İklim ve EnerjiManşet

Neden fosil yakıtların Yüzde 80’ini yerin altında bırakmalıyız – Bill McKibben

Görsel: YES! Magazine

Bill McKibben tarafından YES! Magazine‘de yayımlanan yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Cem Sabuncu‘nun çevirisiyle sunuyoruz.

***

Çünkü hayatımız buna bağlı. Bill McKibben kısa zamanda kaydedilen önemli gelişmeleri yazdı.

Fizik bilimi siyasetin karanlık dünyasına ışık tutabilir, işleri yalınlaştırabilir. Kolaylaştıramaz ama yalınlaştırabilir.

Kamu politikaları genellikle bir dizi ikilem içerir. Bir şeyi elde etmek için ötekinden vazgeçtiğimiz durumlar. Daha az hizmete veya daha çok vergi, daha çok düzenleme ya da daha çok serbestlik arasında kararlar verilmesi gerekir. Yaptığımız seçimlerle de bir denge yaratmaya çalışırız. Mesela, iş çıkısı bir bira içmekle alkolsüz araba kullanma ikilemi. Taviz veriyor, denge bulmaya çalışıyor ve ortada bir yerde buluşuyoruz ve herkes bir nebze mutsuzsa doğru yolda olduğumuza kanaat getirmeye meyilli oluyoruz.

Fizik kendi bildiğini okur

Görsel: YES! Magazine

Görsel: YES! Magazine

Ancak, konu iklim değişikliğine geldiğinde, temeldeki sorun bir grup insanın tercih ya da çıkar çatışması değil. Sanayiye karşı çevreciler ya da Cumhuriyetçilere karşı Demokratlar meselesi de değil. Esas çatışma, taviz vermenin ve pazarlığın söz konusu olmadığı fizik ve insan arasında. Kulis çevirmek işe yaramaz, ne yaparsak yapalım fizik kendi bildiğini okur.

Gelelim rakamlara, şu anda var olduğunu bildiğimiz fosil yakıt rezervlerinin %80’ini çıkartmamamız gerekiyor. Eğer kazmaya ve çıkardığımız kömür, doğal gaz ve petrolü yakmaya devam edersek, gezegenin fiziksel sistemlerini bilim insanları ve hükümetlerin çektiği kırmızı çizgilerin çok ötesinde yoğun bir baskı altına almış olacağız. “Böyle yapmalıyız” ya da “şöyle yapmak mantıklı olur” değil mesele. Söylememiz gereken çok daha basit: “Yapmak zorundayız”.

52

Ve bunu yapabiliriz. Beş yıl önce, fosil yakıtları yerde bırakma fikri henüz tazeydi. Çevreci grupların iklim politikası konuşmalarının odağında talebin azaltılması vardı. Bireysel düzeyde: ampulünü değiştir. Devlet düzeyinde: karbon fiyatlandırması. Bunlar çok güzel fikirler ve yavaş olsa da istikrarla mesafe kaydediliyor (ABD’de diğer her yerden daha yavaş olsa da). Yeteri kadar zaman verildiği taktirde bu tip uygulamalar karbon emisyonlarını yavaş yavaş ama etkili bir şekilde düşürebilir.

Ancak, zaman tam da elimizde olmayan şey. Atmosferdeki karbondioksit seviyesi, geçtiğimiz bahar 400 ppm’i geçti. 2014, kaydedilmiş en sıcak yıl olarak tarihe geçmişti, ta ki 2015 rekoru kırarak liderliği alana kadar.  Bu yüzden, iklim meselesini çözmek için sadece talep değil arz kısmının da halletmemiz gerekiyor. Fosil yakıtları yerin altında bırakmalıyız.

Yerin Altında Bırak (Keep it in the ground)

Esasında, para, Yerin Altında Bırak kampanyasının (Keep it in the ground) püf noktası. Bu kömür, doğal gaz ve petrolün, yani paranın, çoğu birkaç devasa yeraltı karbon rezervinde yoğunlaşmış durumda. Kuzey kutbunda petrol; Kanada, Venezuela ve Hazar Denizi’nde katranlı kumlar; Batı Avustralya, Endonezya, Çin ve Amerika’daki Powder Nehri Havzası’nda kömür ve Doğu Avrupa’da çıkartılmayı bekleyen kaya gazı. Bunları ‘karbon bombaları’ diye de nitelendirebiliriz. Patlarsa, yani çıkartılıp yakılırlarsa dünyayı enkaz haline getirecek. Bu saydığım yerleri tabii ki de çıkartılmayı bekleyen gömülü para olarak da görebiliriz. Dünya kadar para. Bu kadar kömür, doğal gaz ve petrol toplam $20 trilyon değerinde olabilir, belki de daha fazla…

Bu yüzden, petrol baronları ve kömür krallarının bu rezervleri asla yer altında bırakmayacaklarını, kısacası ‘Yerin Altında Bırak’ kampanyasının hayata geçirilmesi imkansız bir proje olduğunu söyleyenler var. Tabii ki de, şirketler kendi rızasıyla bu kadar büyük meblağları  yer altında bırakmayacaklardır. Mesela Koch biraderleri ele alalım: Kanada’daki katranlı kumları çıkartma projesinin en büyük ortaklarındanlar ve 2016 yılı için politik harcamalar için yaklaşık 900 milyon dolar ayırmayı planlıyorlar. Bu meblağ, ABD’de Cumhuriyetçi veya Demokratlar’ın harcadığından daha fazla. Çünkü bu insanların dünyanın en zenginleri arasında kalmaları için o petrolün yer altında kalmaması gerekiyor.

