Karbon ayak izinizi hesapladınız, peki ya azot ayak iziniz?

Michael Slezak tarafından The Guardian‘da yayımlanan yazısını Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Çiğdem Külekçioğlu Houdin‘in çevirisiyle paylaşıyoruz.

***

azotpis

Beyrut’ta tehlikeli sis tabakası. Araştırmacılar 188 ülkenin ortalama azot ayak izini hesapladılar. Görsel: Amer Ghazzal/Barcroft Media

Reaktif azot salımı son 150 yılda on kattan fazla arttı. Bu durumun hava ve su kirliliğinden kaynaklanan ölümlerdeki artışta payı var.

Karbon ayak izinizi nasıl kontrol altında tutabileceğinizi duydunuz. Peki ya azot ayak izinizi? Doğaya reaktif azot salımı son 150 yılda on kattan fazla arttı. Bu durumun, hava ve su kirliliğinden kaynaklanan ölümleri artırmaktan başka asit yağmuru ve Büyük Set Resifi gibi ekosistemleri bozması gibi sayısız başka etkileri de var.

Şimdilerde, ilk defa, araştırmacılar 188 farklı ülkeden insanın ortalama azot ayak izini, tam olarak nerede bu kirliliğe neden olduklarını hesapladılar. Böylece dünyanın reaktif azot salımını azaltmasına yardımcı olabilecek düzenlemelerin önünü açmayı umuyorlar.

Atmosferin %80’i durgun moleküler azot (N2) halindeki azottan oluşuyor. Bu haldeyken azot kimyasal tepkimeye girmiyor. Dolayısıyla insanlara ve bitkilere ne bir yararı ne de bir zararı var. Yerküre tarihinin büyük bir kısmında, N2 molekülünün amonyak ya da azot oksit (kahkaha gazı olarak da bilinir) gibi reaktif azot haline gelmesini sadece bakteriler, şimşek ya da sebzeler sağlayabildi.

“’ N2 ‘yi reaktif azota dönüştürmek çok fazla enerji istiyor,” diyor Avustralya’daki Sydney Üniversitesi’nden Arunima Malik.
Ancak Sanayi Devrimi’nden beri, insanoğlu atmosfere yüksek oranda fosil yakıt tüketiminden kaynaklı reaktif azot yüklüyor. Reaktif azot 20. yüzyılın başından itibaren gübre kullanımı ile toprağa da yükleniyor.

Mevzuat düzenlemeleri fosil yakıt kullanımı kaynaklı salımı azaltmakta etkili olabilir; tabii Volkswagen’in yaptığı gibi çiğnenmeye çalışılmazsa… Ancak azotlu gübre kullanımından kaynaklanan salımı sınırlamanın daha zor olduğu görüldü.

Bu araştırmaya iştirak etmeyen 2016 Uluslararası Azot Konferansı sekreteri ziraat mühendisi Cameron Gourley’a göre Haber-Bosch1 yöntemi  yöntemi ile azot bazlı yapay gübrenin üretimi insanoğlunun %40’ının beslenebilmesini sağlıyor.

“Bunun dünyadaki en önemli buluşlardan biri olduğunu farkında olmalıyız.” diyor Gourley. “Ancak çok fazla üretiyoruz. Bitkiler ya da hayvanlar tarafından alınmayan azot kirlilik olarak karşımıza çıkar. Hiç şüphem yok ki azot fazlası ve yarattığı çevre sorunları bizim için büyük bir dert olacak… Bu durum çok fazla gözardı ediliyor.”

“Azot salımını etkin bir biçimde azaltmak için sadece azotun nerede üretildiğini bilmek yetmez,” diye belirtiyor Malik. “Azotun nereye gittiğini ve nerede tüketildiğini de bilmeliyiz.”

Malik ve meslektaşları 188 ülkede 15 milyon ürünün 5 milyar tedarik zincirinden oluşan bir veritabanını inceledi. Bu veriyi küresel azot salımı veritabanı ile birleştirdiler ve çeşitli sistemlerde reaktif azotun nasıl hareket ettiğini modellediler.

