Defteri” adlı kitabını merak edip aldım. İlk sayfalarda Mehmet ve Berna karakterlerinin sıra dışı şekilde aşka sürüklenişleri ilgimi çekti. Aşkı ölümle özdeşleştirmek fikrinin uçukluğunu anlamaya çalışırken gerçekleşen olaylar karşısında dondum kaldım adeta. Yalın, sade dil bunca acıyı sırtlamış, üstelik kararlı şekilde ilerliyor. Mehmet’in asker ocağına dek yaşadığı bunalım sekteye uğramadan devam etse de başkalarının yaşam hikâyelerini dinledikçe roman bambaşka yerlere doğru akıyordu. Okuduklarım; sokakta görmezden geldiklerimiz, adını haritadan bildiğimiz bölge insanlarımız, üçüncü sayfa gazete haberlerinden kulağımıza çalınan şeylerdi.

Adam olmanın olmazsa olmazı askerlik; erkeklerin aynı üniforma içinde, aynı amaçla birleşip eşitlendiği bu zaman aralığı, sıkışmış mekân ve tutulan nöbetlerin duygularıyla anlatımın derinleşmesini sağlamış. Kahramanın bu yolculuğu oldukça sık rastlanılır bir şey. Nasıl olsa yapılacak olan bir iş gibi, her Türk gencinin yapması gereken bir durum. Bu olağanlıkta Mehmet kendi aşk acısını ne kadar unutabilecek sorusunu okura sordurmayı başarmış. Yaşadığımız coğrafyada görmezden geldiğimiz olaylar, insanlar ortaya tüm çıplaklığıyla konmuş. Kitapta kişilerin öyküleri kısım kısım realiteden uzaklaşmadan düz bir anlatım tekniğiyle yazılmış. Burada okurluğumu sorguladım açıkçası. Bu kadar acı dolu hayatların olabilirliği değildi sorularım. Sayı olarak fazlalığının yanı sıra biraz dokunmak biraz görmek yeterli miydi, dedim. Sorunların büyüklüğü karşısında belki de şaşkınlaşmıştım. Duymak okumaktan daha iyiydi çünkü.

emanetimdeki hayatlar

Oysa şimdi ne duymak, ne okumak zamanı. Tüm damarlarımıza kadar yaşıyoruz. Anladım ki okuduğum hayatların hepsi birer canlı bombaymış. Bana sorularımın cevaplarını kitabın ön kapağındaki anahtar imgesi verdi. Eski, demirden anahtarı kapı anahtarına benzetememiştim. O bir sandık anahtarını daha çok andırıyordu. Yedi kat bohçalara sarılı, silahlarla dolu, içinde ölümün, acının, kavganın bulunduğu, kapağının açılmaya korkulduğu sandık. Batmanlı Çavuş, Taylan, Katil, Erkan’ın hayatı biraz da tatlı candan vazgeçecek, başka yaşamlara son verecek kadar gelinen süreci gösteriyordu.

Mehmet Fırat Pürselim, “Emanetindeki Hayatları” okura teslim etmiş. Büyük bir öngörüyle yaşadığımız olaylara erken tanısını koymuş. Dilindeki saydamlık, anlatımdaki rahatlık büyük gerçekliklerimizi bir kez daha ortaya sererken kitabın başarısının kalıcı olacağına inanıyorum.

Emanetimdeki Hayatlar ya da Acı Defteri, Mehmet Fırat Pürselim, Aya Kitap, Roman, 352 Sayfa

86-fatma-nuran-avcı (1)

Fatma Nuran Avcı

Kategori: Hafta Sonu