Ancak, bu imkansız bir iş değil. Kısa sürede akıntıyı tersine çevirmeyi başardık ve ümitsiz bir vak’anın peşinden gitmediğimizi gösterdik.

Görsel: YES! Magazine

Görsel: YES! Magazine

‘Yerin Altında Bırak’ kampanyasının altında yatan mantığı tam olarak kavramak, dünya çapındaki enerji projelerine karşı verilen mücadeleyi de anlamamıza yardımcı olur. Mesela Keystone XL boru hattı tartışması. Pundits’e göre mesele sadece bir boru hattıydı, ancak projeye karşı yapılan direniş Kanada’daki katranlı kumdan petrol üretiminin yaygınlaşmasını aniden ve keskin bir biçimde yavaşlattı. Bu petrolün yerin altından çıkarılıp markete girme sürecinin, şimdi veya gelecekteki karlılığından emin olmayan yatırımcılar onlarca milyar doları daha petrol fiyatları düşmeye başlamadan geri çektiler. Şu ana kadar katranlı kumların daha sadece %3’ü çıkartıldı. Bomba hala yerin altında, patlamayı hazır bekliyor. Eğer bu tip projelerin hayata geçmesini engellersek, bombayı etkisiz hale getirmiş olacağız.

Dünyanın her yerinde bu taktikler işe yarıyor. Mesela; Avustralya’da, Queensland’deki Galilee vadisine yapılması planlanan, dünyanın en büyük kömür madeni olayazan projeyi engellemek isteyen yerliler ve iklim bilimcilerin sürekli oluşturmaya çalıştıkları baskı. Dünya çapında destek bulan mücadelenin sonunda, mega projeye finansman sağlayacak bankaları protesto edip baskı altına alan aktivistler sonuca ulaştılar. 2015 bahar aylarında, dünyanın en büyük finansal kurumları projeye kredi vermeyeceğini açıkladı ve yaza geldiğimizde mega projeyi üstlenen maden şirketi, ofislerini kapatıyor ve projede yer alması planlanan kadrolarını dağıtıyordu.

Para meselesi, ‘Yerin Altında Bırak’ stratejisinin asli parçalarından biri. 2012 güzünde, öğrenciler, kanaat önderleri ve diğer aktivistler, ABD’de, 350.org’un (benim de kurucuları arasında yer aldığım bir organizasyon) desteklediği bir kampanya düzenleyerek fosil yakıtlara yapılan yatırımların çekilmesi istediler. Kısa sürede Avustralya ve Avrupa’ya da yayılan kampanyanın savı oldukça netti: Shell, BP, Exxon ve Chevron gibi devasa şirketler daha çok fosil yakıt çıkartıp yakılarak gezegenin baş edemeyeceği seviyede karbonun atmosfere salınmasını planlıyorlarsa, bu şirketler normal değillerdir.

En başta bu kampanya hareketi oldukça mütevazıydı. Maine’de ufacık bir üniversite olan Unity College, 13 milyon $ değerindeki portföyünün  içindeki fosil yakıt hisselerini satarak ilk oldu. Daha sonra kampanya hızla yayılarak dünyanın birçok yerine ulaştı, çünkü işin matematiği çok basit ve fizik boyutu inkar edilemeyecek durumda. Şimdiye kadar Stanford’dan tutun Oxford’a, Sydney’den Edinburgh’a birçok üniversite yatırımlarını geri çekti. Ortak vurguları; bir yandan genç insanlara eğitim verirken diğer yandan bu insanların yaşayacağı gezegeni yok etmenin mantıklı olmadığıydı. Birkaç kıtada aktif olarak çalışan, Ditto doktorları dernekleri, hem halk sağlığını yok eden şirketlere yatırım yapıp hem de toplumun çıkarını düşündüğünü iddia etmenin inandırıcı olmadığını savunuyorlar. Ditto the United Church of Christ and the Unitarians ve Church of England and the Episcopalians, yaradılış kavramının bu denli bir yıkımla çelişkili olduğunu öne sürdü.

