EnerjiManşet

“Baz yük”*: fosil yakıt sektörünü savunmak için kullanılan bir mit

Fotovoltaik güneş enerjisinin merkezi üretime etkisi (merkezsizleşmiş dünya).

Giles Parkinson tarafından REnew Economy‘de yayına alınan yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Berk Öktem‘in çevirisiyle sunuyoruz.

***

Geçtiğimiz hafta, küresel fosil kaynaklı enerji sektörünün liderleri, “enerjinin Davos’u” olarak da bilinen, CERA konferansı için Houston, Teksas’ta toplandılar. Burada, profesyonel yaşantılarının en büyük şokunu yaşadılar.

Konferansa, Dünya’nın en büyük enerji pazarının (Çin) en büyük elektrik şebekesine sahip şirketinin (Chine State Grid Corp) üst düzey yöneticilerini davet etmişlerdi. Organizatörler, Çinli meslektaşlarının da “her şeyin üstünde” pazar hedeflerini tutturmaya yönelik bir konuşma yapacağını yani “kömüre devam” kampanyasını savunacaklarını bekliyorlardı.

Şanslarına küssünler. Önde gelen petrol sektörü yorumcularından Daniel Yergin’in işaretine rağmen Çin devlet şirketinin başkanı “temel çözümün, petrol ve kömürün yerini alacak şekilde temiz enerji girişimlerini hızlandırmakta ” olduğunu söyledi.

İlk şok bu oldu. Ardından, şaşırmış ve sessizleşmiş salonda, konuşmaya devam eden başkan ve şirketin AR&GE yöneticisi Huang Han kömürün “baz yükü” karşılamak için vazgeçilemez bir kaynak olduğu savını da yalanladılar.

Şebeke yöneticileri temiz enerji kaynakları inşa ettikçe, kömür bazlı santrallerin sadece yeşil enerjiye destek olacak birer “rezerv enerji” kaynağı olarak kullanılacağını da eklediler.

Liu “aşılması gereken tek zorluğun ‘zihniyet’ olduğunu söyledi ve “teknik herhangi bir engel yok” dedi.

“Baz yük” zihniyeti aşılması güç, büyük bir engel teşkil etmektedir. Dünyadaki her yerde yerleşik enerji firmalarının, kömür ve nükleer lobisinin, muhafazakâr politikacıların, enerji düzenleyici kurumların ve ana akım medyanın rüzgar, güneş ve diğer yeşil enerji teknolojilerine saldırmak için kullandıkları son argüman bu zehirli “baz yük üretimi” konseptinin ta kendisidir.

Avustralya’da (dünyada kömür enerjisinin toplam enerji arzında en çok paya sahip olduğu gelişmiş ülke) bahsettiğimiz bu konseptin etkisi azalmakta. Bunu Güney Avustralya’da kömür yakıtlı büyük bir enerji santralinin kapanmasıyla da görebiliyoruz.

Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsü’nden Tim Buckley’e göre enerji bileşimi politikalarının en önemli kaynaklarından biri olan “baz yük üretimi” konsepti etkisini kaybediyor ve fosil yakıt sektörünün çıkarlarını koruyabilmek için yarattığı bir mite dönüşüyor.

Buckley, “bir pazarlama tekniği olarak “temiz kömür” sloganı kadar kömürün “insanlık için iyi” bir şey olduğu fikri de tehlikeli” diyerek devam ediyor.

Yeni veriler bunu açıkça ortaya koyuyor. Çin’de termik santral kullanım oranı (kapasite kullanımı) 2014’deki ortalama %56,2’den rekor bir düşüşle 2015’de %50,9’a indi.

Buckley: “Bu durum kömürün, Çin içi bile, bir “baz yük” kaynağı olmadığını gösteriyor. Kömür marjinal bir arz kaynağı. Kömür yakıtlı santraller yarı zamanlı çalışmak için tasarlanmamış olsa da Çin’de gerçekleşen tam olarak da bu ve aynı durumun Hindistan’da da ortaya çıktığını görüyoruz.”