“Sonunda diğer ülkelerde raflara konan ürünleri kimin ürettiğini ve kimin bu üretimden etkilendiğini öğrenmek istedik,” diyor Malik.
Sonuçta, tüm dünyanın azot ayak izinin neredeyse yarısından dört ülkenin mesul olduğunu gördüler: Çin, Hindistan, Amerika Birleşik Devletleri, Brezilya.

Ancak Nature Geoscience’ta yayımlanan sonuçlar gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında kişi başına salım oranında dikkate değer bir farklılık olduğunu gösteriyor.

Ortalama olarak, Liberya ve Papua Yeni Gine’deki her bir kişi yıllık reaktif azot kirliliğinin 7 kg’dan azından sorumlu. Oysa Hong Kong ve Lüksemburg’daki insanların her biri her yıl 100 kg’dan fazla salımdan sorumlu.

Gelişmiş ülkeler azot salımı yapan ürünleri genellikle ithal ediyorlar. Örneğin Japonya, Almanya, Birleşik Krallık, ABD gibi ülkelerde kişi başına düşen azot ayak izi, yerel ölçekte ürettikleri azot miktarının iki katını buluyor. Tek istisna Avustralya: Çok sayıda besi hayvanı ihraç ettiği için azot salımı yapan ürünleri lokal olarak tüketmekten ziyade dışarı göndermiş oluyor.

Araştırmacılar ürünlerin tam olarak nerede üretildiğini gösteren bir veritabanı ve kirliliğin tam olarak nereye taşındığını gösteren bir model kullandıkları için bir grubun eylemlerinin diğer grubu nasıl etkilediğini kesin olarak gösterebildiler.

Mesela, Kaliforniya’nın Tulare Bölgesi’nde çok miktarda inek ve sığır üretiliyor ve bunların çoğu Japonya’ya ihraç ediliyor. Bu sektörün faaliyetleri sonucunda, bölge sakinlerinin %15’i –ki çoğunluğunu Latin kökenliler oluşturuyor- içine maksimum kirlilik düzeyinin bir buçuk katından fazla miktarda gübre kaynaklı azot karışmış içme suyu kullanmak zorunda. Bu durum, özellikle de yenidoğanlarda, sağlık problemlerine yol açabiliyor.

“Sonuçlar gösterdi ki küresel azot salımını düzgün bir şekilde sınırlandırabilmek için uluslararası antlaşmalar gerekli,” diyor Malik. “Ülke sınırlarının ötesine geçen azot ticaretini kontrol altında tutabilmemiz için uluslararası sözleşmelere ihtiyacımız var.”
Buna ilaveten, Malik ürünlerin üzerine o ürünün azot ayak izini belirten bir etiketin konmasının tüketicilerin bilinçli tercih yapmasına yardımcı olabileceğini öne sürüyor.

Gourley, sorunun azotlu gübrelerin düşük maliyetli olması olduğunu belirtiyor: “Gübre kalemi maliyetin ufak bir kısmını oluşturduğu için, gübre kullanımı azaltmak amaçlı ekonomik anlamda bir dürtü yok.”

“Reaktif azot kullanımına bir maliyet ekleyecek olan azot vergisi gibi bir şeye ihtiyacımız var,” diye belirtiyor Gurley. “Ekonomik göstergeleri incelemeli ve dışsallaştırılmış bu faktörleri nasıl en iyi şekilde yönetebileceğimizi düşünmeliyiz.”

Ç.N.1: Haber-Bosch yöntemi: havadaki moleküler azotun yüksek basınç ve sıcaklık altında amonyağa dönüştürülmesine imkan veren yöntemdir. Bu yöntemle yapay gübre üretimi olanaklı hale gelmiştir.

 

Haberin İngilizce Orijinali

Yeşil Gazete için çeviri: Çiğdem Külekçioğlu Houdin

(Yeşil Gazete, The Guardian)