Mit 10 – Büyümek tek çare

Dinyar Godrej tarafından New Internationalist Magazine‘de yayımlanan yazıyı Yeşil Gazete yazarı Ali Serdar Gültekin‘in çevirisiyle paylaşıyoruz.

***

2008’in büyük finansal krizinin enkazına dikkatli bakarken ekonomistler, politikacılar, medya ve kamuoyu kalıcı büyüme olarak düzelmenin emarelerini aramaktalar. Aldırış edilen istikrar değil, büyüme – genişleyen bir ekonomi yaşayan bir ekonomidir, mantıkla birlikte cömertliğini istihdam ve refah olarak getirir. Nitekim büyümenin ufacık belirtileri bile umutlu bir iyimserlikle ele alınıyor – “İşler düzeliyor mu?”

footprint

Fakat mevzu şu – 1900 ve 2008 arasında dünya nüfusu dörde katlandı ve ekonomi sadece bunu yakalamakla kalmadı, kişi başı GSYH da 6 kat arttı. Dünyayı bir bütün kabul ederek GSYH’nın yükselişine bakarsak (nüfus artışı ile ilişkilendirilir ve enflasyona göre ayarlanırsa), GSYH’nın 25 kat yükseldiğini görürüz [1].

Kaçınılan soru şu ki yükselen dalgalar herkesin kayığını kaldırdı mı? Temeldeki başarıdan ayrı olarak, okur yazarlık, gebelikte anne ölüm oranları gibi, resme aşinayız. Çok küçük bir azınlık için mükâfat ve büyük çoğunluklar için durağanlık ya da kötüleşme.

“Büyümeye sarılmak sonlu bir gezegeni daha şenlikli yöntemlerle paylaşabilmenin hayalini boğuyor”

Andrew Simms, Britanyalı yazar ve kampanyacı

Bu büyüme yüzyılı sonunda 925 milyon kişinin yeteri kadar yiyeceği yok ve dünya nüfusunun neredeyse yarısı mutlak fakirlik içinde yaşamakta, halbuki bu tür fenalıkları yok etmeye yetecek kadar üretim yapılıyor [2]. Yine de geleneksel ekonomistler büyümenin mantrasını tekrar ediyorlar. IMF ve Dünya Bankası için çalışmış olan Anne Krueger iddia ediyor ki: “Fakirliğin azaltılmasının en iyi yolu pastayı büyütmektir, başka bir şekilde kesmeye çalışmak değil” [1]. O halde bir sürpriz yok, ekonomik büyüme gelir adaletsizliğini etkilememekte.

İstihdam seviyeleri bekleyeceğiniz üzere sabit şekilde artmak yerine dalgalanıyor. Elbette yeni teknolojiler daha büyük kârlara giden yolda üretkenliği arttırıyor fakat istihdam yaratacağına azaltıyor.

Her ne pahasına olursa olsun GSYH’nın büyümesi üzerindeki vurgu özellikle varlıklı ülkelerde emsalsiz ölçeklerde ve tersine döndürülebileceği iması olmaksızın müsrif kaynak harcamalarına yol açıyor. Çoğunlukla not düşülür ki ekonomi, ekolojik sistemlerin bir alt kümesidir fakat buna eşit düzeyde bir inanca göre de doğa fırlatıp attığımız her şeyle başa çıkabilir.

Halbuki Global Footprint Network’ün (Küresel Ayak İzi Ağı) bir değerlendirmesine göre tehlikeli bir ekolojik borç içindeyiz. Hali hazırda kaynakların küresel kullanımı ve yıllık üretilen atık miktarına göre sürdürülebilir olmak için bir buçuk Dünya’ya ihtiyaç duymaktayız. Bu bütçe aşımını karşılamak için ödenmesi gereken bedel ekolojik krizler, yine fakirler tarafından orantısız olarak ödenecek bir bedel [3].

Az ya da çok kaynakları çıkarmak zorlaşıyor, geleneksel ekonomik düşüncenin inandığı ölçüsüz olarak büyümenin düşünü korumak gittikçe zorlaşıyor.

Halbuki büyümeyle ilgili takıntımızı durdurmak için tartışmalar ve daha sürdürülebilir bir ekonomi kurma çalışmaları çoğunlukla durgunluğun çamuruna saplanma arzusu olarak alaya alınmaktadır. Fakat istikrarlı ekonomi çevresel bozulmalar olmaksızın ihtiyaçların karşılanması ve tüketici kültürün savunucuları tarafından bilinmeyen faydaları sağlamakla alakalıdır. Odak daha yüksek gelir adaleti, servetin ve kaynakların yeniden dağıtılması ve hayat kalitesi olmalıdır. Görev dağılımı ve anlamlı işler, serbest zamanın kıymeti ve insani sorumluluk, kaleler ya da gecekondular değil konut güvenliği. Denge, diğer bir değişle kaynakların israf edilmediği ve geri dönüşümün mümkün olan en iyi hâle getirildiği, yeteri kadara sahip olmanın ekonomisidir.

“Gerçek sınıf savaşı paylaşımdan ötürü değil, daha ziyadesiyle büyümeyi yücelten elitlerin aç gözlülüğünden kaynaklanacak çünkü onlar büyümenin tüm faydalarından yararlanırlarken sadece maliyetleri paylaşmaktalar.”

Herman Daly, ABD’li ekolojik ekonomist

Bu, güvenilir olduğuna inandırıldığımız her şeyde büyük bir paradigma değişimini gerektirmekte fakat nasıl istikrarlı ekonomi sağlayacağımıza dair ekolojik ekonomi fikri trajik bir şekilde yoldan çıkarıldı. Varlıklı uluslarda sahip olduğumuz şeyler yığınını azaltmaktan korkuyoruz çünkü bu yarışı kaybettiğimiz anlamına geliyor, bu bir sidik yarışı olsa bile. Saçma derecede konut güvencesizliğini kabul ediyoruz çünkü “piyasa böyle” ve borçlanmaya dayalı tüketici harcamalarını tarifi zor büyümemizin bir kanıtı olarak alkışlıyoruz [4].

Eğer varlıklı uluslarda her yıl %3’lük bir büyüme kaydedilirse, ekonomileri her 23 yılda bir iki katına çıkar – önceki tüm dönemlerin toplamını 23 yılda tüketmek. Sürdürülebilir mi?

Sadece birkaç cesur Yeşil’in gittiği yolda büyümenin sorgulanması politikacılar tarafından sandıklarda ölüm olarak görülüyor. Şimdiki iklimde büyümek – yarın hiç olmayacakmış gibi yaşamak demek.

Referanslar:

[1] Rob Dietz and Dan O’Neill, Enough is Enough, Earthscan, 2013.

[2] Figures for 2010, supplied by the UN, nin.tl/UNpoverty

[3] Global Footprint Network, nin.tl/world-footprint

[4] James S Meadway, ‘The dangerous consequences of debt-led growth’, nef, 9 April 2014, nin.tl/debt-growth

Haberin İngilizce orijinali

Haber: Dinyar Godrej

Yeşil Gazete için çeviren: Ali Serdar Gültekin

(Yeşil GazeteNew Internationalist blog)

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page