Avustralya’daki Yallourn ve Mt Piper kömür bazlı santrallerin sahibi olan Hong Kong merkezli CLP adlı şirket, Hindistan’daki “en büyük” kömür santrallerinden Jhajjar termik santrallerinin kapasite kullanım oranının 2015’de yalnızca %49,9 olduğunu açıkladı.

Avustralya’da durum daha da kötü. Lithgow yakınlarındaki 1400 MW kurulu güce sahip Mt Piper santrali, komşusu Wallerawang kömür santralının kapanmasına rağmen, 2015’de kapasitesinin sadece %45’ini kullandı.

Diğer kömür yakıtlı termik santrallerde de aynı durumu görüyoruz. Hatta Mayıs ayında Güney Avustralya’daki Kuzey enerji santralı kalıcı olarak kapatıldı.

Şebeke yöneticileri de bunu anlayabiliyor. İngiltere Ulusal Şebekesinin Başkanı “merkezi enerjinin” tarihin tozlu sayfalarına karışacağını, Avustralya Enerji Pazarı Operatörü ise “baz yük” için üretim yapan kömür santrallerinin kapanmasının arz güvenliğine ve emniyetine etki yapmayacağını söylüyor.

Bunun anlamı arzı başka faktörlerin, yani ana şebekeye bağlanabilme gibi teknik ve fakat “işleri farklı bir yolla yapmak” gibi zihinsel faktörlerin de, etkilediğidir. Bu durumda en büyük engel teknoloji değil, kültürdür.

Enerji danışmanlık firması Energeia tarafından yapılan bir araştırma, Güney Avustralya’da rüzgar enerjisinin olağan “baz yük” üreticisi haline geleceğini ve eskiden şebekeyi, pazarları ve işletme modellerini domine eden sevk edilebilir enerji kaynaklarının, rüzgar ve güneş enerjisinden kalan boşlukları doldurmak için kullanılacağını gösteriyor.

Güney Avustralya aktarım şebekesi operatörü ElectraNet adına yapılmış ve birçok farklı senaryoyu canlandırarak “baz yük” üretimine gerek olmadığını gösteren araştırma Aralık ayında yayımlanmıştı.

Gerçekten de gerek yoktu. Bu boşluklar esnek üretim yapabilen santrallerle yani solar kulelerle, depolama sistemleriyle (büyük piller gibi düşünülebilir) ya da doğal gazla (tabi yeni teknolojilerle rekabet edebildiği sürece) doldurulabilir

bazyük1

Grafik: Fotovoltaik güneş enerjisinin merkezi enerji üretimine etkisi (geleneksel üretim). Kaynak: Energeia

Yıl boyunca “ortalama günlük” enerji arzını gösteren ilk grafikte, büyük değişiklik rüzgar ve güneş enerjisinin rollerinin baskınlığında görülüyor, ki bu enerjinin çoğu, evlerdeki ve işyerlerindeki panellerden elde edilmekte.

Bir sonraki grafikte bu etkiyi daha da yoğun bir şekilde görebiliyoruz. Çatılardaki güneş panelleri ve depolama sistemlerinin kapladığı yer hızla artıyor (tahmin edildiği kadar olmasa da). Güneş enerjisi gün içindeki talebin büyük bir bölümünü karşılayabiliyor.

Fotovoltaik güneş enerjisinin merkezi üretime etkisi (merkezsizleşmiş dünya).

Fotovoltaik güneş enerjisinin merkezi üretime etkisi (merkezsizleşmiş dünya).

Güneş ve depolama tekniklerinin kullanımındaki artışın sebeplerinden biri merkezi enerjinin tüketiciye ulaşmasının maliyeti. Tüketicilerden, evlerindeki su ısıtıcısını kullanabilmeleri için MW-saat başına 300 ABD doları ücret talep edilmekte.

Zaman bazlı ödeme yapmayı seçenler ise MW-saat başına 500 ABD dolarından fazla ödemekteler. CSIRO’nun yaptığı büyük bir araştırma güneşin ve depolamanın, fiyatları düşüreceğinden dolayı, tüketicilere çok daha çekici geldiğini göstermekte. CSIRO’ya göre toplam enerji arzının yarısı yerel bir şekilde sağlanabilir.