Kömür devi Peabody 2014’te hissedarlarına yaptığı resmi açıklamada, fosil yatırımları terk etme kampanyasının şirketlere doğrudan zarar verdiğini, hisse fiyatlarını etkilediğini ve bu yüzden sermaye arttırımı yapamadıklarını açıkladı. Dahası, karbonu yerde bırakmanın gerekliliğini dünyanın kurumsal merkezinin kalbinde ilan etmiş oldu. Rockefeller Biraderler Fonu (The Rockefeller Brothers Fund) fosil yakıt hisselerinden yatırımlarını çekmeye başladılar; Deutsche Bank, Dünya Bankası (World Bank) ve Uluslararası Para Fonu (IMF) aynı yoldalar. Rockefeller’ın açıklamasından bir ay sonra, İngiltere Merkez Bankası başkanı, karbon rezervlerinin büyük bir çoğunluğunun ‘yakılamaz’ durumda olduğunu ve karaya oturmuş mallar gibi düşünülmesi gerektiğini söyledi. Çok büyük fonların fosil yakıt hisselerinden yatırımlarını çekmelerinin sebeplerinden biri de ‘karbon balonu’’nun içinde kalmak istememeleri. Kaliforniya Kamu Görevlileri Emeklilik Sistemi’nin (The California Public Employees’ Retirement System) erken davranıp hisselerini satmaya başlamaması 5 milyar dolara mal oldu.

Bahar aylarında iklim hareketinden barışçıl eylemler

Ancak, mücadele hala oldukça zor devam ediyor, çünkü siyasetçiler petrol firmalarının isteklerine göre hareket etmeye fazla alışkın. Örneğin, Paris İklim Zirvesi’nden sadece günler sonra Obama yönetimi ve Kongre, ham petrolün ihracatını kısıtlayan 40 yıllık yasakları kaldırarak petrol sanayisine çok güzel bir hediye vermiş oldular. Yine de yeterince hızlı olmasa da ilerleme kaydediyoruz, mesela ihtiyatlı Hillary Clinton’un Kuzey Kutbu’ndaki petrolün çıkartılmasına karşı çıkması çok önemli bir gelişmeydi

Tam da bu sebepten dolayı iklim hareketi bahar aylarında, ‘karbon bombaları’nın bulunduğu alanların olabildiğince çoğunda, fosil yakıtların çıkartılmasını yavaşlatmayı amaçlayan, barışçıl eylemler gerçekleştirecek. Daha da önemlisi, bu devasa ama izole rezervleri afişe edip, dikkat çekmeye çalışılacak. Bu eylemlerin başını çekenler, her zaman olduğu gibi, civarda yaşayan topluluklar olacak. Geriye kalan bazılarımız eylemlere katılan kişi sayısını arttırmaya çalışırken bazıları da elçilikler ve bankaların önünde mücadeleye destek verecek.

Eğer hala şüpheciyseniz 1980’li yıllarda dünyanın önde gelen bilim insanlarının, Amazon yağmur ormanlarının gezegenini geleceği ve ‘hayatta kalma mücadelesi’ için kesinlikle gerekli olduğunu ortaya koyduktan sonra olanları gözden geçirin. Brezilya devleti, birçoklarını şaşırtacak şekilde, ormansızlaştırmayı yavaşlatmak için harekete geçmişti. Çabaları tamamen başarılı olmasa da, nasıl biz fosil yakıtları yerin altında tutmak zorundaysak, onlar da ağaçları aynı şekilde yerin üstünde tuttular.

Dahası, bu mücadelede Brezilya’lıların elinde olmayan bazı avantajlara da sahibiz. İlk olarak, Brezilya fakir bir ülkeydi. Ancak, karbon bombası dediklerimizin çoğu Kanada, ABD ve Avustralya gibi daha varlıklı ülkelerin toprağında bulunuyor ve bu karbon bombalarının toprakta kalmasını telafi edebilir bu ülkeler.

Daha da önemlisi, fosil yakılara alternatiflerin giderek ucuzlamasıyla beraber bu mücadeleyi sonsuza kadar kazanmamız gerekmediği sonucu ortaya çıkmaya başladı. Son altı yılda güneş panellerinin fiyatı %70’den daha fazla düştü. Bu, hidrokarbon kodamanları için ciddi bir tehdit anlamına geliyor. Biliyorlar ki önümüzdeki birkaç yıl içinde yeni bir altyapı oluşturmaları gerek. Eğer bu boru hattı ve maden projelerini zamanında hayata geçirebilirlerse, sonraki 40-50 yıl boyunca düşük maliyetle karbon çıkartabilecekler (ve gezegeni enkaza çevirmeye devam edecekler). Olur da yapamazlarsa, birkaç sene daha engel olabilirsek bu projelere, temiz enerjiye geçişi geri döndürülemez noktaya taşımış olacağız.

Bu mücadeleyi zamanında kazanacak mıyız bilmiyorum. Şimdiye kadar verilmiş olan hasar hakkındaki veri seli sinirimi bozuyor. Ancak, biliyorum ki bu savaşta her cephede mücadele ediyoruz. En önemlisi, en yalın haliyle: Kömür, doğal gaz ve petrolü yerin altında bırakabiliriz, bırakmak zorundayız ve bırakacağız.

50-Bill McKibben

Bill McKibben

 

Haberin İngilizce Orijinali

Yazı: Bill McKibben

Yeşil Gazete için çeviri: Cem Sabuncu

(Yeşil Gazete, Yes!)