Sidney’deki Sürdürülebilir Gelecek Enstitüsü (Institute for Sustainable Futures) analisti Sven Teske: “Baz yük kavramı teknik bir mesele değildir, kömür endüstrisinin ortaya koyduğu artık uygulanamaz hale gelmiş olan ekonomik ve ticari bir kavramdır.”

“Baz yük bir mittir ama tartışmanın içine o kadar işlemiş ki bu algının değişmesi yıllar sürecek. Yani bahsettiğimiz, analogdan dijitale geçmek gibi düşünülebilir. Sistemin çalışma biçiminin değişmesidir.”

Teske, artık odağın yenilenebilir enerjiye, esnek üretime, talep yönetimine ve enerji verimliliğine kaydığını belirtiyor ve Avustralya’daki enerji üretiminin %100’ünü yenilenebilir tekniklerle sağlayabilmenin ihtimali üzerine yeni bir analiz hazırlamakta.

Çalışması, Avustralya’nın elektrik ihtiyacının %100’ünün 2035’e kadar, tüm enerji ihtiyacının (ulaştırma, ısınma ve sanayi ihtiyacı da dahil) ise 2050’ye kadar yenilenebilir enerjiyle karşılanabileceğini gösteriyor.

“Avustralya’nın %100 yenilenebilir enerjiye geçmesindeki engel teknolojik değil politik. Bunun sebebi ise, on yıldan fazla süredir var olmayan, istikrarlı bir enerji politikasına gereksinim.”

Bu arada, geçiş süreci sancılı ve problemli olacaktır. Avustralya Finansal Analiz Dergisi’nin (Australian Financial Review) yaptığı araştırma büyük enerji tüketicilerinin (şirketlerin) vadeli enerji sözleşmelerine yönelik şikayetlerini ortaya koyuyor.

Ancak unuttukları bir gerçek var. O da, yüksek fiyatların sebebinin yenilenebilir enerji olmadığı, aksine fosil yakıtların maliyetinden kaynaklandığıdır. Hidroelektrik kaynaklarının yok olmasından ve ana kıtaya olan bağlantılarının kopmasından sonra Tazmanya’da tam olarak bu yaşanıyor.

Eğer Tazmanya rüzgarı ve güneşi daha fazla teşvik etseydi doğal gaz bazlı santrallere ve 200MW’lık dizel jeneratörlere saçma sapan ücretler ödemek zorunda kalmazdı. Eğer büyük ölçekli yenilenebilir enerji santrallerine olan yatırım federal hükümetin abuk politikaları yüzünden 2 yıllık durgunluğa girmeseydi, Güney Avustralya fiyatların oynaklığından bu kadar etkilenmezdi.

Buckley, yenilenebilir enerji kullanımının ve depolanmasının artmasıyla sadece ulaştırma maliyetlerinin değil enerji fiyatlarındaki oynaklık sebepli maliyetlerin de azalacağını söylüyor.

“Elektrik talebi sabit değil, değişkendir. İhtiyacımız olan ise değişken talebi, akıllı şebeke teknolojileri sayesinde değişken arz ile karşılayabilmek.”

“Baz yük, ekonomik olarak manasız arkaik bir kavram haline gelmiştir. Kömür santralleri inşa edildikten sonra yakıt maliyeti yüzünden çok yüksek marjinal maliyetlerle üretim yapmaktadır. Yenilenebilir enerjinin ve depolamanın artmasıyla tavan elektrik fiyatlarının 20 yıl içinde yarı yarıya azalacağına inanıyoruz. Bir kere güneş santrallerini ve depolamasını kurduktan sonra üretimin marjinal maliyeti sıfıra düşecek.”

* Baz yük: Zamanın herhangi bir anında yada yılın herhangi bir döneminde mutlaka karşılanması gereken asgari enerji miktarı.

Yazının İngilizce Orijinali

Yazı: Giles Parkinson

Yeşil Gazete için Çeviri: Berk Öktem

Çeviri Editörü: Ayşe Ceren Sarı

(Yeşil Gazete, REnew Economy)

Kategori: Enerji